Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ocak '17

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
65
 

Atatürk Milliyetçiliği ve Aşırı Milliyetçilik

Açıklığa kavuşturmam gereken bir konu var. Milliyetçilik, ya da Türkçe deyişiyle ulusalcılık insan özelliklerinden ve Atatürkçülüğün altı ilkesinden biridir. İnsanlarda ulusalcılık farklı biçimlerde olabilir. Genel kanı olarak her şeyin aşırısı kötüdür ve bir noktadan sonra insanı hataya götürür. Aşırı milliyetçilik de (ya da farklı bir deyişle faşizm, ırkçılık) öyledir. Adolf Hitler bir aşırı milliyetçi idi. Bunu aklımızın bir köşesine yazalım.

Aynı ulustan ve kandan olanlar, ister istemez kader birliği yapmışlardır. Zamanlar değişip dünya üzerindeki insanlar kaynaşmadan önce bu ayırım daha çok belirgindi. Ancak zamanla insanlar ve uluslar birbirlerine karıştılar. Bu noktada ulusun tanımı değişmek zorunda kaldı. Anadolu ve ona boğazlar yoluyla bağlı olan batı Trakya binlerce yıl boyunca kavim göçlerinin ayakları altında ezildi. Buralardan Doğudan Batıya ve Batından Doğuya birçok kavim geçti. Türkiye Cumhuriyeti devletinden önce bu topraklarda hüküm süren Osmanlı İmparatorluğunun merkez Anadolu olmak üzere üç kıtaya ve 14.5 milyon km2 alana yayılmasıyla insanların birbiriyle karışması daha da artmıştır. Aynı özellik, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasına sebep olmuştur.

Türkiye Cumhuriyetinin kurulma aşamasına gelindiğinde bu durumun göz önüne alınması gerekiyordu. Kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk, durumu çok iyi bir şekilde değerlendirmiştir. Cumhuriyetimizin temeli Türk milliyetçiliği üzerine kurulmuştur. Onun yaptığı tanıma göre Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk denir.

Bu çok önemli ve çok belirleyici bir tanımdır. Bu tanımda insanın kökeninin tam olarak Türk olması beklenmez. Ancak Türklüğü benimsemiş olması beklenir. Bu tanıma ilişkin olarak Atatürk ünlü “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünü söylemiştir. Bu sözün gerçek anlamında herkesin köken olarak Türk olmadığını kabullenmek vardır. Ancak aynı zamanda insanın kökeni Türk olmasa bile Türklüğün benimsenmesi isteği vardır. Fakat bu -bazılarının yanlış anladığı gibi- kafatasçı, ırkçı bir yaklaşım değildir.

Atatürkçülüğün ve Cumhuriyetimizin altı okla gösterilen altı ilkesi vardır. Bu ilkelere uyanlar, bu coğrafyada yaşayanlar, kökenleri ne olursa olsun Türk olarak kabul edilirler. Bunun yanına din gibi ikinci bir özellik katılmaz. Bilimsel olan olmayan kişisel inançlar, düşünceler göz ardı edilir.

Atatürkçülük emperyalizm ile mücadele etmek için hayata geçmiştir. Ülkemizi koruyan ve emperyalizm karşısında güçlü yapan şey Atatürkçülüktür. Lozan antlaşması ile amaçlanan, sınırları belli, bağımsız bir ülke olmaktı. Başlangıçta bu başarıldı. “Yurtta Barış, Dünyada Barış” prensibi, ülkeyi iç ve dış düşmanlardan korumak için Atatürk tarafından getirildi. Yurt dışındaki hiçbir olaya, savaşa bulaşma, yıpranma, ülkeyi tehlikeye atma, içeride de düzeni sağla ve hainlere göz açtırma. Bu şekilde emperyalizm ve onun kirli oyunlarıyla da başa çıkılabilirdi.

Prensipte böyle olmalıydı ancak pratikte olmadığını görüyoruz. Gerekmediği halde Suriye’deki savaşa bulaştık. Şimdi ne olacak bilmiyoruz.

Müslüman olmak diğer inançları ve inançsızlıkları bastırıyor. Uzun süreden beri ülkemizde insanlar kendilerini tarif ederken Türk’ten başka bir de Müslüman olmalarına vurgu yapıyorlar. Halbuki ülkemizde ve dünyada sayısı azımsanmayacak kadar çok Müslüman olmayan Türk vardır. Yani söylendiği gibi Türkiye’nin %99.9’u Müslüman değildir. Ayrıca ayakta durması için Türkiye Cumhuriyetinin böyle bir özelliğe gereksinmesi yoktur. Dünyada Moldova Türkleri Hıristiyan’dır (Enver Paşanın kökeni oraya dayanır). Karay Türkleri Yahudi’dir (İstanbul Karaköy, adını onlardan alır). Türkiye’de Müslüman olmayan çok sayıda Türk vatandaşı vardır. Bunun yanında Anadolu’da kökeni farklı olan gruplar da yaşar. Eğer sağlam temelli bir ülke kurmak istiyorsanız koyduğunuz prensipler kapsayıcı olmalıdır. Atatürk’ün yaptığı tanım hepsini kapsar.

Aşırı milliyetçilik ya da diğer adıyla faşizmin insanlara yaklaşımı böyle değildir. Adolf Hitler Almanya’yı ari Almanlardan oluşan bir ırk üzerine inşa etmek istedi. Bunun için Yahudileri (çoğunluğu Aşkenazi, sözünü ettiğim Karay Türkleri kökenliydi), çingeneleri ve Doğu Avrupa uluslarını gaz odalarında imha etmeyi seçti. Onlardan boşalan yerlere de ari Almanları yerleştirecekti. Atatürk’ün ömrü o günleri görmeye yetmedi. Biz de daha sonra öğrendik.

Ülkemizde ise Atatürk’ün tanımından farklı olarak Hitler’in anlayışını hayata geçirmek isteyen ve insanlara bakışı o biçimde olan bir kesim bulunuyor. Bunlar Atatürk ilkelerini benimsemiş, anti emperyalist fakat köken olarak Türk olmayan kişileri dışlamak peşindedirler. Bu yanlış bir tutumdur. Bir yerde geri tepmesi, mücadeleyi zayıflatması  kaçınılmazdır. Aynı Nazi Almanya’sında olduğu gibi insanlarda köken araştırmasına gidiliyor. Halbuki önemli olan ilkeler ve prensiplerdir. Bu şekilde dışlamakla doğru bir iş yapılmış olmaz. Ne yazık ki ülkemizde İttihad ve Terakki döneminden gelen (Bunlar şu sırada çoğunlukla MHP’lilerdir) yanlış fikirler, Alman faşizm hayranlığı devam ediyor. Bu arada Almanların yerini ABD almış olabilir. MHP son olaylarda görüldüğü gibi (İttihad ve Terakki geleneği ile) monarşiye karşı değildir ve üstelik destekler de. Aklında hep eski üç kıtaya yayılmış imparatorluk arzuları devam eder. Bunların hepsi Atatürk ilke ve prensiplerine aykırıdır (Atatürk’ün İnönü ile bahçesindeki leylaklar ve Kürtler ile ilgili bir anekdotu var). Laikliği tam olarak benimseyemedikleri için din ve devlet işlerini birbirine karıştırıp ortaya bir Müslüman-Türk profili çıkardılar. Bu ikisi birbirine bağdaşmayacağı için sonucun ne olduğunu gördük. Taban aslına rücu etti ve etmekte. AKP’nin bugünkü temelinin büyük kısmını eski MHP’liler oluşturuyor.

Geçtiğimiz günlerde bunun örneklerini yaşadık. Yılbaşı kutlamalarını kimileri “Efendim, o Hıristiyanlık geleneği değil, Noel’le ilgisi yok” filan diye yılbaşını savundular. Halbuki söylenmesi gereken o değildi. “Sana ne! Canım neyi isterse onu kutlarım. Gider Güney Amerika yağmur ormanlarında yaşayan yerlilerin bayramını kutlarım. Sana ne!” Savunma böyle olmalıydı.

Bir başka olayda bir kişi Rusların tamamı için köpek tabirini kullandı. Bütün bir ulusu köpek diye tanımlamak için faşist olmak gerekir. Kaldı ki Kurtuluş Savaşı sırasında Sovyetlerin bize büyük yardımı olmuştur. İlk onlarla barış yapılmış, doğu sınırları güvenceye alınmış, ondan sonra batıya yönelinmiştir. Silah ve para yardımı da cabası. Ruslara köpek diyebilmek için tarih bilmemek ve onlara karşı önyargılı olmak gerekir.

Bir başka olayda Nazım Hikmet’in bir damla Türk kanı taşımadığı ve vatan haini olduğu söylendi. Birinin Türklüğünü kökeninde arayacaksak daha önce dediğim gibi işimiz var. Nazım Hikmet 17 yıl hapiste yatmasına rağmen Kuvayi Milliye Destanını yazmış, Kemalizm ve Türk milleti konuşmalar yapmış. Türkçe’nin ve Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük şairlerden biridir. Kendisinin de inkar etmediği gibi Nazım Hikmet komünistti ama aynı zamanda bir yurtsever ve anti emperyalistti. Bunu yazdığı şiirlerde görebilirsiniz. Bu uzun konudur ama kendisine yapılan yakıştırmalar da doğru değildir. Şunu da söylemeliyim, doğru bile olsa onun memleket üzerine yazdığı şiirlerinin Kuvayi milliye Destanının değerini azaltmaz. Bir kişi daha kolayca, vatan sevgisi olmadan öyle şiirler yazamaz.

Bir başka olayda bir kişi Darwinizm diyerek –aklı sıra- evrim teorisini küçümseyip bir de PKK ve komünizmle bağdaştırmak istedi. Bu akıllara zarar bir yaklaşım. Evrim teorisi ile PKK’nın ne alakası var? PKK’yı komünist diye tanımlamış, ilişkiyi oradan kurmuş. Bir kere PKK Kürt milliyetçisidir. Bununla ilgili bir yazım var. Oradan okuyun.

http://blog.milliyet.com.tr/pkk-kurt-milliyetcisidir/Blog/?BlogNo=525715

İkincisi evrim teorisi kanıtlanmış bir teoridir ve o doğa ile ilgili bir bilimdir. Onun sayesinde ilaçlar yapılır. O sebeple her yıl grip aşısı olunur vs. Bu da uzun bir konu. Ama bunların hiçbirini bir aşırı milliyetçiye anlatamazsınız.

Bununla birlikte bazı MHP’li unsurların samimiyetle anti emperyalist ve laik potansiyel taşıdıklarını kabul etmek gerekir. Ancak sorun burada bitmiyor. Önümüze önemli bir soru çıkıyor. Diyelim ki ben ateistim, Hıristiyan’ım, Yahudi’yim ya da Budist’im. Birlikte anti emperyalist mücadele verirken siz bana sırtınızı dönebilirsiniz, yani benden bir kazık yemeyeceğinize emin olabilir, bana güvenebilirsiniz. Peki ben size güvenebilir miyim? Prensiplerde ve Atatürk ilkelerinde anlaşmadıkça olmaz. Kafatasçı milliyetçilere, yani faşistlere güvenemem.

Atatürk bu kadarını yapabildi ve onun yaptıkları hainlerin el birliğiyle bozuldu. Şimdi daha iyisini yapmak durumundayız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Milliyetçilik veya ırkçılık gibi insanlar arasında ayrımcılığı yücelten her türlü ideolojiye karşıyım. Atatürkçülük de bence hiçbir şekilde evrensel olamamış ve asla da olamayacak bir ideolojidir. Asla olamayacak çünkü Atatürk'ün ilkeleri dediğimiz meşhur 6 ok'un içinde ne özgürlük, ne insan hakları, ne hukuk ne de demokrasi yoktur. Sadece "tek adam tek parti" zihniyeti vardır ve bu zihniyet bugün bile etkisini gösteriyor. Laiklik ise batılı güçlerin dayatmasıyla 1937 de kültürümüze girmiş ama en ufak bir yararı ve işlevi olmayan bir kavramdır. Türklerin dindarlık oranı % 89 buna karşılık laik olmayan İranın dindarlık oranı % 83 ise burada oturup biraz düşünmek gerekir. Türkçülük son derece gereksiz bir şekilde yüceltilmiş ve kutsanmış bir kavramdır. Siz ne kadar allarsanız, pullarsanız da Kürt yurttaşlarımıza "ne mutlu Türküm" dedirtemezsiniz. Ben bile uzun yıllardır artık Türk'üm diyerek mutlu olamıyorum. Övünülecek neyimiz var ki? Sevgi ve selamlarımla

Mustafa Atilla 
 20.01.2017 0:55
Cevap :
Altı okta tek adam tek parti zihniyeti olduğunu kabul etmiyorum. Zamanında Atatürk hep meclisle birlikte hareket etti. Üstelik meclisi sürekli olarak istedi. Savaş sırasında meclis kendisine bütün yetkileri vermek istediği zaman bunu üç aylığına kabul etti. Devrim şartları, onun zihniyetindeki insanların eksikliği -ona biat etmek isteyenler oldu- ülkeyi tek adam olarak yönetmek zorunluluğunu çıkardı. Buna rağmen Cumhurbaşkanı olduktan sonra başka parti kurma denemeleri oldu. Ülkeyi çok partili sisteme geçirmeye çalıştı. Olmadı. Bugüne gelişimizde ise ona karşı olan ve hâlâ biat kültüründe olan insanlar etkin oldular. Laiklik o yüzden işlemiyor. Dindarlık o yüzden fazla. Dünya güllük gülistanlık değil. Herkes birbirinin kuyusunu kazmaya çalışıyor. Kişinin, düşüncenin kendini koruma çabası ve mücadele olacaktır. Bundan kaçılmaz. Kurtlar sofrasında ulusalcı olmazsanız ayakta duramazsınız. Yıkılmanın eşiğine gelmenin sebebi Osmanlı olmaktı. O söz ise her kesin Türk olmadığını kabul eder. S  04.03.2017 13:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 165
Toplam yorum
: 309
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 9239
Kayıt tarihi
: 27.09.09
 
 

Antakya 1955 Doğumluyum. O.D.T.Ü. Mimarlık Fakültesi 1982 Mezunuyum. O zamandan beri firmalarda m..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster