Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ocak '07

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
632
 

Atatürkçü olmak mı olmamak mı?

Atatürkçü olmak mı olmamak mı?
 

Ne zaman bir polemik olsa ya da bir sorun çıkmaza girse, toplum laik-antilaik (şeriatçı), milliyetçi-bölücü ya da ataürkçü- Atatürk düşmanı olarak hemen ikiye bölünür. Zaten milliyetçi ve laik tartışmasındada Atatürkçülük ihmal edilmez. Hemen taraflardan biri Atatürkçü olur diğeri Atatürkçü olma zorunlulğu duyar ama kendinide kabul ettiremez. Peki neden böyle ya da kim daha fazla Atatürkçü?

Aslında taraflara baktığımızda herkesin bu tanımın içine ne tam oturduğunu ne de hiç oturmadığını söyleyebiliriz, en kestirme yoldan.

Temel sorun değişen dünya koşulları ve bizim ayak uyduramayışımız ve de siyasal oluşum süreçlerinin idolojik altyapısının oluşmamasıdır belkide. (kesin tanımlamalardan kaçınıyorum çünkü toplum bilimde kesinlik diye bir şey yoktur bugün geçerli olan durum yarın geçerli olmayabiliyor.) kendimizi yeterince dönüştüremiyoruz ne yazıkki.

Eğer Atatürkçülük, 1920 lerdeki siyasal koşullarında oluşan ve ogünkü refslekleri yansıtan (kendi döneminde pekala geçerliliğide olan) yapılanmayı savunmaksa en iyisi ve muhafazakar olanlar bunu temsil etmektedirler. Hala değişen dinamikleri nasıl açıklayacaklar yada küresel dönüşüm ve ab ile ilgili kesin karşı durşları olması gerekirki bu da yok.

Hayır Atatürkçülük, değişimi ve çağın gereklerine göre pozisyon almaka, bu durumda yeni dünya düzeni ve gelişen siyasi akımların etkislerini kabullenmek ve ülkenin sorunlarını çözme noktasında farklı arayışlarıda kabullenmeyi getirir. Buna uygun siyasal argümanları öne sürenler ''daha iyi Atatürkçü'' olurlar. Fakat farklı çözüm üretmek isteyenler, islamcılar, solcular, yeni dünya düzeni savunucuları, ab taraftarları, kürtler vb. daha bir çok açılımı dönüşüm ve değişim adına Atatürkçülüğe bağlamak mümkün olmaktadır.

Diğer bir ölçüt ise 6 temel ilkeyi referans olarak almaktır ki en çok da böyle savunulur memleketimde Atatürkçülük. Bugün bu durumu savunanlar artık devletçilik ilkesini unutmuş görünmekteler. Halkçılık ilkesinin ruhuna çoktan el fatiha denildi. Bu durumda doğrusu ben Atatürkçü kimseyi pek göremiyorum desem yeridir. Devletçilik liberalizm kurban gitti, Atatürk’ün kurduğu parti bile artık devletçliği değil liberal politikaları savunuyor. Sonuçta her kesim kendine uygun bir veya birkaç ilkeyi savunur ama diğerlerini es geçer. En çok da bundan laiklik ilkesi ile milliyetçilik nasibini alır. Biraz cumhuriyetçilik yapılır. O da ağızlarda söz olamaktan öte artık değer taşımamakta.

Diğer yandan herkes kendine göre bir Atatürkçülük tanımlamakta. Ya da Atatürkçülüğü işine geldiği gibi yorumlamaktadır.

Tüm bunarı düşündüğümüzde, kimin Atatürkçü olduğu yada olmadığı bir muamma olarak kalmakta ve gerginlik için bir argüman olarak kullanılmaktadır. Kısacası tekeline almak mümkün olmadığı gibi sonsuz bir Atatürkçülük tanımı yapmakda olası hale geliyor. Bu yöndeki tartışmalarda, ülkemiz sorunlarını kapsayacı ve çözüm üreten olmaktan çok zamanımızın büyük bir kısmını kısır tartışmalarla havanda su döğmekle geçiriyoruz. Enerjimizi boşa harcıyoruz. Galiba siyaseten söyleyecek sözleri olmayan siyasetçiler bu durumu bir boşluk yaratma alanı olarak kullanmaktadırlar. Bu tür tartışmalar yerine ülkemiz sorunlarına, çağon ve toplumun gereksinimlerini karşılayacak, bilimsel ve kalıcı çözümler üzerinde kafa yormak daha doğru bir yaklaşım olur sanırım. Toplumu gerginliklere sürükleyen ve sürekli bir şiddet sarmalınıda kırmış oluruz.

Günümüzde gelişen tüm siyasi akımlar doğal olarak tüm ülkelerde olduğu gibi bizdede yankı bulmaktadır. Tabiki siyasal çalkantılarda. Bau akımları çatıştırmak yerine, tartıştırmak ve ortak bir uzlaşı nokası bulmak, sorunlarımıza çözümler üretmek açısından daha geçerli bir yoldur. Terside geçerlidir tabiki. Elbette herkes sorunların çözümüne yönelik önermeler verebilir. Ama sorunun asıl mağdurları herkesten fazla dinlenmeli ve ortak bir paydayı yakalamyı esas almalıdır. Teknik ve bilim insanları ise sorunları tanımlama ve çözüm önerleri noktasında tarafsız ve bilimsel yaklaşımlarla katkı sunabilirler oysa.

Pasifizmi anlayabiliriz gandi nin şahsında. Yada faşizmi hitlerin şahsında, sosyalizmi lenin’nin şahsında kavraya biliriz. Oysa Atatürkçülük diye bir siyasal argüman dünya siyaset literatürnde karşılaşılan bişey değildir. 1920 lerin gelişen dünyasında Atatürk karma ekonomk modelin ''moda'' olduğu bir dönemde bu modeli esas almıştır. (1.izmir itisat kongresinin sonuçlarına bakabilirsiniz) anayasanın değişmez olan maddelerini o günkü siyasal konjoktürde, koruma refleksi ile karar altına alan bir meclisimiz vardır. Oysa zaman içinde tehdit algılamaları değişmiş ve yasalar ise toplumun ihtiyaçları doğrultusunda her zaman değişebilecek toplumsal sözleşmelerdir. Yoksa AB sürecini yürüten tüm siyasi ve teknokratlar Cumhuriyetin değişmez ilkelerine karşı suç işlem, iş olurlarki bunun sonuçlarını düşünmek bile ürkütücü. (Ab süreci siyasal ve hukuksal yetkilerin bir kısmının devrini öngörmekte. AB parlementosu, AB İnsan Hakları mahkemesi gibi kurumlara.) Avrupa insan hakları mahkemes, i sonuçları ülekmiz tarafından kabul edilmektedir. Bu resmen yargılama yetkisinin TC. mahkemelri dışında bir ulusal olmayan kuruma onaylatılamasıdırda. Bu nedenle ataürkçülük tartışılırken üzerinde son derece dikkatli olunması ve hayatın gerçekleri ile toplumsal ihtiyaçların belirleyiciliği gözardı edilmemelidir.

Ülkeler ve yasalar insanlar içindir. Daha insani ve yaşanılabilir hayat koşulları yaratmak için hiçbir ön koşul olmamalıdır oysa. Bu koşulları sağlayacak argümanlar bulmalıyız yoksa her seferinde irtifa kaybetmekten kurtulamayız.

Kendiniz e sorun lütfen ''bu ülkeyi benden fazla seven varmı?'' diye. Yanıtınız hayır ise, sizden daha fazla ülkeyi sevdiklerini söyleyenler yalan söylüyor demektir. Yok yanıtınız evet ise, kendi bakış açınızı gözden geçirin.

Sonuçta sen şu kadar Atatürkçüsün, ben daha fazla tatürkçüyüm tartışmaları sonuçsuz ve yarar getirmeyen kısır döngülerdir.

Atatürkçülük temel bir siyasal temsiliyet argümanı olmadığından, (liberalizm, sosyal demokrasi, kominizm, vs. gibi) Atatürk üzerinden siyaset yapmak ayakları havada kalan bir tartışmaya ve siyasal boşluğu yaratmaktadır. Ayakları havada kalan bir siyaset anlayışını terk edip Atatürk’ü kabrinde rahat bırakmalıyız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Ali Bey, yazınızı dikkatle ve beğeniyle okudum.Öncelikle suni tartışmalarla böylesine tabulaştırılmış bir konuda, bilimsel bakış açısıyla bakarak yazdığınız bu güzel yazı için kutlamak istiyorum sizi...Atatürkçülük, 'izm' olarak tanımlanabilecek, ekonomik,sosyal,kültürel,ideolojik dayanaklardan yoksundur.İtalyan ceza yasalarını,İsviçre Medeni Kanununu bir araya getirip içine milliyetçilik sosu katarak bir 'izm' yaratılamaz. Bugün ülkemizde yoksulluk,işsizlik gibi iki temel sorun varken birilerinin dönüp dolaşıp kemalizm mi şeriat mı tartışmalarını alevlendirmesinin suni bir gündem yaratarak,dikkati başka noktalara kaydırma olduğunu düşünüyorum. Her siyasetçinin bir görüntüsünün olduğu ülkemizde atatürkçülerle muhafazakarlar arasında öz de bir ayrım görmediğimi belirteyim. IMF politikalarını aynen uygulayan AKP ile programa bağlı kalacağını bildiren CHP'nin arasında nasıl bir fark vardır?Hiçbişey. umarım gelecek yıllarda Atill Yayla örneği tekrar yaşanmayacaktır.dostlukla...

Emilia 
 07.01.2007 0:25
Cevap :
güzel yorumunuz için teşekkürler. gerçekten hayata bilimsel bakmak ve siyseti de bilimsel temellere oturtmak önemli.  07.01.2007 11:37
 

1938'den başlayan eritme politikası ve herşeyi Atatürkçülük adına yaptığını söyleyen siyasetlerin etkisi ile bir çok kişi Kemalizmi yetersiz görüyor bu ülkede... Karma politika dediğiniz şey "geri kalmış" ülkelerin çıkarı olarak görülüyor tarafımdan... Sosyalizm çöktü, liberalizm kendini tüketiyor, egemen güçler de Türkiye'de ekonomisiyle, insana bakışıyla, dünya ile ilişkileriyle Kemalizmin uygulanmaması ve "tek" alternatif uygulamanın da yok olmasına çalışıyor... Biz bunu hükümetler sayesinde zaten kaçırıyoruz ama dünyada hala ülkesi için Mustafa Kemal'in izinden gidenler var... ve biz gidemesek de olacak... Sevgiyle...

Barış 
 06.01.2007 1:01
Cevap :
belkide hayatı temel siyasal argümanlarla tartışmak koşulsuz önkabulden daha makbuldur kimbilir. yorumun için içten teşekkürler.  06.01.2007 15:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 147
Toplam yorum
: 383
Toplam mesaj
: 116
Ort. okunma sayısı
: 2638
Kayıt tarihi
: 01.07.06
 
 

Ziraat mühendisi ve iktisatçıyım. yatırım danışmanlığı ve kişisel gelişim konularında  Simurg Con..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster