Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ağustos '07

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
3221
 

Atatürk köşkünden Çiçek Yaylasına (Bozüyük'ten-Köşk'e)

Atatürk köşkünden Çiçek Yaylasına (Bozüyük'ten-Köşk'e)
 

Bozüyük çok zaman beni bağlı olduğu il bakımından şaşırtır. Öncelikle aklıma Eskişehir gelir. Çünkü bu tarihi ve büyük ilçe tek başına da ilçeler arasında son günlerin tabiriyle marka olmuş bir kentimizdir. Ama Eskişehir-Bursa yolu üstünde olup Ankara yolu bu buradan geçince Bilecik'i unutuyoruz.

Bu ilçe'den geçen yolun trafiği çok yoğundur. Nasıl olmasın, Bursa tarafından gelen marmara ve egenin bir kısmı ile Marmara bölgesinin kuzeyi ve tabi İstanbul hinterlandını iç anadolu'ya bu yol bağlar. Bozüyük'ün batısı yol kavşağıdır. Bu kavşak Cumhuriyet tarihimizin de doğuş yol kavşaklıklarına tanıklık etmiştir.

Şöyle anlattılar hikayesini: İnegöllü Çolak İbrahim Efendi, Kuvayı Seyyare Kumandanı iken, İzmir Seferihisar'ı kurtaran. Cumhuriyet döneminde de Bilecik mebusu olan Çolak İbrahim Bey tarafından yaptırılmiştır. Çolak İbrahim Bey Konağı'nda 20 Mayıs 1926 tarihinde, Atatürk misafir edilmiştir.

Cumhuriyet'imizin kurucusu büyük önder Atatürk bu kavşaktan çok geçmiştir. Bu gün bu yoldan çoklarının geçipte fark edemediği unutulmuş Köşk'ten söz açıp, zirvedeki Köşk'ün yoluna revan olacağım.

Bilecik'ten veya Bursa Mezit boğazı istikametinden Bozüyük'e batıdan girişte sol tarafta. Bozüyük'ten batı yönüne çıkışta da sağ tarafınızda, git gide plansız kentleşme örneği ile evlerin arasında görünmez olmaya başlayan eski dublex bir yapı dikkatinizi çekmeyebilir. Ama ilgi bekliyor. Bundan sonra farkına varın. Bu kent girişindeki köşkün ikizini dağların doruğunda birazdan size anlatmaya çalışacağım. (Gördüğüm zaman itibariyle)

Bilecik yoluda yeşildir ama ben Muratdere-Mezitboğazı yönünden gideceğim. Bu yol yeşil ormanların içinden geçerek İnegöl ovasına çıkar. Ormanlar zaten yeşil olur ama bu ormanlar bölgeler arası geçiş alanından olduğu için mi nedendir, başka yeşil. Başlangıçta sarıçam ormanlarının koyu yeşili vadideki yeşil açıklıkların ötesinden, orman deposunun ardından köylerin gerisinden dağ yamaçlarını derin bir yeşil renk kaplar. Acaba Atatürk hangi ormanlardan geçerken "Yeşil görmeyen gözler renk mefhumundan mahrumdur." demiştir diye aklıma geldi.

Bu yolun devamında İnegöl sınırına girerseniz, kayın ormanları başlar. Kuzey yöne bakan yamaçlarda kayınların içnden bende varım diyen göknarları da unutmamak gerekir. Kayın ormanlarını burada anlatmakla yetmez. Bu ormanlara ayrı zaman ve yer ayırmak gerekir.Yoksa o dev ağaçlara saygısızlık olur.
Eskişehir-bozüyük ile İnegöl-Bursa duble yolundan güneye sapıyoruz. Vadi tabanındaki ziraat topraklarında zor kurtulan kenardaki yeşil çayırların yatılası güzelliğine iç geçirerek yoluma devam etmak durumundayım. Beni takip edenlerle, aynı his ve zevkleri paylaşmaya bilirim diye düşünerek orman yolu içinde, beni görenlerden kayboluyorum. Yol mu! onu zaten gitmiyorsanız nerede olduğunu, transit yoldan göremezsiniz.

Çevremdeki bu çam ormanları hayat kaynağıdır. Tıp tenolojisinin günümüzdeki tedavi ve ilaç çeşitliliği bu kadar gelişmemişken, sanatoryumlar yapılırmış, kente yakın ormanlara. Şimdi koruyucu sağlık tedbiri olarak düşünüyoruz, böyle orman denizlerini. Şuna bak şu ağaçların güzelliğine. Eğer bu ormanlar her zaman görmediğiniz ortamlar sa bütün ağaçları akşamdan sabaha yıldızlara kavuşmak için yarışa girmiş zannedersiniz. Gözle görülen bir göğe doğru yükselen sürgünlerin narinlikleri, sevilecek herşeyin yerini alır.

Bu ormanlarda yaya gezecaksiniz çam kokusunu tenefüs ede ede. Dursun şuracıkta araba! Doğayı dinleyelim, yaratanı fark edip bütün bu manzarayı birde Yunus'un gözünden seyredelim. Uzaklaşalım arabadan tabiatın müziğine kulak verelim gel. Bir koku var ben tanımlayamam, gel burada hisset kendin. Rahat gezerim bu ormanlarda zamanım olsa, yerde diri örtü yok gibi, derecikler bir adımdır karşı sırtlara. enerjinin nereden geldiğini mi düşüneceksin sanki. Yarulmayı mı hissetin, hayır onu bu cennette unutacaksın, her gördüğün pınardan kana kana yudumlayacaksın.

Bu gezinti içinde bir yandan da oturup, eğilip, toprak canlılarını tanıyacaksın. Yolumuz uzun atla! Gidelim dağlara bu sonu gelmeyen ormanlara ruhumuzu verelim. Kıvrıla kıvrıla çıkar bu orman yolu. Görüyorsun ormanın yükselişini. Hiç gelmedin mi böyle derinliklere. Göğe değmek isteyen yeşilliklere. Bunlar 'orman'ın güzellerince oluşmuş şu ağaçların toplumsal dayanışmasının en güzel örneğidir.

Bu ağaçları böyle dağda özgür ve güvenli mi sanırsınız? Bunlar hiç kımıldayamaz, ayakları da yok, kaçamaz. 'Bizon'lar gibi toplu korunurlar. Kar kırmasına, rüzgar devirmesine, sessizce direnirler. Bu hikaye geniştir ama biz görünce hatırlarız.

Şimdi duralım bak ne gördün!! Ağaçların ardında bulutların önünde bir kartal yuvası. Gidelim gel yanına, şöybir bakalım, dikkatli yürüyelim arkası uçurumdur. Aaaa !!! bu Bozüyük'teki Ata'nın köşkü değilmi. Orman bizi oyaladı anlaşılan. Bizden önce belki de babalarımızdan önce gelmiş olmalı. Çünkü çok yıpranmış, unutulmuş, Nemrut dağı zirvesi gibi nasılda dayanmış bunca yıllara. Bu dağın üstünde ağaçlar olmuş arkadaşı. Şöyle bir girelim güney traftaki kapıdan.İstersen dur bakalım güney kayalık yamaçlara. Orman da yok o yanda. Ayağın kaysa gidersin, ölünce benimle gelemezsin. Dikkatli çıkalım bu köşke, fayansı, küveti hepsi yapılmış dubleks olan mimari yapılmasıyla kalmış. Atatürk'ümüz de zaman bulup gelemedi dediler belki de bu yüzden terk ettiler. Gel de şiir gibi akma, hüzünlü hüzünlü bakma.

Gül alan mevki diyorlar, bu civara. Belki başka hikayesi de var. 22 Km. Bozüyük'e, pek te uzak değil gibi bakıma.

Daha fazla üzülecek hal mi var, hadi gidelim dağlara, dağın ormanlarına. Bu yol böyle uzar gider. Bizde gideriz, göknarların içinde , çayır çimen yayalaların içine. Dağın üstünde batıya doğru gideriz. Fazla gidersek Mezit'e ineriz. Bu yayla tepelerinde yükseklik 2000 metre civarında zıplasan marmarayı görürsün göknarların üstünden. Böyle yeşil renkli çimen başka yerde yoktur, Karadaniz dışında yine bu kadar doğal değildir. Bizden başka kimse yok. Bak işte ilerde bir çadır var kenardaki ormanın kenarında. İşte teyze, elinde koca bir bakır tas, tereyağlar yüzüyor ayran dolu içinde. Bu yayla da yayladan başka yer görülmez. Tepenin üstünde, hertarafı ormanla çevrili düz sayıla bilecek beş hektar kadar genişliği var.

Çiçek Yaylası buranın adı. Yem yeşil her mevsim. belki endemik türler de vardır. Zaman olsa her mevsim geliriz.Bu dağların zenginliğini belki biliriz.

Geri dönüşte mi var. Gitmesek olmaz mı, bu yaylada bu ormanın koynunda kalınmaz mı?

NARİÇİ.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli arkadaşım, şu sıralar oğlumun yokluğunu fırsat bilip, özellikle hafta sonu, eş dost ziyaretlerine gidince, yazıları pek takip edemez oldum. Sizin sıkca gezi yazıları yazdığınızı farkettim ama, gerçekten yollara düşüp de mi yazıyorsunuz, bilginizi bize aktarış tarzınızdan mıdır öyle algılamam, işin içinden çıkamadım.:)) Elinize sağlık, gezdirdiğiniz yöreler için de ayağınıza sağlık diyelim:)) Sevgiler, en derin mavilerle...

derinmavi.. 
 28.08.2007 21:21
Cevap :
Eee. O kadar olacak.Ben naradeyim farkında değilim. Bazan ben bazan düşüncem gezer.Yazıları beğendinizse mesene yok,ama yazdıklarımda yalanda yok. teşekkür ediyorum.sevgi ve saygılar.sizede sağlık diliyorum. (Bütün İzmir mavileşsin okuduğum yer pembe kalsın ,orada hep sevgiler yazılı otlarda, sıralarda.)  28.08.2007 22:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 376
Toplam yorum
: 933
Toplam mesaj
: 229
Ort. okunma sayısı
: 1794
Kayıt tarihi
: 06.07.07
 
 

Hayat herkes için aslında yalnızlıktır. hiç kimsenin doğal garantisi yoktur. (Günlük atüel haberl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster