Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Şubat '12

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
2484
 

Ateizm inanç mıdır?

Ateizm inanç mıdır?
 

İnanç konuları tartışılırken, söz bir yerde, 'ateizmin de bir inanç olduğuna' gelir.

Bunun gerekçesi şöyle bir düşüncedir:

'Herkesin bir inancı olmalıdır, inançsız yaşanamaz!'

Kelimeye baktığımızda, (A) olumsuzlayıcı bir önek. Buna göre a-teizm bir tanrıyı danan dünya anlayışını reddir.

Ateizm, 'Tanrı var ve evrenin nedenidir’ gibi bir savı reddeder.

Düşünce tarihine baktığımızda, İnsanoğlu, bilgi ile inancı ayırmıştır. 

Bunu niye yapmış? Çünkü inanca dayalı konuların temelsiz olduğunu görmüş. Bunun yerine, araştırılarak, gözlemlenerek, deneylenerek, test edilerek, kurallara bağlanarak vs. ortaya konan düşüncelerin doğrulanıp yanlışlanabildiğini anlamış. Doğrulandığı sürece bunu kullanmış, yanlışlandığı sürece yenisini aramıştır. Ve bu yolda, bilgi ile inanç diye kavramlar üretmiş.

Böylelikle bilginin niteliğini, inancın niteliğinden net bir şekilde ayırmış.

Bir ateist, bu nedenle, bir inanç adamı değildir, akıl ve bilgi adamıdır. Bir tanrının ya da tanrıların olduğunu iddia eden birine karşı, yani bir inançlıya karşı, bunun bilgisel olmadığını söyleyerek reddeden kişidir.

Şimdi biraz araştıralım, acaba neden ateizmin de bir inanç olduğu söyleniyor:

Ateizm, bir yorum olarak, bilgiye ya da akla inanç duyma olarak değerlendirilebilir mi?

Buna da hayır demek gerekir. Çünkü inanç ile bilgi karşıttır. Siz eğer inanç karşıtıysanız, onun karşıtı olan şeye inanç duyuyor olduğunuzu söylemek çelişkilidir.  Bu reddettiğiniz inanç kavramını, sizin bu reddinizi anlamlandırmak için yeniden kullanmak, ne akılsaldır, ne de tutarlıdır.

Bir tanrı inancını reddetmek ve onun yerine akıl ile bilgiye bağlı olmak, inançtan farklı bir durumdur. Bir ateistin akıl ve bilgiye bağlılığı, o bilginin yanlış olma olasılığını da içinde taşır. Yani aklın ve bilginin söylediğine bağlılığı mutlak değildir. Bağlılık, doğruluk koşulları geçerliliğini koruduğu sürecedir. Eğer geçerliliğini korumuyorsa, bilimin coşkuyla yaptığı gibi, bir konudaki doğruluk iddiasını yerle bir edip, onun yerine yeni doğruyu başının tacı etmeye hazırdır.

Bu noktada, inanç böyle bir şeyi asla yapamaz. Çünkü inançta, mutlaklık, ezeli ebedi geçerlilik vardır. Bir inançlı, bir gün şöyle bir gün böyle inancını değiştiremez. Bunu değiştirmesinin iki koşulu var:

Eğer inançlı kişi bu değişikliği düzenli, normlu, kurallı vs. yapıyorsa, aslında yaptığı bir tür bilimsellik içerir! Yani aslında inançlı olmaktan çıkmıştır, tam da bilimselliğin gerektirdiği gibi davranıyordur. Zaten insanoğlunun tarihine baktığımız zaman durum budur.

İnanç değiştirmenin diğer koşulu ise kişinin tercihlerinden ya da tutarsızlığından kaynaklanır. Kendince makul kişisel nedenleri vardır. Ama bu teorik bir tartışmayı bağlamaz. Ya da ipe sapa gelmez bir tiptir, bir gün öyle bir gün böyle dönüp durur. Bu da konuyu bağlamaz.

 &

Yine ateizmin bir inanç olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu açık seçik hale getirmek için değinilmesi gereken diğer bazı yan şeyler olabilir:

* Bir kişi ateist olduğunu söylese bile, inanç bilgi ayrımını bilmiyor olabilir. Bu tip kişiler karşıt olmanın gizeminden faydalanıyor olabilirler. Bu tip kişilerin tutarsız davranışlarını baz aldığımızda inanç ile bilgi ayrımının yarattığı sonuçlarını göremeyebiliriz. Bu tip durumlar konu dışıdır.

* Biraz daha ciddiye alınabilecek bir durum ise şudur; bir insan bilgi ve inanç ayrımını yapan aydın bir ateist olsa bile, yine de bir mutlak güce, bir inanç dünyasına ihtiyaç duyacağı yolunda bir düşünce olabilir. Bir ateistin bu tür korkular ve endişeler içinde olması mümkün olabilir, ancak  bu, asla, ateizmin bir inanç olmadığı; bir inanca karşı duruş olduğu gerçeğini değiştiremez.

* Bir kişi ateizmi benimsiyor ve ama aynı zamanda hayatıyla ilgili sınır durumlarda, ölümsel eşiklerde, hastalıklarda, felaketlerde vs. bir koruyucu güç tasavvur ediyorsa, kişinin bu durumunu nasıl açıklayabiliriz?

Biz, dinlerin, bir tanrının ya da tanrıların var olduğunu hiç duymamış, okumamış olsaydık da, yakın çevremizde bizle birlikte yaşayanların ölümlerini ya da kötülüklerini gördüğümüzde üzüntü duyardık ve bu tür durumlarla tekrar karşılaşmamayı isterdik.  Bunlar  canlılığa ait, canlılığı sürdürmeye yönelik çok olağan duygular.

Bunların dinsel inançlarla alakası yok. Esasında, dinsel inançların bu tür duygulardan kaynaklandığı, inançların tarihi açısından çıkış noktası olduğu söylemek daha doğrudur.

Bu şuna benziyor; nasıl ki dinler, ahlak olduğu için varsa, yani ahlakın nedeni din değil, dinin nedeni ahlak ise onun gibi, bu tür doğal hisler, dinlerin başka türden nedenleri olmuştur. Yani bu tür doğal hislerin nedeni dinler değildir. O nedenle din dışında insanların bu tür korkular ve endişeler içine girmesini onun doğal bir varlık olarak varlığını korumak içgüdüsünden kaynaklandığını söylemek gerekir.

* Bir ateistin sınır durumlardaki tutumuna ilişkin diğer durumu belirtmeye geçelim: Her ne kadar insanlar ateist olsalar da, çok yaygın olarak dinsel inançların ya da benzer başka inançların benimsendiği bir toplumda ve dünyada yaşadıkları için bu tür yaşantılardan içsel olarak etkilenirler. İnsanoğlu  ve hatta her türlü canlılık sosyaldir, toplumsaldır ve  taklit, öykünme, yansıtma vs. içerir. Bir ateist bir sınır  duruma geldiğinde pekala bu toplumsallıktan etkilenmiş olarak sanki bir doğaüstü güç varmış gibi ondan yardım istiyor olarak kendini bulabilir. Bu, bir tür kişinin kendisini analojik bir yardım içine sokmasıdır. Hep başkalarından görmüştür, bir an, kendisinin de öyle yapması gerektiğini hisseder. Sosyal yanını hisseder ve sosyallikten içindeki acıya karşı bir çözüm arar.

&&

Bir insan, tanrıya, dinlere, ateizme kayıtsız kalamaz mı?

Neden illa bir tanrıya inanmak zorunda ya da bir tanrıya inanana karşı aktif bir tutum olan ateizmi seçmek zorunda olsun ki?

Ben şahsen bir ateistim, aktifim, yani bu dünyayı inançlara, dogmalara bağlayan ve toplumu ya da çocuklarını çevresini vs. düzenlemeye kalkanlara karşıt görüş belirtmekten ve eşit-adil bir toplum sistematiği kurmaktan yanayım. Ama dediğim gibi, bir kimse ne tanrıcı ne de tanrıcıyı reddeden olmak zorundadır.

Bunlara kayıtsız olarak yaşayabilir, yine iyi insan, kötü insan, ahlaklı, ahlaksız, erdemli erdemsiz, yaratıcı, tembel vs. her şey olabilir. Mutlu da olabilir, manevi tatları da yaşayabilir. Derinlere inebilir. Ruhunu, tinini bilebilir. Kültürü yaratabilir ve kültürü yaşayabilir.

Bunun kaynağı yaşadığı toplum ve diğer bireylerdir, iyilik ve güzellik mutlak değildir, bu toplulukta yaşayıştan çıkan karşılaştırmalı durumlardır.  Doğuma sevinç duyarak ölüme üzülerek, ama bunları irrasyonel şekilde, ruhu beyni kalbi tatmin etmeyecek uydurmasyonlarla yaşamaktansa, bilgisel olarak, zihni açık bir şekilde yaşayabilir. Esasında ancak böyle çok daha mutlu ve çok daha insan olabilir. Dinler, temelsiz olmalarını bırakın, yalan yanlış, insanı insansal vasıflarından alakoyan, yanlış yönlendiren, içini boşaltan gerçeklikle alakası olmayan unsurlarla doludur.

Dinlerin ya da inanç sistemlerinin böyle bir özelliği vardır. Kişi kurallarının saçma olup olmadığına bakmaz, kural kuraldır  der, ya da dedirtilmiştir, o kurala itaat eder ve itaat etmekten mutluluk  duyar. Kuralın, hayata gerçeğe aykırı olduğu onun için önemli değildir. O kurala inanmıştır. Kendi içinde kapalı bir sistem bu.  

Elbette aklı başında olan yetişkin bir insana, “neden bu kurala kayıtsız şartsız itaat ediyorsun, bu kuralın önünü sonunu düşündün mü, bilgisine sahip misin?” vs. sorular sorulabilir ve itiraz edilebilir. Kişi bunlara karşı, “bu soruları sorduğun için teşekkür ederim, biliyorum” ya da “bilmiyorum, ama önemsemiyorum, fakat sayende bu tür soruların mümkün olduğunu gördüm, yine de kayıtsız kalmayı tercih ediyorum” derse, yapacak hiçbir şey yok. Çünkü ben ne kadar bir insan bireyiysem, o da o kadar insan bireyi. Durumu kabul etmekten başka çare yok. Yeter ki, aydın olalım, dindarsak da aydın olalım, ateistsek de. Tutumuzun, bizim kabul edişlerimiz dışındaki koşullarının bilgisini bilelim, ya da bilmiyorsak, bilmediğimize kayıtsız kaldığımızı bilelim.

Peki inançlar, inanan insanlara bu yolda ne kadar özgürlük veriyor, verebilir?

Özgürlük verseydi, zaten inanç olmazdı! Burada iş bireye kalıyor, farkındalığını artırabilir, ama hiç kuşkusuz, inancın pençelerine kafalarını kaptırmış diğer kişiler ile arası pek hoş olmayacaktır. İnançlı olup aydın olmak oldukça zor görünüyor, inancın kitleselliğinin getirdiği baskıya karşı, bir birey o inanç içinde kalarak ne kadar karşı gelebilir ki?

&&

Not: Geçenlerde Başbakan, "elbette dindar gençlik yetiştireceğiz, ateist gençlik mi yetiştireceğiz" mealinde sözler söyledi. Elbette ateist gençlik yetiştirilemez, ama dindar gençlik de yetiştirilemez. Yapılması gereken, ateizmi de teizmi de yan tutmadan isteyenlere! aktarmaktır Doğru olan budur. İster tek taraflı ateizmi benimsetmeye çalışın ister herhangi bir dini, bunu yetişkine yapıyorsanız yaptığınız kandırmacadır, yok bunu bir çocuğa yapıyorsanız, bu benim nazarımda çocuğu istismar etmedir.

Ne bir öğreti, ne bir din ne başka bir şey; bireyi, salt birey olmaktan kaynaklanan haklarıyla tanımak ve haklarını her türlü eşitlik temelinde yaşamasını sağlamaktan ne daha önemli, ne daha değerli, ne daha asil olabilir!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ahhh... Sayın Matilla ah:-)Sayın yazarımın izniyle yazdığınız yoruma karşı birşeyler söylemek istiyorum. Aslında Sn Mustafa Atillanın bunu bildiğine eminim ama yine de hatırlatmak isterim. Sn Matillanın söylmeye çalıştığı kavramın adı 'agnotizm' dir. Yani Tanrının varlığını da yada yokluğunu bilmemek durumu. Vardır da demez yoktur da demez. İkisinide kanıtlanmamış kabul eder. Bu kuramın zayıf yönü zasten olmayan bir kavramı ispat etme yükümlülülüğün talep edilmesidir. Ateizm ise tanrı kavramını kabul etmez. Bu kavramı kabul etmemeyi bir inanç saymaksa fazlaıyla trajikomik olur. Selamlar...

yeşilsoğan 
 22.02.2012 13:36
Cevap :
Trajikomik demişsiniz, belki de trajedi demek daha doğru, milletin ağzına öyle pelesenk olmuş ki, 'ateistin bile bir inancı olduğu' kandırmacası, bunu kim yaymış, nasıl başarmış, bilgi sahibi olmadan bu kadar insan nasıl bilgi sahibiymiş gibi davranabiliyor, düz beyinsellikler, kavramları ve gerçekliği nasıl alt üst ediyor insanın ağlayası geliyor.  27.02.2012 1:28
 

Mustafa Atilla Beye devam... Bu nasıl oluyor anlamadım.. tanrıyla ilgili hiçbir şeye inanmamak ne demek? Bu sözünüzü geçelim ve yakın anlamda kullandığınız için diğerine bakalım; ‘bilmiyorum.’ Sanırım burada bilinemezciliğe referans yapıyorsunuz. Bilinemezcilik bir pozisyondur, yorumunuzda sanki tek kanıtlanabilecek şey buymuş gibi yazmışsınız. Ya da sanki ateizm ile teizmin sentezi buymuş gibi. Bu, diğer iki görüş gibi bir görüştür hepsi bu. Yorumunuzda sizden sonra tanrı kanıtlanırsa ne yapacaksınız demişsiniz.. iyi de siz bilinemezci olarak ne yapacaksanız, ben de bir şey yapacağım, bilinemezci olunca yırtamayacaksınız yani. Ben de size şunu soruyum madem. Siz ateistin tanrının yokluğuna inanç duyan olduğunu düşünüyorsunuz –ki bu yanlış- peki, bir teistin savını yeterli ve makul bulmayan bir kişiyi siz hangi kavramla tanımlardınız ya da literatürde bu hangi kavramla karşılanıyor ve bu kavramın ateizmden farkı ne olurdu? Selamlarla..

Erdal Aydın 
 22.02.2012 12:06
 

`Toplumda bir laf vardır..." Cümlesinde ki "deliliğe" kendi düşüncelerimi yazmıştım. Tez, inançdır; Ta ki bilimsel hakikat olana kadar. İnaçta tezdir; Ta ki mutlak olana kadar. Bu nokta da, tezi hakikat bilmek, inancı da mutlak görmek yanlıştır. Paylaşmış olduğum inancım, tez olan bir inanıştır ve ancak vuku olduğu vakit bir mutlaktır. Düşüncelerim yazınızın tetiklediği düşünceler olup; dil yönüyle olmasa da fikir yönüyle aynı düzlemde olduklarını varsayıyorum!?

Süleyman Akyürek 
 20.02.2012 15:38
Cevap :
Bu yorumda ifade ettiğiniz düşüncelerinize belli ölçüde katılıyorum. Şöyle ki, dediğiniz üzere, inanış bir tezdir, mutlak hakikat değildir. tez bilimsel hakikat olursa bilgi haline geliyor. İtirazım ise şu olur. Aslında inanış tam olarak bir tez olamaz. Çünkü, dinsel ya da dogmatik inançlar, sorgulanmamayı esas alırlar. Sorgulanmayan bir şey asla tez olamaz. Ancak bilimsel bir kaygıyla henüz hakikat haline gelmemiş tezler de inanç ya da varsayım olarak görülebilir, ama bu tür inanç ya da varsayımların derdi doğrulanmak ya da olmuyorsa yanlışlanmak ve çöpe gitmektir. Ama dikkat, dogmatik inançlar, bırakın sorgulanmayı, tam tersine, sorgulanmalarını yasaklarlar. Bütün bu öykünün dışında, tez, bilgi haline gelmiş olsa bile, benim kafa yapısında biri için, mutlak hakikat ya da bilgi yoktur. Evet inanca göre bilgi üstündür, ama bilgi denilen şey de o kadar masum ve yalın değilidr.. ama tabi bu konunuş, daha bir kaç alt katmanında olup biten bir şey. Ekstra yorum için ekstra teşekkürler..  20.02.2012 20:00
 

Merhabalar; Böyle bir yazıya ihtiyaç vardı. Zamanlaması da içeriği de tatmin ediciydi. Teşekkürler...

yeşilsoğan 
 20.02.2012 10:34
Cevap :
Evet.. bu konularda bu yazıda olduğu gibi düşünmenin adeta evrende hiç yokmuş gibi varsayıldığı ya da inandırılmaya çalışıldığı bir dönem ve toplum yolunda gidiliyor.. ama gerçek öyle değil tabi.  22.02.2012 2:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 464
Toplam yorum
: 945
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 937
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster