Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Aralık '18

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
29
 

Ateşten Doğduk Yeniden

Ateşten Doğduk Yeniden
 

'Metafizik-I' Nodira İbrahim Güçsav, 2011


 Kadınla en son görüştüğü günü hatırladı, 7 ay önceydi. Ve en son konuştukları:
- Seni çok eskilerden beri biliyorum sanki. Yollarımız, bir zamanlar, bir şekilde kesişmiş olmalı... Sana bunu nasıl açıklayacağımı bilmiyorum ama dürüstüm. Ruhum seni tanıdı - dedi, - daha kâğıda geçiremediğin yazılarını okudum gecelerce Ateşin Kütüphanesinde tam yedi sene… Şimdi de gözlerinden akıyor içime yoğun o acılı kitabın, tıpkı ateşten duyduklarıma benziyor, aynı titreşimler, aynı cızırtılı feryatlar, aynı çığlıklar. Neşe de var ama senin neşen de farklı – sadece etrafındakilere değil, zamanı paylaştığın her kese şifa verecek kadar engin bir güç o da… bilmiyorum, doğru anlatıyor muyum, ben normalde bu kadar da konuşamam… inanıyor musun, gülüyor musun…

-Hayır, gülmüyorum, – sakin dedi Kadın, - Ben böyle şeylere inanırım. Eski bir kitapta, - devam etti o bir süre sustukça, - güneş temizleyicidir, çamuru ve pisliği de temizler ateşiyle, diyordu. Umarım, doğrudur... – zaten, o kitaptan sonra değişmeye başladı hayatım. Aynı gerçeklerin yansımalarını her yerde görmeye başladım çünkü. Hep iyi ve güzel şeylere inanmak istiyorum o günden beri, nefret etmek istemiyorum kimseden ve hiçbir şeyden. Ama bir o kadar öfkem de güçlü, çok şey üzüyor ve kızdıyor beni. İsterdim ki, dünyada herkesin içini bir şey yıkasın ve hepten temizlesin, benim de… Kabala inancında, insan rühaniyetli hayat yaşasa, içi dışı temizlense, tüm dünyayı kurtaracak kadar güce sahip olur diye inanıyorlarmış. Keşke bu doğru olsa. Ben denerdim… Ama bunun imkanı olacak mı bilemem. İlla deneyimler sürecinde arınır insanlar. Her şey sürecin parçasıdır: acılarımız ve kızgınlıklarımız bile… Herkesin kendi doğumu, ölümü, kıyameti, cenneti, cehennemi var. Kim olduğumuzu anlamak için, önce kim olmadıklarımızı yaşamak zorundayız bu Çağda… Umarım, o Ateşimiz vardır bizim de ve içimizi de arındırır.  Biz  tuhaf, garip ruhlarız, neyi aradığımızı çoğunda bilemeyiz, ama ruhumuzun istediklerini denemeliyiz, bize yanılgı gibi gelenleri dahi… Acıları, kanları, çöpleri,  çamurları dahi.... Bizim gibilerin yaptıkları, sınırsız imkanlardan yorulmuş ruhuna kendi sınırlar yaratmaktır. Kimileri vardır, ölü toprağı serpildiğinde üstlerine, kimseyi gerçekten sevemez olduğunda en azında acılardan haz almaya çalışırlar. Benim acıdan kastım bu değil ama. Acı çektiren insan, kendine de icat ediyor daha ağır acıları ve onları senden daha çok seviyor. Benim acı dediğim bu da değil. Zaman neden lazımdır dünyaya? Ham meyvelerin pişmesi için bence. Tohumların filizlenmesi, ağaçların kök atmaları için. Yumurtanın içinde ne varsa, gününü beklemek zorunda kabuğu çatlatmak için… Bunları beklemek, acı verir… Ama ‘bahar olmadan güller açmazmış’… Olur ya bazen rüyalarda, uyanmaya çalışırsın uyanamazsın, gözlerin açılmaz, boğazında sesin donmuş. Sadece bilincin uyanık, geri kalan tüm uzuvların senin değilmiş gibi… Bekliyorum ben, tüm parçalarımın uyanmaya başlamasını bekliyorum. Ve bu çok ıstırap yaratıyor. Malesef, sen de çekeceksin artık bu acıyı. Uyanmak, doğmaktan daha gerçektir ve mutluluğu da, acısı da haktır, tıpkı Ölümün hak olduğu kadar haktır. Evet, çok defa öldük, çok defa doğduk… YAŞARKEN, ÖLMEK VE YENİDEN DOĞMAK ÖNEMLİ, o yüzden yeniden ve yeniden geliyoruz buraya, bazı insanlar,  anlayabilirler bunların sırrını, en ağır zaman ve en ağır dönüşümlerde hep beraber gelirler hayata... Ailesinden birini bulmuş gibi olurlar buluştuklarında. O yüzden, HOŞ GELDİK  yine yeni OYUNA, biz buluştuktan sonra bir başka olacak artık oyun. Yazgı derler buna insanlar, BİZ, YAZGILARI DEĞİŞTİRMEYİ YAZGI EDİNENLERİZ. Bir SİSTEM kurulurken, bazıları bozulmak zorundadır. SİSTEM BOZUCULAR olmadan yapılamaz bunlar. Ben, daha çocukken anladım çok şeyi. Yabancı gibiydim oralarda, kendi topraklarımda, öz Ailemi aradım. Evimi kurabileceğim yeri aradım. Ama, biraz daha zaman var tohumun çatlamasına, o an geldiğinde, alırım elime tohumu, gelirim sana, hazırlan,- dedi kadın arabanın loş ışığında gözlerine bakarak.

Etrafta telaş vardı, çokça polis, arabalarının tedirgin sirenleri geceyi yarıyordu, insanlar koşuşturuyor, bomba ihlal uzmanları kılıflarında adamlar geldi havaalanına, araba kornaları, can havlında kaçanlar… Onlarsa, yol kenarında duran eski arabanın içinde, sanki burada değillermiş gibi, ağır hüzün içinde susuyorlardı bir birine bakarak, bin yılların yorgunluğu vardı gözlerinde. – Son büyük Kapı yarı açılana kadar bekle… Az kaldı… Bulduk nasılsa bir birimizi. Sabret, – dedi. Kadın daha bir şeyler konuştu, adam sesini duyuyordu, sözleri bilincinin bir bölgesinde kayda geçtiğinin, sonradan hepsini hatırlayacağını biliyordu ve şimdi, onun yüzünü hipnotize olmuşçasına izliyordu… Bu yüzü tanıyordu o çoktan, gördüğü ve unuttuğu rüyalarındandı sanki bu yüz. Ağacı yontarken, gözünün önünde durduğu ve heykellerinin büründüğü yüzdü bu. Çatık kaşlar, silik yanaklar, küçücük ama yüzüne kararlı ve güçlü ifade veren dudaklar ve o gözler – adamın içine içine kurşun yağdıran, ölümün heyecanını yaşatan - namlu karşısındaymış gibi his ederdi adam onların karşısında.

-…dağ yamacındaki bahçene döndüğünde çıplak ayakta yürümeye çalış, seni nerede olsam da his etmem için ayakların toprağa basmalı…  Ateşi takıp et, o benden haberler getirir sana – derken, adamın ellerini sıktı.

Adam, onun uzun parmaklarının soğukluğunu his etti ve garip dalgınlığından uyandı birden. Kendine geldiğinde, kadın inmişti arabadan, gecenin telaşı içinde kaybolmasını izledi peşinden dikiz aynasında… Sonra bir sigara yaktı.

- Ne kadar lazımsa o kadar sabrederim- diye fısıldadı adam, onu arabanın dikiz aynasından izlerken, - yılan sabrı vardır bu erkekte, onu tanıyacaksın bir gün. O Kitabı yazdıracağım sana, Ateşe sözüm var - koruyacağım seni görünen ve görünmeyen tüm düşmanlarından, masum olmaktan korkmayacaksın o zaman, sadece kendini yaşayacaksın, Tatar kızı…- sigarasını yakarken, garip güldü- Ben de inadım, hem de çoook… Nasılsa, seni sevmekten başka işim yok bu hayatta artık. Zaten hep buna hazırlanmışım meğer…

 Nodira İbrahim Güçsav,

'Ateşten Doğduk Yeniden' kitabından parça

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 23
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 135
Kayıt tarihi
: 24.11.18
 
 

1996 da El-Harezmi adındaki Harezm Devlet Üniversitasını tamamlayıp, Biyoloji öğretmenliği diplom..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster