Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Nisan '07

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
447
 

Atatürkçülük

Atatürkçülük
 

İnsanın yaşı ilerledikçe olgunlaşıyor ve bir takım düşüncelere ister istemez kapılıyor. Bu düşünceler kimi vakit gelip geçici oluyor, kimi vakit ise kalıcı oluyor. Tabii bu arada okumanın da rolü çok büyük. Zira insan okudukça genişliyor, okudukça zenginleşiyor. Kısacası kültürümüz artıyor. Kültürlü olmak her şeyin üstünde bence. İşte ilerlediğimiz bu yolda kendimizi tanıyıp, idealleştirmek, iyi bir insan olarak yaşantımızı sürdürmek kuşkusuz hepimizin vazifesi.

Bu kez dünya görüşünden bahsedeceğim: Dünya ideolojisi ve insanlar. Her insan kendince bir yol tutturmuş gidiyor. Herkes kendince haklı. İnsanlar uzun yollar kaddederek bu günlere gelmişler. Ve bu güne varan insanoğlu birçok sistem değiştirerek, çeşitli kalıplara bürünmüş. Yönetim şekilleri, ekonomik sistemler çeşitli ideolojileri doğurmuş. İnsanlar gruplar, toplumlar halinde bu çeşitli sistemlerin peşinden gitmiş.

Günümüzde ise bu durum genelde iki yöne ayrılmış durumda. İnsanın iki yönü: Sağ ve sol. Ve birçok fikir, görüş ve sistem yakın geçmişte filizlenip, günümüze gelmiş. Demin bahsettiğim yön çıkmazı, meşhur Fransız Devriminde doğmuş. Zaten birçok doğuş bu devrim sayesinde gerçekleşmiş. Devrimin büyüklüğü de belki buradan geliyor. Neyse devrim sırasında kurulan parlamentonun sağında kralcılar, solunda cumhuriyetçiler oturmuş. Yani Cumhuriyetçileri solcu diye anmışlar. Bu durum bize de uygulanabilir. Yüzyılımızın başında padişahlığı yıkıp cumhuriyeti kuran Atatürk de solcuydu. Ama bugün görülüyor ki halkımız solcuyum demekten korkuyor, neden ? Bu çerçevede insanlar kendi yapılarına uygun siyasi ve ekonomik yolu seçmişler, günümüze varmışlar. Bu süreçte insanoğlu; sosyalizm, kapitalizm, liberalizm, demokrasi gibi görüşlerle yakından ilgilenmiş ve birçok tartışmalara hatta kanlı çarpışmalara sebebiyet vermiştir.

İnsanoğlu karşı konulmaz bir teknolojinin içinde, bunu kimse inkar edemez. Avrupa’nın kabuğunu kırmasından sonra matematik, fizik vb. bilim dallarında atılım yapmasıyla gün geçtikçe teknoloji ivmelenmeye devam ediyor. Tabii bu gelişme ticareti, insanların yaşayışını, çalışma düzenlerini yakından etkilemekte. Bunun yanında sanayinin gün geçtikçe ilerlemesi insan gücünün önemini artırmış durumda. Böylelikle servet, yatırım, toprak, fabrika, makine gibi kavramlara sahip olunmaya başlandı. Bu nitelikler kişilerin elinde kar amacıyla kullanılıp, hayat standardını yükseltmeye çalışıldı. Ancak kar etme ümidi rekabeti doğurdu. Bu da kişiler arasında uçurumların doğmasının ilk nedeni oldu. Her ne kadar herkese eşit kar yapma fırsatı verilmiş ise de şahsi yetenekler ve çeşitli toplum faktörleri bu fikrin gerçekleşmediğini gösterdi. Oluşan güçlü sermayedarlar gün geçtikçe sanayiyi ve ekonomiyi ellerine geçirip, toplumun ilerlemesinden çok kendilerini düşünür olmuşlardır. Bu düşünüş emperyalizme kadar varmıştır. Kendi halkının yanında diğer ülkeleri de sömürme yılları yaşanmıştır. Tüm bunların yanında sömürülen halk, dolayısıyla emek gün geçtikçe değeri belirmeye başlamıştır. Ve toplumların bilinçlenmesi ve de hak hukuk gibi atılımlar sermayedarların önüne çıkmaya başlamış, o korkunç gidişe dur demek istenmiştir. Bir ulus içerisinde bu sömürülen halkı temsilen devlet kavramı doğmuştur. Ancak devlet, aşırıya kaçan fertlere dur diyebilirdi. Bu kavramın oluşumu ise toplumda ulus ( millet ) bilincinin doğmasıyla olacaktı.

Sanayinin ilerlemesiyle belli bir işçi sınıfı doğmuştu. Sanayinin ilk yıllarında işçilerin durumu, sömürülen kitlelerden farksızdı. İşçinin o andaki elinde tek silahı, emeği idi. Gelişen yıllarda işçilerin topluca emeğini çekme olarak gösterilen grev faaliyeti gündeme geldi. Bu faaliyete beraberce kurdukları sendika topluluğu ile karar verirler ve sermayedarla sözleşme yapma durumuna gelirler. Bu arada kurulan devlet düzeni ise belli bir mantık çerçevesinde güçsüzün yanında olarak yasalarıyla durumu izlemelidir.

Çağımızda uygar, çağdaş bir toplum; bir ülke insanlarının hep birlikte kalkınmasıyla gerçekleşebileceği kaçınılmaz bir gerçektir. Bunun için bir takım ilkeleri kayıtsız kabul edilmelidir. Örneğin bir demokrasi, bir cumhuriyet kavramlarından kesinlikle taviz verilmemelidir. Burada gerçek solcunun demokratik cumhuriyetçi bir kişiliğe sahip olduğunu hatırlatmak isterim. Sonunda dönüp dolaşıp Atatürkçülüğe geldiğimi anlamışsınızdır. Günümüzde bu ideoloji soyutlaşmıştır. Antikapitalist, antiemperyalist düşünce gün geçtikçe erimektedir. Laiklik hala tartışma konusudur. İlk yıllarımızda bizi sağlıklı bir kalkınmaya ulaştıran devletçilikten artık eser yoktur. Günümüzde sanki görünüm değiştirmiş yoz bir Osmanlı İmparatorluğu hüküm sürmektedir. Evet, Atatürkçülüğün ne demek olduğunu tekrar gözden geçirmemizde fayda var....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 479
Toplam yorum
: 257
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 1529
Kayıt tarihi
: 01.04.07
 
 

1965 İstanbul doğumluyum. İTÜ Elektrik mühendisliğinden mezun oldum. Özel sektörde Kalite Bölümünde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster