Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Nisan '15

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
823
 

Atatürk’ün Uşağı’nın gizli defteri; Atatürk çözüm bulamayınca “Felâh olarak yerinde kalsın” der. (3)

Atatürk’ün Uşağı’nın gizli defteri; Atatürk çözüm bulamayınca “Felâh olarak yerinde kalsın” der. (3)
 

Tarih, geçmiş değil gelecek insanlar içindir.


Bu bölümde, “dinde yeni reform projesi”nin arka planı anlatılmaktadır. Bugüne kadar bu konular nedense gündeme fazla gelmemiş veya gelmesi istenmemiştir.  Aşağıda konunun birinci derecede tanıklarının ağzından , “dinde yeni reform projesi...”

...

“Mustafa Kemal Atatürk, yanında ‘dinde yeni reform projesinin mucidi” Aydın milletvekili Dr. Reşit Galip ve Antep milletvekili Kılıç Ali olduğu halde 20 Ocak 1932 de Ankara’dan İstanbul’a gelmişti. Aylardan ramazandı.

Atatürk, 21 Ocak günün akşamı Türkçe Kur’an okuyacak hafızları Dolmabahçe Sarayı’na davet ederek onlara şunları söyledi:

-“Sayın hafızlar, içinde bulunduğumuz bu kutsal ay içinde camilerde okuyacağınız mukabelenin tamamını okuduktan sonra, Türkçe olarak da cemaate açıklayacaksınız. İncil de Arapça yazılmış, sonra bütün dilleri tercüme edilmiştir. Bir İngiliz İncilini İngilizce, bir Alman İncilini Almanca daha çabuk bağlanır”

Bu sözlerinin ardından Atatürk, "Gazetelere haber verin, yarın camilerde okunacak olan surelerin Türkçe tercümesi de okunacaktır” talimatını verir.’ (1)

Dr. Reşit Galip, hafızlara okuyacakları Kur’an’ın Türkçe metnini verirken onlâra şunları söylemişti:

-“Camilerde Türkçe Kur’an okuyacaksınız. İşte size bir tane Kur’an veriyorum. Evet bu tercüme belki iyi değildir. Çünkü Arapça’dan Fransızca’ya ve ondan da Türkçe’ye tercüme edilmiştir...”(2)

Bununla beraber Ankara’da daha iyi bir Kur’an tercümesi yapılmaktadır.” (3)

...

Cumhuriyet gazetesi, 22 Ocak’ta okunacak Türkçe Kur’an ile ilgili olarak “Dini bir inkılap. Türkçe Kur’an” haber başlığı altında şu haberi veriyordu:

-“Yerebatan Camisinde Türkçe Yasin okunacak. Dün de yazdığımız üzere, bu gün, Ayasofya’daki Yerebatan Camisi tarihi bir gün yaşayacaktır. Riyaseticumhur mızıkası alaturka kısmı şefi Hafız Yaşar Bey (4) mevlit okuyacak, sonra Yasin suresinin Arapçasını ve Türkçe tercümesini kıraat edecektir. Bu tercüme çok güzel bir tarzda yapılmıştır... Bugün Yerabatan camisinin çok kalabalık olacağı ve halkın kendi öz dili ile okunacak Kur’an’ı dinlemeye şitap (acele davranmak) edeceği muhakkaktır.” (5)

...

İlk Türkçe hutbenin okunuşu:

5 Şubat 1932, Ramazan’ın son cuması idi. Bu gün Süleymaniye camisinde bir diğer ilk daha gerçekleştirildi. İlk Türkçe hutbe ses sanatkarı hafız Saadettin Kaynak’a okutuldu. Minberde başı açık ve frank giymiş olarak okudu.(6)

Kaynak’ın hatıralarında anlattığına, Süleymaniye camisi ilk Türkçe hutbeyi dinlemek için hınca hınç dolmuş, dinleyiciler arasında Başbakan İsmet İnönü de yer almış, hutbe bitince “Arap olduğu sanılan” denilen bir kişi hutbeye tepki için “böyle hutbe olmaz, namaz fasittir (yerine getirilmemiş)” diye bağırarak tepkisini göstermiş, cemaatten onu dinleyen olmamış, daha büyük tepkilerin önüne geçmek için camide dinleyiciler arasına 150 sivil polis yerleştirilmişti.(7)

1932 Ramazanı boyunca bütün İstanbul camilerinde Türkçe Kur’an okunmuş, Atatürk, ayın sonunda hizmeti geçen bütün hafızları Dolmabahçe Sarayı’nda toplayarak onlara teşekkür etmiş, 200’er lira para vermişti.

...

Ezan ve salanın Türkçeleştirilmesi:

1932’de Dinde Reform çalışmalarından birisi olarak ezan ve salanın Türkçeleştirilmesi oldu. Ezan, Türkçeleştirilirken zorluklar yaşandı. Atatürk’ün müdahalesi ile bu zorluklar aşıldı. “Allahü Ekber”in Türkçe karşılığı “Tanrı Büyüktür” demekti. Atatürk buna müdahale etti. “Tanrı Uludur”a çevirdi.(8)

Bir problem de “felah” kelimesinde yaşandı.” Ezanın Türkçe okunmasının kararlaştırılışı sırasında din adamlarıyla, hafızlarla çeşitli görüşmeler yapılmış, onların da düşünceleri alınmıştı. (9)

Bu noktada sözü Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda’ya bırakıyoruz;

...

Yepyeni bir Türkiye   kurulmuştu. Bir yandan savaşın yaraları sarılıyor, bir yandan devrimler birbirini kovalıyordu.  Şapka devrimi, harf devrimi derken, dilin sadeleştirilmesi ve yabancı sözcüklerin Türk dilinden arınması işine sıra gelmişti.

Bu arada Ezan'ın da Türkçe okunması üzerinde duruluyordu. Bu devrim de başarılmıştı sonunda. Artık müezzinler minarede “Allah-ü Ekber”  yerine  “Tanrı Uludur”  diye sesleniyorlardı.

Ezanın Türkçe okunmasının kararlaştırılışı sırasında din adamlarıyla, hafızlarla çeşitli görüşmeler yapılmış, onların da düşünceleri alınmıştı.

Ezan’daki bütün   Arapça   sözcükler   atıldığı   halde “Ferah’a  bir  karşılık  bulunamamıştı...  ‘Haydi Felâh’ın  nasıl  değiştirileceği  tartışılıyor,   fakat   kimse   bunun karşılığını bulamıyordu. Felah kurtuluş anlamına geliyordu.

Haydi kurtuluş” dense,  bu deyim çok garip kaçacak, dinin kudsallığıyla da bağdaşmayacaktı. Kurtuluş denince akla hemen İstanbul'da Rumların çoğunlukta   bulunduğu  eski  Tatavla   semti  geliyordu.

Son çare olarak  Atatürk'e   başvurdular. 

Bu  konuda ileri sürülen  düşünceleri  teker  teker  dinleyen  Atatürk te  “Felâh”a  bir  karşılık  bulunmamış  olacak  ki :

-Bu da Felah kalsın...  Diye bu işi sonuca bağladı.(10)

-Devam edecek

www.canmehmet.com

Kaynaklar;

Konu ile ilgili daha geniş bilgi için bakınız; http://www.canmehmet.com/mustafa-kemal-pasa-ve-kuranin-turkceye-tercumesinin-perde-arkasi-2.html

(1) Prof. Dr. Yurdakul Yurdakul, Atatürk’ten Hiç Yayınlanmamış Anılar.’ Truva Yayınları, İstanbul. 2005. S. 173 (‘Atatürk’ün Hafızı’ denilen Hafız Yaşar Okuyan’ın anlattıkları.)

(2) Albay Cemal Said tarafından tercüme edilmişti.

(3) Ergin, C. V, (Hafız Rıza Sayman’ın anlattıklarından.) 

(4) Hafız Yaşar Okuyan: Dergahta tekke hayatı içinde yetişmiş olan Okuyan, sesinin çok güzel olması sebebiyle dikkat çekmiş. 1914’de 29 yaşında üsteğmen iken Sultan Reşat’ın saray başmüezzinliğini yapmış. Cumhuriyet ilan olununca Cumhurbaşkanlığının İnce Saz Heyeti Faslı şefliğine yüzbaşı  rütbesiyle tayin edilmiş, Atatürk’ün ölümüne kadar yanından aynlmamıştır. (Yurdakul, s. 54) Kendisinden “Atatürk’ün Hafızı” olarak da bahsedilen Okuyan, bu özelliği sebebiyle sürekli Atatürk’ün yanında tutulmuş, Atatürk ona Çankaya’da ve Dolmabahçe Sarayı’dan yanında Kur’an ve Mevlüt okumasını sağlamış, her ramazan Ankara’da Hacı bayram Veli ve Zincirlikuyu camilerinde şehitlerin ruhu için mevlit ve hatim okutmuştur. ( Okuya’nın anlattıkları, Yurdakul, sahife; 53)

(5) Cumhuriyet, 22 Ocak 1932

(6)Hutbenin tam metni için bakınız: Ergin, C. V, s. 1946-1947

(7) Ergin C.V,s. 1947

(8) Sadık Albayrak, Türkiye’ de Din Kavgası, İleri Sanat Matbaası, Istanbul, 1973, s. 264

(9) “MUSTAFA KEMAL PAŞA’DAN KAMAL ATATÜRK’E GİZLİ – AÇIK PLANLARI VE TUTAN – TUTMAYAN İNKILAPLARI” SÜLEYMAN KOCABAŞ, İstanbul, 2013 (Birden sekize kadar olan dipnotlar yazara aittir.)

(10) Atatürk'ün Uşağı'nın gizli defteri" Cemal Granda, (Turhan Gürkan, Fer Yayınları, 1971)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Biz Türkçeden önce Türk- çe! konuşmuyorduk sanırım:)) Osmanlıca - İngiliz ce ya da sırf Arapça mı idi ki... Bizim dilimizde her dil var. Ama bugün de anlamıyoruz Kur'an- ı... Adım başı adam başı meal var halbuki!!

İbrahim ARSLAN 
 16.04.2015 16:03
Cevap :
Değerli Sevgi yazıları", Bizler toplum olarak gerçeklerimizi ve bunu söyleyenleri sevmiyoruz! "Eleştiri-özeleştiri kültürü" bizim değerlerimiz arasına girmedikçe, Kutsanılan, "Batı Medeniyeti"nden yararlanabilmemiz bir "ham hayal!" olarak kalacaktır. Batı, Mevcut bir bilgiden hareketle kendi ve çağının gereklerine göre yeni bir bilgi-medeniyet üretmiştir. Çıkışını İslam Medeniyeti'nden almasına rağmen, Batı,İslam'ı ve İslam yaşamını almamış, sadece Müslümanların, (Antik Yunan eserlerini tercüme ederek) geliştirdiği son noktasındaki ilmini almıştır. Bizim yaptığımız kılık-kıyafet takliti'dir. Bu (taklitçilikle) batı'yı hep geriden takip etmekteyiz. Sorunuza bir soru ile cevap verirsek; Türklerin (Müslümanlığından evvel) Medeniyet-İlmi dereceleri nedir? Dilin gelişmesi ilmi Seviye ile ilgili değil midir? İlginç bir tespit değil mi? Meraklıları, M.Kemal Paşa'nın 'Güneş Dil teorisi'ni ve akıbetini öğrenmelidir. Konuya ilginize ve yorumunuza Teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.  19.04.2015 16:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1098
Toplam yorum
: 2702
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1724
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster