Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Şubat '09

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
1222
 

Atıyorum palamut, atıyorum lüfer!.

Atıyorum palamut, atıyorum lüfer!.
 

Bandırma’da, Kapıdağ yarımadasında yıllardır yaz tatilini geçiren bir arkadaşımız, 90 lı yılların başında bize böyle anlatırdı balık macerasını.

''Atıyorum lüfer, atıyorum palamut.''

Biz oltayı attığını değil de, palavrayı attığını düşündüğümüzden, bu ''atıyorum palamut'' eylemini, kişilerin inanmadığımız sözlerine karşı aramızda parola olarak kullanmaya başlamıştık.

Palamutu da lüferin de oltasının ve avlama yöntemlerinin farklı olduğunu bilirdik çünkü.

Bizim balık tutkumuz Üsküdar’ın Şemsipaşa’sında başlar. Çocukluğumuzda, şimdi orası yol olan tütün fabrikası yanındaki süslü ve farklı balıkçı kayıklarını hayranlıkla seyreder, Kuşkonmaz camisi önününün hiç eksilmeyen rüzgarında balık tutanları seyrederdik. Deniz, insanların yiyemiyeceği kadar çok ve çeşitli balık verirdi o zamanlar. Bereketliydi.

Elli sene önceden bahsediyoruz. İstanbul’un nüfusu 1-2 milyon arası. Deniz temiz. Ayrıca öyle radarlı tekneler icad edilmemiş. Fazla balığı depolayıp balık borsası kurulan depolar yok. Tutulan satılmak zorunda. Kamışı alıp sahile inen, o gün evinin nevaleysin rahatça çıkarırdı.

Şimdi inanması güç. Balığın bol olduğu zamanlar balıkçılar balığı sahile döker, halka bedava dağıtırdı.

O kadar bol uskumru olurdu ki, taze tüketilmesi mümkün olmadığından, kurutularak çiroz yapılır, Sonbahar’da Üsküdar çarşısındaki balıkçılarda karşıdan karşıya iplere çiroz dizilirdi. Sabah kahvaltısında bile yenecek lezzetteydi. Palamut da lakarda olarak saklanırdı.

Şimdi dikkat ediniz balık fiyatları hiç ucuzlamıyor. İhtiyaca yetmediği gibi, öyle bolluk yaratacak balık akınları da olmuyor. Oysa 80 li yıllara kadar palamut akını olur, çifti 25 kuruşa kadar düşerdi. Keza, senede bir çinekop da bollaşırdı. Karaköy'den akşam vapura binenler, iskelenin yanında dizili balıkçı sandallarından canlı alırlardı balıklarını.

Turizm hocamız lisede, bizden öncekini de şöyle anlatırdı. Sonbahar oldu mu, Boğaz simsiyah olurdu. Karadeniz’den, Marmara’ya göç eden balık sürüleri denizin yüzeyini bir karabulut gibi kaplardı. 2. Dünya savaşında korkunç bir kıtlık yaşarken, Allah bir torik bolluğu verdi ki o millete, herkes, her gün, elinde boyları yarım metreyi bulan torikle dönerdi eve.

Sonra 70 li yıllarda, gençliğimizin balık maceraları başladı, bu kez Kadıköy’de. Haydarpaşa Et ve Balık Kurumu önünde bir terkedilmiş iskele vardı. Deniz pırıl pırıl ve kumluk. Burada sırf tekir olurdu. Eve yakın olduğundan, buraya sık sık gelir, küçük ama bol tekir yakalardık. Liman içinde balık avlamak yasaktı. Yine de şansımızı denemek için heryola başvurur, şansımız yaver giderse, bir mavnaya atardık kapağı. Kovulana kadar balık yakalardık. Orada da çok balık olurdu.

Bir gün Kadıköy iskelesinin sol tarafındaki nikah dairesi önünde istavritteyiz. Orası bir koy şeklinde idi. Birden bir hışırtı oldu ve istavritler can havliyle 1 metre havalara sıçramaya başladı. Onları takip eden lüfer sürüsü o koyda sıkıştırmış onları. Tabi hemen lüfer iğnesi alıp, ucuna daha önce yalakadığımız istavritleri yem yaparak 1 saat içinde 10 tane lüfer yakalamıştık. Yakalamak birşey değil, iğneyi lüferden çıkarmayı beceremiyorduk.

Galata Köprü’sünün üstü de bir alem olurdu. Hafta sonu kıpırdayacak yer olmazdı ama oltayı her çekişte, çapariden 3-5 palamut çıkardı. O kadar boldu palamut. O meşhur, kayıkta ekmek arası palamut o günlerden kalmadır. Şimdilerde ekmek arası olan palamut değil, ya torik yavrusu, ya da Norveç uskumrusudur.

80 li yıllara kadar Kadıköy-Haydarpaşa arasında yolcu taşıyan kayıklar çalışırdı. Balığa çıkacağımız zaman bu kayıkçılardan biri ile anlaşır, kayık kiralıyarak, iki mendirek arasına giderdik. Yem için, mendirekten avuç içi kadar büyük midyeleri alır, oltayı salar salmaz da, balıkları çekmeye başlardık. Burada pek avlanma olmadığından, midye de bol olduğundan, kayalık seven izmarit yaşardı ve çok büyük boyda olurlardı. Oltayı koparırcasına asılırlardı.

İstavritten, uskumruya, pisi balığından, kırlangıça (kırlangıçlar da çok büyük olurdu) mezgitten, iskorpite, her türlü balığı yakalardık. Kurbağalıdere’den kiraladığımız kayıklarla da Moda açıklarında bol istavrit tutardık.

Şimdi yine sahil kenarında oturuyoruz. Bu kez Maltepe tarafları. Üstelik kamışlarımız da modern. Balık tutmak için herşey var. 15 sene önce beşer, onar çektiğimiz kraça’dan bile eser yok. Balık yok balık…. Bazen sabırla belli zamanlarda tek tük zargana avlayanları görüyorum o kadar.

''Atıyorum palamut, atıyorum lüfer'' o zamanlar gerçekti.

Kapıdağ’da attığını yakaladığını anlatan arkadaşımız da bizim yaşıtımızdı ve o da Üsküdar’lıydı. Gerçekten yakalıyor muydu, yoksa o günlerin özlemiyle sallıyor muydu, anlayamıyorduk.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben de balık hastasıyım. Yaşım 31. Aslında eskisi kadar olmasa da boğazda yine balık yakabiliyoruz. Sonbaharda izmarit ve çinakop bazen de palamut iyi miktarlarda yakaladık. Şimdi de istavrit yakalanıyor. Umarım bu günleri de aramayız. Eskisine göre tabi çok büyük azalma olduğu muhakkak. Bence deniz bir yıl nadasa bırakılmalı, yani profesyonel tekneler 1 yıl balık yakalamamalı ve bu 4-5 yılda bir tekrarlanmalı. Bunun için balıkçılara devlet destegi de verilebilir. O zaman balık artar.

selcuk efe 
 05.02.2009 11:33
Cevap :
Haklısınız. Düşüncelerinize bütünüyle katılıyorum, ama her taraf balık lokantası olmuş, onlar bir yolunu bulur yine avlatırlar. Boğaz, balığın yakalanacağı tek yer belki de. Bilhassa bu mevsim. Rast gele. sevgi ve saygıyla  06.02.2009 0:54
 

Nadir Bey yine tutacağız inşallah üzme tatlı canını:)) Geçtiğimiz Eylül'de, Galata'dan bir palamut çektim Allah seni inandırsın beni iki kişi belimden tuttu! Yoksa köprüden düşüyordum neydi o mübarek be? :)) :)) Sevgi ve saygılarımla rast gele...

M.Talip Girgin 
 04.02.2009 18:49
Cevap :
İnşallah Talip bey Temiz deniz bilinci yayılıyor. Bir de şu balık yasağının biraz daha uzun olması lazım. Rast gele. Sevgi ve saygıyla  04.02.2009 18:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 422
Toplam yorum
: 146
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 927
Kayıt tarihi
: 15.01.09
 
 

İstanbul doğumluyum.. İstanbul'un  tramvaylı döneminden bu şehirde yaşıyorum. Gençlik yıllarında ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster