Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Eylül '07

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
7209
 

Atatürk ’ü sevmek

Atatürk ’ü sevmek
 

Ben, Atatük’ü sevmesini annemden öğrendim. Annem, bana, onu neden sevmem gerektiğini öğretti. Ben de okuyup, Atatürk’le ilgili elde ettiğim tüm bilgileri anneme anlattım.

Annemin, Atatürk’le ilgili sahip olduğu bilgiler hep kulaktan duymaydı. Dedem, kız olduğu için annemi okula göndermediğinden, o okumayı, ağabeylerinden öğrenmişti.

Onun, Atatürk’ü bu kadar çok sevmesinin bir çok nedeni vardı. Onu zorlukların, güçlüklerin ve başarıların adamı olarak görürdü.

“Zavallı ne zorluklar yaşadı. Ne savaşlara girdi de, bu milleti kötü adamların elinden kurtardı” derdi.

Ama her zaman için sözünün sonuna,

“Hiç kimse onun kıymetini bilmedi, bilmiyorlar. Çok kıymetli bir insan o, çoook” cümlesini eklerdi.

Annemin, okuyup, tahsil yapmamış biri olarak, Atatürk hakkındaki bilgi ve ilgisi beni şaşırtırdı. Ama tahminime göre bu sevgi bağında, onun Hatay’da yaşamış olmasının çok önemi vardı.

Annem Hatay’ın şu an ilçe olan Belen kasabasında doğmuş ve gençliğini orada geçirmişti. Bana anlattıklarına göre, Anavatan kurtarılmış ama, Hatay dışarıda kalmıştı.

Anavatan’da olup, biten her şey Belen’de de anında kulaktan kulağa yayılırken, dedem de dışarıda ne duyuyorsa eve getirip anlatıyormuş. Annem de bunları ilgi ve merakla dinleyip, hafızasında bir Atatürk portresi oluşturmuş.

Çocukluğu hep Atatürk’ün yolunu gözlemekle geçmiş annemin. Çünkü ona ,

“Atatürk gelecek ve bizi kurtaracak” demişler.

Yılları hep bu düşünceyle geçmiş. Ama o yüce insanı görmek anneme kısmet olmamış.

Eğer Atatürk ölmeden önce Hatay, Anavatan’a katılmış olsaydı, Atatürk, Hatay’a gidecek ve annem de onu görme mutluluğuna erişecekti.

O öldüğünde her Türk gibi annem de gözyaşı dökmüş. Ve Birinci Dünya Savaşı ile Kurtuluş Savaşı’nda 7 yıl askerlik yapıp, İstiklal Madalyası alan dedemin ağladığını ilk ve son kez o zaman görmüş...

Ve bir gün akşam dedem eve geldiğinde müjdeyi vermiş;
“Bu gece Türk askeri geliyor.”

Sabaha kadar kimse uyumamış evde. Ve sabaha karşı Türk askeri Belen geçidinden sessizce İskenderun’a girmiş.

Annem o günü;

“Önde süvariler vardı. Asfalt yolda kaymasınlar ve ses çıkmasın diye atlarının ayaklarına çuval parçaları bağlamışlardı. Onların ardından yaya askerler geliyordu. Belen’e öyle bir girdiler ki yer gök inledi. Yaya olanlar ayaklarını ‘rap rap’ diye yere vurdukça, her yer inliyordu. Yavrular günlerce yürümekten kan ter içinde kalmışlardı. Onlara su verdik. Yiyecek verdik. Herkes sevinçten ağlıyordu. Sanki her Türk askeri bana, Atatürk’müş gibi görünüyordu” diye anlatmıştı bana.

Onun çocuk yaşta yaşadığı heyecanın aynısını duymuştum içimde.

İşte bana , Atatürk sevgisini daha ilkokula başlamadan aşılayan bu kadındı.

Atatürk’ü yalnızca tarih kitaplarının anlattığı kadarıyla değil, kendi isteğim ve ilgimle daha iyi tanıyabilmek için birçok kitap okudum. Onun anılarını okudum. Amacının ne olduğunu, düşüncelerini, fikirlerini öğrenmek için araştırdım. Manevi bağlılığın yanı sıra, gerçek anlamda neden sevmem gerektiğini öğrenmek için okudum. Böylece bizim için ne kadar değerli bir insan olduğunu farkettim.

Onun da sevilip, sevilmek istediğini, acılarının, mutluluklarının yanı sıra mutsuzluklarının olduğunu gördüm.

Ve yaptıklarıyla tek başına böbürlenmek yerine, her şeyi kendine mal eden, bencil liderler gibi, “Ben güçlüyüm, her istediğimi yaparım” demek yerine, her zaman için Tür milletine, Türk gencine olan güvenini ortaya koyduğunu öğrendim. İşte bu yüzden onu sevdim ve seviyorum.

Ve onun Türk gencine olan güvenini nasıl ortaya koyduğunu, ondan bir anıyı, onun en yakın arkadaşı Ali Kılıç’ın ağzından anlatarak aktarmak istiyorum.

“Her zaman yaptığı gibi bir akşam aniden karar verdi. Sofradan kalkıp, hep birlikte Ankara Palas’ın altındaki eğlence salonuna gittik. Oraya ulaştığımızda, Fransa’nın Suriye Olağanüstü Komiseri’nin de (Büyükelçi) orada bulunduğunu öğrenince, salonun orta yerine büyük bir masa hazırlattı. Komiser Poçet’i de masaya davet etti.

Beni, Nuri Conker’i, milletvekili Kazım Paşa’yı, tek tek Komisere tanıttı. Derin bir sohbete daldık..

O günlerde Fransız Hükümeti, Hatay konusunda zorluklar çıkarıyordu ve bu da Atatürk’ü çok üzüyordu.

Bu konuyu açıp, içimizi Komisere döktük.

Bu sırada Atatürk, Komisere;

‘Hatay işi, benim şahsi davamdır. Beni üzüyorsunuz. Korkarım ki beni, meseleyi başka türlü çözmeye mecbur bırakacaksınız’ dedi.

Atatürk bu sözleri yüksek sesle ve Türkçe söylüyordu ve salondaki herkes onu dinliyordu. Bu arada Kazım Paşa’da, Atatürk’ün sözlerini Fransızca’ya tercüme ediyordu.

Atatürk’ün

“Beni üzüyorsunuz” sözü duyulur duyulmaz, salonda bulunan bir genç gür bir sesle,

‘Atatürk! üzülme. Arkanda biz varız’ diye bağırdı.

Atatürk birden başını sesin geldiği yöne çevirdi. Kaşları çatılmış, suratı asılmıştı. Salonda derin bir sessizlik oluştu. Herkes Atatürk’ün, bu genç tarafından yapılan müdahaleye sinirlendiğini sanıyordu. Ama Atatürk gözlerini gence dikip,

‘Üzülme arkanda biz varız’ sözüne şöyle yanıt verdi:

‘Biliyorum çocuğum. Onu bildiğim içindir ki böyle konuşuyorum’

Ve salonda çılgınca bir alkış koptu.”

İşte Atatürk, Türk milletine, Türk gençliğine olan güvenini bu şekilde her fırsatta ifade etmiş, tüm başarılarını da arkasına aldığı milletiyle birlikte gerçekleştirmiştir.

Millet olmadan, millet desteğini almadan hiç bir işi başaramayacağını bilmektedir. Ve öyle davranmıştır. Bunun içindir ki 19 Mayıs’ta Anadolu’ya çıkmış, şehir şehir, köy köy gezip, kendini, amacını anlatmış, Türk ulusunun önüne geçip, onu peşine takmıştır. Onun lideri, Atası olmuştur.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Tuncay Dağlı, bir yakınım bana annesini anlatmıştı; ben, o annede kendi annemi gördüm ve dedim ki "Anadolu annelerinin romanı yazılmamış, bu bir roman; yazsana!.." O da bana "beraber yazalım" dedi, ben de "olur" dedim. Şimdi sizin yazdığınız bu yazınızda da ortak duygular var: Bir kere işgale uğramış topraklarda yaşayanların Atatürk'e ve onun askerlerine olan sevgileri hep zirvede olmuştur. Bir de anavatana katılamayan topraklarda yaşayan soydaşlarımızın Atatürk'e olan sevgileri çok büyüktür. Bunu hep gözlemişimdir. Acı, çok acı bir gerçek ki milletimizin Atatürk'e olan sevgisine zehir katıldı. Ne çok beyin, ne çok hainliklerle zehirlendi..Türkçe kitaplarına alınacak, çocuklarımıza okutulacak değerde çok güzel bir yazı olmuş.Atatürk'ü anlamak ve sevmek vatanı ve bütün bir milleti, birliği, dirliği, huzuru, sonsuza kadar varolmayı sevmektir; başarmaktır.Aklı başında her anne kendi hayatının tam bir savaş olduğunu bilir; Atatürk'ü kendisiyle özdeştirmesi çok doğal.Sevgilerimle

Cemal Hüseyin Çağlar 
 03.11.2007 21:57
 

Ne söyleyeceğimi bilemiyorum. Anneniz hala yaşıyorsa ellerinden binlerce kez öpüyorum ve önünde saygıyla eğiliyorum. Atatürk'ün bu millet için nasıl yüce bir anlam yüklendiğini ancak böyle anaların çocukları anlayabilir. Bizler de çocuklarımıza sizin anneniz gibi "Atatürk" sevgisi" aşılayabilirsek bu gençlikten ümidimi kesmemeyi sürdüreceğim. Öğretmenlik yaptığım yıllarda edindiğim deneyim, "en haylaz, en uslanmaz, en yorumsuz" çocukların bile mantıklı, sağduyulu ve sevgi dolu açıklamalar ve yaklaşımlarla kazanılabildiğidir. Atatürk gençliğe güvenirdi elbette, ama en çok ne yapardı biliyor musunuz? Severdi. Çocukları, gençleri öncelikle severdi. Sevginin çözemeyeceği sorun, üstesinden gelemeyeceği savaş yoktur. Biz de Atatürk'ü seviyoruz. Bu sevgi her güçlüğü alt eder. Ben buna inanır, bunu söylerim. Saygı ve sevgilerimle...

Moenia 
 11.09.2007 13:29
Cevap :
Teşekkür ederim, Atataürk bizim her şeyimiz hep öyle kalacak. saygılarımla  11.09.2007 17:21
 

Bloğunuzu okuduğumda anladım ki Atatürk'ü siz çok yakından görmüşsünüz. Ne mutlu size. Ne mutlu bizlere onu gerçekten hissedip anlatan sizin, yazılarınızı okuyabiliyoruz. Kaleminize sağlık. Sevgiyle kalın.

Gürsel Yüce Tercan 
 11.09.2007 13:12
Cevap :
Çok teşekkür ediyorum, sağ olun. Atatürk kendini anlatırken 'beni görmeniz önemli değil fikirlerimi, yaptıklarımı bilin yeter' demiş, gerçekten onu tanıdıkça daha çok seviyor insan. Onun döneminde yaşamak isterdim. Ama onun kurduğu devlete, cumhuriyete sahip çıkmak onun zamanında yaşamaktan daha önemli, çünkü şu an olmasa da fikirleriyle, düşünceleriyle, bize bıraktıklarıyla yaşıyor, bizler de Türkiye Cumhuriyeti'ne her yönüyle sahip çıkmamız gerekiyor. saygılarımla  11.09.2007 14:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 121
Toplam yorum
: 246
Toplam mesaj
: 75
Ort. okunma sayısı
: 1415
Kayıt tarihi
: 23.08.07
 
 

Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunuyum. 28 yıllık g..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster