Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Şubat '12

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
3248
 

Ateistlerin kendi kendilerini mahkûm etmeleri

Ateistlerin kendi kendilerini mahkûm etmeleri
 

İşin ilginç tarafı, kendi kendilerine gelin güvey olarak Kur'an, bu şekildeki "soruları men eder" demeleridir. Buna göre din, inananların temel hakkı olan bu sorunun sorulmasını engellemektedir.


İnanan insanın en temel dayanağı, Kur'an bildirisi ve onun hükümlerini insanlığa tebliğ eden Elçileri olmaktadır. Rasul ve Nebilerin vahiy istikametinde ortaya koydukları görüşlerine göre, her varlığı bir yaratan vardır.

Ateist düşünce ise bunu inkâr yoluna gidip nedensellik bazında değerlendirerek, ilk neden bulunması gerekliliği üzerinde durmakta ve İslam'ın en güçlü savunucusu olan Gazali'nin bu şartlardan ötürü aciz duruma düştüğünü iddia etmekte,  gerçekleri kabul etmemekle direnip onu suçlamaktadır.

Bu düşünceye göre; nedensellikler zincirinin bir başlangıcı olması, bizzat nedensellik kavramı ile çelişir. Diyelim, bizi anamız babamız dünyaya getirdi. Anamızı babamızı da ninemiz ya da dedemiz meydana getirdi. Onları da anneleri babaları... En nihayet bütün bu yaratılanı Allah meydana getirdi.

Nedenselliğin "her var olanı bir yaratan vardır" ilkesine göre, iş Allah'a vardıktan sonra sorulacak soru şöyle olmalıdır: Peki, "O’nu kim yarattı?" diyerek görüşlerini belirtirler.

İşin ilginç tarafı, kendi kendilerine gelin güvey olarak Kur'an, bu şekildeki "soruları men eder" demeleridir. Buna göre din, inananların temel hakkı olan bu sorunun sorulmasını engellemektedir. Ve bu düşünce bütün dinlerde vardır.  Garip bir iddia, ama durum böyledir.

Ateistlerin bu katı tutumuna yanıtı, yine zırvalayarak suçladıkları, İslâm dininin gözde âlimlerinden Gazali vermektedir. Gazali, aciz düşmek bir yana bilgi, ilim ve katkılarıyla Yaratanın başının ve sonunun olmadığını, sınırsız olduğunu,  sonsuzluğunun kavranamaz oluşundan ötürü anlamdan beri olduğuna binaen "Subhanallah" sözcüğü ile açıklandığını söylemektedir ki, bu tutum asla bir çelişkiye yol açmaz.

Sonrası bu kavram, içerik olarak kuantum boyutuna, onun bir benzeri olarak da "ismi beyin" olana işaret eder. Burada itirazı olana, “tanımlanamaz ve sınırlamaz” olanın, kendinde ki manalarını ve vasıflarını insana yüklediği şeklinde Kur'an hükmünün bulunduğunu hatırlatmakta fayda vardır.

Bu yaklaşım üzerinde durma, insanın aslına rucu edişi ile paralellik taşır ve netleşir.

Yaptığımız açıklamalar şunu göstermektedir ki, ateistler kendi kendilerini mahkûm edecek duruma düşürmüştür. İstedikleri kadar üzerlerine almasalar da gerçek böyledir. Çünkü “yok” dedikleri, sonsuz ve sınırsız bir yapıdır. Sınırsız olanın da her şeyi kapsaması kadar tabi bir şey olamaz.

Anlaşılması gereken, üç boyutlu bir mekân-zaman sürekliliğinin insanı yanıltmasıdır. Bu açıklama, kendi içinde bir tutarsızlığa, çelişkiye yol açmaz. Ayrıca kabul edilen katmanlar, beş duyuya göre vardır, izafidir yok hükmündedir. 

Gerçek şu ki aracısız olana, aracılarla yaklaşmak, mümkün değildir. 

Yaklaşım, farkındalık alanı/bilinçle olur.

Şuurun hakkı da esasen böyle verilir.

 

Ahmed F. Yüksel

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Din gerçektir ya da değildir ama sonuçta bir kabuldür.Kişilerin kabulleri önemlidir.(Bu böyledir ve ben bunun böyle olduğuna inanıyorum)İşte buna kimsenin bir şey diyeceği olamaz.Allah var mı yok mu diye tartışmaktansa insanların kabulüne bırakmak daha doğru olur.(Allah vardır buna inanmaya mecbursun) denilemez ki denilemiyor zaten.Vardı, yoktu tartışması yaratıp insanları kavga ettirmek kapitalizmin oyunu.Var veya yok ben inanıyorum kardeşim; bitti.Tuzağa düşmemek lazım.Gerçek anlamda Tanrının varlığını ispat edemeyiz.Ama ben var diyorum ve inanıyorum; sen de istersen inanma.Bu yaklaşım inananların elini güçlendirir.

Kerim Korkut 
 01.03.2012 16:10
 

Bu guzel yaziyi bizlere ulastirdigi icin yazara tesekkur ediyorum, haddim olmadan bir iki aciklama ilave etmek istiyorum; RASÛL ve NEBİ deninince kisaca ne anlamaliyiz; RASÛL: Rabbinizden Hak olarak gelen,“Allah İlmi”nin açığa çıkış sûreti,Doğuştan Risalet istidadına sahip olan(O isimlerin mânâsının kuvveden fiile çıktığı sûret). NEBİ: Nübüvvet kemâlâtının, beşeriyet sûreti ( “Dünya sûreti” ) altında açığa çıktığı zât, Varlığını “Velâyet” hakikatından alan Zât,Vahye dayanan bir sistemle görev yapan.Kendi hakikatını bilerek, geldikleri toplumların yaşam düzeylerine göre bir ileri basamağı öneren görevli zât… Bu yazdiklarim konunun bir kismi, dileyen konuyu kaynagindan inceleyebilir; ahmedhulusi.org, Hayirli Cumalar Dilerim.... Emre Arslanturk / Londra

Emre A 
 24.02.2012 18:32
 

Tesekkurler Kartal Bicer / Londra

kartal bicer 
 24.02.2012 11:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 630
Toplam yorum
: 2042
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10010
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster