Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mart '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
296
 

Atatürkçü Türkiye!

Atatürkçü Türkiye!
 

Birileri diyecek ki, “Hoca dünyada öyle bir ülke kaldı mı, hayal mi görüyorsun; yoksa hala geçmişin nostaljisiyle mi yaşıyorsun!”

Bilmem. Ben bazı şeylerin hala değişmediğini. Hala bu ülkenin iyiliğini düşünen, bunun için akıllı insanlarla fikir alışverişinde (müşaveret) bulunan yöneticilerimizin yaşadığını sanıyorum.

Tam burada birisi önümü kesip; “Ne o hoca, sen hangi devirde yaşıyorsun; yoksa sen İnönü’cümüsün… Atatürkçülük , diye bir şey yok yahu… O çoktan öldü… Artık Mustafa Kemal’den konuşuyoruz…” dese de;  ben hala : “Nerede..?” diye soruyorum.

Çünkü hiçbir yöneticinin ağzından, bu ülkenin yeniden kurucusu, gerçek kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün adı sadır olmuyor. O adı bir türlü söyleyemiyorlar. Ya kendileri unutmuşlar; ya da unutturmak istiyorlar. Artık öyle bir şahıs yok. Atatürk yaşamadı; Mustafa Kemal de yaşamadı.

Zaten, Atatürk’ün heykelleri öteden beri kırılırdı… Bilirdik.

Sonra  okullarda Atatürk Köşeleri kaldırıldı. Sonra da resimler, filan çöpe atıldı.

“Atatürkçülük bitti; artık Liberalizm günleri  var…" feryatları arasında, işte şimdi bu günlere geldik.” Sonra ticaret günleri başladı; Afrika’ya  eğitim satmalar; ABD’ne silah satmalar…

Sonra bir ara gazetelerin diline düşen hikayeyi biliyorsunuz.

Alman, geldiği yere Bayrağını dikmek istiyor. Mehmetçik “Dikemezsin!” diye direniyor. Çünkü biliyor ki, yabancı bayrağı bir yere dikilirse, oradan bir daha kolay kolay kalkmıyor. Türkiye’nin her yanında bunun örnekleri var. Kıbrıs’ta da İngilizler geçici bir süre için gelmişlerdi ve bayraklarını dikmişlerdi… ve sonra bir daha gitmediler. Onlara hangi Padişah izin vermişti?

Türkiye’ye güle oynaya geliyorlar. Sağolsunlar, “size fabrika yapacağız; otomobil üreteceğiz; deterjan üreteceğiz… üreteceğiz de üreteceğiz,”  diye geliyorlar. Gerçekten üretiyorlar (aslında onlar değil, bizim topraklarımızda bizim gençlerimiz, işçilerimiz, mühendislerimiz üretiyorlar; ama kârın büyüğü onlara gidiyor…) Bilmiyor muyuz?

Tabii geliyorlar: arsa beleş; insan gücü beleş derekesinde; ham madde bol… Çevreyi istediğin kadar kirlet, kimse ağzını açıp “Yahu bunlar bizim akarsuyumuz; bunlar bizim toprağımız kirletemezsin …” diyemiyor. Geliyorlar ve havamızı, suyumuzu, toprağımızı istedikleri gibi kirletiyorlar; bu yüzden Ergene Nehri karalar bağlamış; o çevrede elde edilen güzelim pirinçi zavallı köylü artık  Edirne Pazarı’nda bile bile yalan söyleyerek, “Bunlar Gönen pirinci…” diye satıyorlar… 

Diyeceksiniz ki,  ne yapalım, başka çaresi var mıydı?

Her şeyimizi kendimiz üretebilirdik toprağımızı, havamızı, suyumuzu kirletmeden..

Vardı . Kendi otomobillerimizi kendimiz üretebilirdik.

Kendi bilgisayarlarımızı kendimiz yapabilirdik?

Trenlerimizi, metrolorımızı kendimiz yapabilirdik.

Uçaklarımızı kendimiz imal edebilirdik.

Köprülerimizi kendimiz kurabilirdik

Tanklarımızı, toplarımızı kendimiz yapabilirdik. Bunları kendi yapamayan bir ülke hiç savaş yapabilir mi?

Sen istediğin kadar üç çocuk, beş çocuk doğurtmaya çalış. Cahil bir gençlikten ne çıkar.

Daha neler neler yapabilirdik. Tahmin edebilirsiniz. Bilim aldı başını gitti; teknoloji onun arkasından uçtu. Bazı ülkeler vaziyeti anladılar; Japonya; Kore;  İtalya … endüstrileştiler; modernleştiler… zengin oldular. Kimin sayesinde?

Bilim sayesinde, teknoloji sayesinde…

Bizse bazı şeyleri tekrarlayıp durduk: “benim oğlum bina okur, döner döner yine okur…” diye. Ezberlediğimiz şeyleri gerçek sanarak, onlarla avunarak uzun yıllar geçirdik.

Biz dalgamızı geçerken, dünyanın akıllı ulusları “atı alıp, Üsküdar’ı geçtiler.” Bir baktık ki, iğneden ipliğe kadar her şeyi onlardan alıyoruz.

Artık değiştik… “Artık her şeyi kendimiz yapıyoruz…” diyoruz. Acaba? Ve ne pahasına…

Eee… siz  okullarınıza; bilim, teknoloji, fen dersleri; sanat , spor dersleri yerine bir sürü ezber dersleri koyarsanız; insanları olmayacak yollarda avutursanız… Yollarda nal toplarsınız.

Önce eğitiminize bakın. Ne demişti büyük önder “En hakiki mürşit ilimdir”,… Söylemekten bıkmayacağız.

Bir  çok Milli Eğitim Bakanı değişti gitti. Galiba içlerinden en akıllısı bir bayandı : ağzından, “Bütün Liseleri mesleki liseler haline getirmeliyiz..” sözü çıktı. Çıkar çıkmaz kadını hop diye al aşağı ettiler; şimdi de birileri “Bütün liseleri Genel Liseler” haline getirmeye  çalışıyor. Genel Liselerden mezun olanların, çoğu sokaklarda avara kasnak gezerek zaten vatana, millete çok hayırlı işlerde bulunuyorlar. Anaları babaları her gün bu hayatından bıkmış işsiz güçsüz, hiç marifetsiz  gençlere para yetiştirmekten bıkmışlar… Şimdi bütün gençleri aynı hale getirelim, öyle mi? Maşallah ne akıllar.

Genel Lise kurmak, yönetmek kolay… Ne makine parkı var… ne bir şey… Öteki mesleki liseleri de kapatalım. Ne lüzumu var… Zaten bu şekilde sürüp giden Milli Eğitim’den ne çıkar ki.. Şimdi de “Tablet”lerle oynayıp duruyorlar. Siz istediğiniz kadar şifrelerini sıkı sıkı saklayın.

Siz neyi saklayabildiniz ki? Öcalan’la konuşmaları mı? Boşversene sen!

İşte memleket işleri böyle ala ala hey.. gidiyor.  Belli ki, yavaş yavaş dünyanın en büyük, en güçlü, en zengin ülkesi olacağız. Ama milletin bundan haberi yok.

Neyse bir gün haberi olur. Ne diyelim!

Şahin ÖZŞAHİN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hocam yine önemli bir noktanın daha altı çizildi sayenizde.Öneriyorum,paylaşıyorum.SAYGILARIMLA.

Şennur Köseli 
 12.03.2013 18:55
Cevap :
Teşekkür ederim Sennur Hanım. Çok iyisiniz. Saygılar.  12.03.2013 20:24
 

E tabii yani, adamın işine böylesi geliyor. Demişsiniz ki "Cahil bir gençlikten ne çıkar?".. Ne çıkacak, güdülecek koyun çıkar. Daha ne?! Adamın istediği de zaten tam da bu! Ne ister yöneticiler? Adama "tebaa" lâzım, hiç sorgusuz sualsiz, itirazsız tek ona biat eden hatta tapınan "ahalî" lâzım. Adam çobanlığa, adam gütmeye meraklıysa, ahali de zaten cahil kalsın ne alâ... Hem ahalinin de zaten güdülmekten yana şikayeti de yoksa...güdülmeye meraklı olanı da haliyle gelen de güder giden de güder, yanlış mı? Ahali eğitilsin diye bir kaygısı yok ki, aksine korkusu var! Eğitsin de ne diye alsın başına belâ :))) Nerde o ahlâk ve bilinç düzeyi ve de insan sevgisi ile kişinin kendine o has-arı-duru öz güveni?? O öz güven için, yöneticilerin kendilerinin eğitimli, bilinçli ve de insana sevgi ve saygı dolu olması lazım en başta. Var mı? Selamlar, saygılar...

Filiz Alev 
 11.03.2013 23:12
Cevap :
Sahiden doluymuşsunuz Filiz Hanım, bu yazı da fırsat oldu.. Bir güzel açıkladınız vaziyeti. Başka ne ekleyebilirim ki. Sağolun! Saygılar.  12.03.2013 14:26
 

Oluruz Hocam dünyanın sayılı ülkelerinden oluruz. İspanya'da bu gün dünyanın sayılı ülkelerinden biri. Ama hiç bir işletmeleri İspanyollara ait değilmiş. Biz de dünyanın sayılı ülkelerinden oluruz Hocam yakındır... Yazınız çok güzel Hocam, lütfen bizleri böyle enfes yazılardan mahrum etmeyin. Saygıyla ellerinizden öperim...

S Zobu 
 11.03.2013 22:01
Cevap :
Belki biz yanlış düşünüyoruz, kimbilir. Ama memlekette her halde bizim gibi düşünenler de bulunmalı. Ve insanlar konuşmalı. Ya bir de iyice konuşamaz hale gelirsek. Yakındır mı diyorsunuz? Yok canım... Saygılar Sayın Suat Zobu.   12.03.2013 14:28
 

Merhaba Erdal bey, Bu gidişle evdeki bulgurdan da olmayalım da... Saygı ve selamlar...

izmirli doksanyedi 
 11.03.2013 20:39
Cevap :
Ne olacak yani ...? Bizim evide mi satacaklar? Saygılar.  12.03.2013 1:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2579
Toplam yorum
: 10204
Toplam mesaj
: 237
Ort. okunma sayısı
: 829
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster