Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ocak '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1313
 

Atatürk İlkeleri Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Felsefesini mi İfade Etmektedir?

Atatürk İlkeleri Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Felsefesini mi İfade Etmektedir?
 

  • Tabii ki hayır!
  • Bu soruya çok zaman boyunca yanıt aramış olmama rağmen, Kemalist arkadaşlarla denk düşen türden bir sonuca ulaşabildiğimi söyleyemem. Zira Kemalist arkadaşlar, ısrarla Atatürk İlkelerinin ki bu durum esasen Milli Eğitimin propaganda etmesinden dolayı ortaya çıkmıştır, kamuoyunda, Atatürk İlkelerinin, Milli Mücadele döneminde ortaya çıktığı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini oluşturduğu ileri sürülür ki, bu düşünce her yanı ile sorunlu ve döneme ilişkin fazlaca bir bilgiden yoksunluğunda ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır.
  •  
  • Bu konuya neden döndüğümü tam olarak ben de bilemiyorum. Oysa bu tartışma çok zaman önce noktalanmış olmasına karşın, biz yine daha dün bu konu üzerinde tartışma yapmak durumunda kaldık. Tuhaf bulduğum ise, Mustafa Kemal’in, bahsi geçen ilkelere ilişkin, daha Milli Mücadele döneminde plan ve program yaptığını ileri süren çok Kemalist arkadaşıma, çok da fazla bir şey anlatamamış olmanın rahatsızlığını duyuyorum. Ne var ki böyle sorunlu bir tarih algımızın olduğu, bu tarih bilgisinde Milli Eğitimin payının hayli fazla olduğunu da parantezimizin içerisine alalım.
  • Hemen şöyle bir soru sorma ihtiyacı duyuyorum ki, bu soru geçtiğimiz gün yapmış olduğumuz tartışmanın mihenk taşı durumundadır,
  • “Atatürk İlkeleri Milli Mücadeleye ve Türkiye Cumhuriyetine giden yolda kılavuzluk etmiş midir?”.
  • Bu soruya Kemalist arkadaşımın yanıtı gayet açık ve son derece netti.
  • “Evet. Kemalist ideolojinin sembolize edildiği bu ilkeler Milli Mücadeleye ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuna kılavuzluk etmiştir.”
  • Arkadaşımın bu hususta son derece net olduğunu vermiş olduğu yanıtta fazlasıyla görmek mümkün.
  • Oysa durum hiç de öyle değil. En azından bir “Acaba” diye sorgulama yapmak daha yerinde olurdu. Ne var ki, Kemalist çevrelerde uzun zamandan beri böyle sorunlu bir yaklaşımın olduğu, son derece köşeli ifadeler kullanarak, sorunu nihayete erdirdikleri malum hale geldi ki, daha yalın bir şekilde söylemek gerekirse, tartışamıyoruz bile, ikna edici olmak ise şöyle dursun.
  • Peki ama bizim veya en azından benim iddiam neydi?
  • Kemalist ideolojiye rengini veren ilkeler üzerinde tartışıyoruz ya… Benim iddiam odur ki, Atatürk ilkeleri ne Milli Mücadelenin kılavuzu olduğu yönündedir, ne de Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda kilometre taşı döşemiştir.  Böyle olması zaten mümkün değildir, birinci meclisin yekpare bir meclis olmadığı ortadadır. Çok farklı sınıf ve zümrelerin birinci mecliste temsil edildiğini bir kez daha hatırlatmak yerinde olur. Kaldı ki, Ekim devrimine ilgi duyan komünistlerden, Osmanlı özlemi içerisinde yanıp tutuşan çevrelere, liberallerden, otoriter rejim özlemi içerisinde olanlara kadar bir birinden farklı birçok yelpaze birinci meclise rengini vermişti.
  • O halde…
  • Kemalist ilkelerin Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yolda kılavuzluk ettiğini ileri sürebilir miyiz?
  • Bilindiği gibi Kemalist devrim, en nihayetinde bir burjuva dönüşüm sürecini de ifade etmektedir ve  bu dönüşüm sürecine önderlik eden ise yine Kemalist Bürokratik elittir. Bu süreçte, ihtiyaçlara binaen bir yanıt olarak da ortaya çıkmıştır Kemalist ilkeler. Yani diğer bir deyişle pragmatist bir anlayışı da temsil etmektedir Kemalist ilkeler ki, zaten Mustafa Kemal’in pragmatist bir devlet adamı olmadığını sanırım kimse ileri süremez. Farklı şekillerde, farklı dönemlerde ortaya çıkmış olan bu ilkelerin, adları dahi sonradan konmuştur ve CHP kurultaylarında resmiyet kazanmıştır.
  • Özellikle tam da bu noktada 1925 tarihli Takrir-i Sükûn Kanununa dikkat çekmek gerekiyor.
  • Bilindiği gibi Takrir-i Sükûn Kanunu, İstiklâl Mahkemelerinin kurulmasını ve türlü çeşitli şekillerde ortaya çıkabilecek muhtemel ayaklanmaları bastırmak adına ortaya çıkmış bir yasadır. Özellikle Kürt ayaklanmalarına ilişkin bastırma harekâtında Takrir-i Sükûn Kanununun özel bir işlevi olmuştur.
  • Tabi burada hemen şöyle bir soru aklımıza gelebiir.
  • “Takrir-i Sükûn Kanunu, sadece Kürt ayaklanmalarını bastırmak adına mı ortaya çıkartılmış bir yasadır?”
  • Hayır…
  • Takrir-i Sükûn Kanunu, bir taraftan Kürt ayaklanmalarını bastırmakta özel bir işleve sahip olsa da, işçi örgütlenmelerini önlemede, hatta ve hatta, milli mücadelenin kimi önder kadrolarını da  tasfiye etmek adına ortaya çıkarılmış bir yasadır. Bir anlamda, kendi çalıp, kendi oynama hevesinde olan CHP’nin, tek parti hegemonyasının kilometre taşlarını döşemiştir Takrir-i Sükûn Kanunu.
  • Hani yani tarihi zaferi kazananlar yazar ya… CHP’nin ikinci kurultayında Mustafa Kemal’in kendi yazmış olduğu ve yine kendisi tarafından okunmuş olan nutku buna iyi bir örnektir.
  • Yani “Zafer kazanmışların yazmış olduğu tarih”.
  • Yani Milli Mücadelenin başlamasından itibaren, o ana kadar ki geçen tarihsel sürecin kendi gözünden anlatımı.
  • Bilindiği gibi, hemen burada bir parantez açmak istiyorum, hayır, aslında bilindiği gibi değil, zira çok arkadaşımız ki kendilerini Kemalist olarak tarif eden çok arkadaşımız, özellikle sözüm onlaradır, CHP’nin 1927 yılında gerçekleştirilen ikinci kurultayında Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik ve Halkçılık ilkeleri kabul edilmiştir. Diğerleri, yani Devletçilik, Devrimcilik ve Laiklik ilkesi ise CHP’nin 1931’deki üçüncü kurultayında kabul edilmiş ilkelerdir. CHP dördüncü kurultayını 1935’de yapmış ve o kurultayda bu ilkeler “Kemalizm prensipleri” olarak ifade edilmek suretiyle parti programına dahil edilmişlerdir. CHP’nin 1935 yılındaki dördüncü kurultayının, bir anlamda Kemalizm ifadesine resmiyet kazandırıldığı kurultay olarak da ifade edebiliriz.
  • “Kemalist prensipler” olarak da ifade edilen ilkelerin anayasaya giriş tarihi ise 1937 yılıdır.
  • Dolayısıyla, Atatürk ilkelerinin Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecine ilişkin kılavuz olduğu yönündeki iddia pek de ciddiye alınabilecek türden bir iddia değildir.
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

nihat bey,benim yazdıklarım iyi niyetli bir yorumlama değil var olan gerçeklerdir. Mkemal kurtuluş svşnı da devrimleri de halk için halkla beraber yapmıştır. her devrim millet iradesini temsil eden TBMM de kabul edilmiştir. ''tepeden inme'' olarak kastedilen halkın hiç bir reform için yollara dökülmesine gerek kalmadan yapılmış olmasıdır. ne kadınlar erkekler ile eşit haklara sahip olmak için yollara dökülmüştür ne de demokratik cumhuriyet isteriz diyen olmuştur.herşey M.kemalin TBMM sunduğu ve daha sonra batının kemalizm diye isim verdiği bir projedir. kurtuluş svş. da M.kemali destekleyenler bile tam bağımsızlığı hayal edemiyorlar monarşi ya da manda ile sonuçlanır diye düşünüyorlardı.alevilerin Mkemalin yanında olmalarının sebebi laikliktir kürtlere ise bir takım vaadlerde bulunduğu tam olarak kanıtlanmamış iddalardır ki öyle bile olsa sonuçta karar mercii tbmm dir.KHKlerle meclis tatildeyken bile yasa çıkarıp ülke yönetmek sadece ileri demokrasiye özgüdür tek partili döneme değil.

Meltem Şahin 
 05.02.2012 3:58
Cevap :
Meltem Hanım tam da anlaşamadığımız noktanın burası olduğunu düşünüyorum. Tepeden toplumu biçimlendirme söz konusu. Bu durumun sonraki süreçte bir dizi sorunuda beraberinde getirdiği malumunuz.   13.02.2012 9:25
 

nihat bey ,türkiye cumhuriyetine giden yolda iki süreç vardır 1-Kurtuluş svş.2-Atatürk devrimleri birbirini takip eden bu iki sürecin birbirinden en önemli farkı birincisinintopyekün destek görmüş olması ,ikincisinin ise M.Kemalin çevresinde oluşan asker,sivil öncü bir takımın yukarıdan aşağıya oluşturmuş olmasıdır.M.Kemal direnişin ilk adımlarını başlattığı samsuna çıkışından hemen sonra mudafaa-i hukuk cemiyetleri örgütlenmelerini kurmuş ve bunların üzerine inşa ettiği Kurtuluş savş.nı,meşru egemenlik kaynağı olarak gördüğü Büyük Millet Meclisine götürmüştür yani bir anlamda yeni toplumu uluşturacak devrimleri ve kurtuluş svş. süreçlerini birbirinden ayrılmaz bir biçimde TBMM çatısı altında birleştirmiştir.düşüncesine katılıyorum..

Meltem Şahin 
 02.02.2012 13:16
Cevap :
Genel olarak düşüncelerinize katılmakla beraber, sizin kadar iyimser yaklaşamıyorum konuya. Kurtuluş savaşı top yekün bir destek almıştır. Zira kurtuluş savaşı öncesinden Mustafa Kemal'in Anadolu'da çok farklı keismlerle yapmış olduğu görüşmeler vardır ve bu görüşmelerin amacı destek sağlamaktır. Bu hedefindede başarıı olmuştur. Bu desteği sağlarken Mustafa Kemal'İn ödünlerde verdiği aşikâr. Özellikle Kürt Aşiretleri ve Alevi dedelerine. Ne var ki sonraki süreçte homojen bir toplum yaratma hevesiyle vaadlerinde çark etmiştir. Ne aleviler, nede Kürtler durumdan hoşnut kalmışlardır. Tabii alevilerin Mustafa Kemal'e yakın durmalarının nedeninde Osmanlı döneminin baskıcı ve otoriter yanının ağır bastığını söylemek abartı olmaz. Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşundaki önemlib ri noktaya dikkat çekmişsiniz ki, bende aynen katılıyorum buna, yukarıdan aşağıya örgütlenme. Belki de bu gün en fazla üzerinde tartışılan konulardan birisi de budur. Sorunun özünü bu nokta özetliyor.  02.02.2012 15:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1512
Toplam yorum
: 3024
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 1099
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster