Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
5972
 

Atlantis, bir kayıp uygarlık mı?

Atlantis, bir kayıp uygarlık mı?
 

Atlantis insanlık tarihinin en büyük muammasıdır. Atlantis sözcüğünün etimolojik kökeni için birçok varsayım mevcuttur; bunlardan birisi de “ataların toprakları” olarak düşünülmesidir. Varlıkları kuşkulu olan Mu, Atlantis gibi uygarlıklar hakkında zaman içerisinde detaylı ezoterik bilgiler üretilmiştir. Bazı şüpheciler ise Atlantis'in tamamen hayal ürünü olduğunu ve Eflatun’un ideal bir Atina yaratmak için bu ideal halk ve devlet fikirlerini Atlantis efsanesini yaratarak yaymak istediğinden bahsetmişlerdir. Konu ile ilgili teorilere kısaca değinelim…

Atlantis’e yer arama çabaları Antarktika’dan, Bahamalar’a kadar, Bolivya’dan Orta Asya çöllerine kadar her yerde süregelmiştir. Efsaneye göre; 11.500 yıl kadar önce Atlas Okyanusunda olduğu iddia edilen bir kıtanın var olduğuna inanılmıştır. Bu ülke, insanlığın, çok üstün bir uygarlık seviyesine yükseldiği bir ada olarak anlatılmıştır. Yok oluşları da varlıkları gibi soru işaretleri ile doludur; şiddetli depremler ve yanardağ patlamaları sonucu, Atlantis adası tamamıyla sulara gömülerek yeryüzünden yok olmuştur şeklinde anlatılmaktadır. Bu efsanenin içine Tanrıyı da katmak isteyenlere göre Tanrının bir gazabıdır.

Zamanımızdan 2400 yıl kadar evvel yaşamış olan eski Atinalı filozof-düşünür Eflatun, Atlantis efsanesini ilk yazandır. Platon’un “Diyaloglar” isimli çalışmasında Timaios ve Critias eserlerinde geçen Atlantis öyküsünü dikkatlice incelenirse burada anlatılanların tamamen bir kurgu olmadığını görülmektedir. M.Ö. 5. y.y.’da bir sohbette Atinalı devlet adamı Kristias, dedesi Dropides'in kendisine naklettiği efsaneyi hikâye eder. Yunanlı şair Solon hikâyenin bir önceki kaynağıdır. Solon'un gösterdiği kaynak ise Mısır'da bulunduğu dönemde tanıştığı Mısırlı keşişlerdir ve onlara göre Atlantis 'e ilişkin olaylar M.Ö. 9000 yılında gerçekleşmiştir. Bu Mısır rahipleri Solon'a Yunan ve Mısır uygarlıklarının daha bir çocuk kadar genç olduklarını ve fakat asıl insanlığın altın devrinin kendi zamanlarından 9000 yıl evvel sulara gömülerek batan ve yok olan Atlantis uygarlığı olduğundan bahsederler. Tufan sonrasında Atlantis’ten sağ kalan insanların bir kısmının Mısır’a gelerek, Mısır Uygarlığı’nı kurdukları, ya da bu uygarlığın ileri gitmesinde büyük katkıları oldukları düşünülmektedir.

Son buzul çağının bitiminde iklimin hızla değişmesine paralel olarak buzulların erimesi ve deniz seviyesinin yükselmesi gibi somut bir olgu mevcuttur. Buna kolaylıkla uyum sağladığı için, Edgar Cayce de “Atlantis” adlı kitabında İ.Ö. 10.500 tarihini vermiştir. Araştırmacıların verdiği yaklaşık tarihler 12.000 – 9.000 arası değişmektedir.

Atlantis’in var olduğu söylenen okyanusun iki tarafında da aynı efsanelerin var olması ve bu toplumların belleklerinde daha önce var olan bir felaketin anılarını saklamaları Atlantis’in bir şekilde bir yerlerde varlığının basit bir efsaneden öte olduğunu kimilerine düşündürebilir.

Amerikalı araştırmacı Robert Sarmast, Platonun ünlü diyalogları Critias ve Timaeus’da ifade ettiği bazı fiziksel işaretlerden yola çıkarak çalışmalarını Doğu Akdeniz kıyılarına kaydırmıştır. Sarmast’a göre Atlantis Kıbrıs, Suriye arasında idi ve batan kıtanın en üst noktası ise bugünkü Kıbrıs’tı. Bazı efsane ve mitlere göre ise batan uygarlık büyük bir deprem geçiren Girit adası idi. Birçok uygarlıktaki Tufan efsanesini de konu ile ilişkilendirebiliriz.

İngiliz ordusunda subay olarak görev yapan James Churchward Atlantis'in Mu uygarlığının bir kolonisi olduğunu belirtmiştir. Churchward Tibet’te bulunmuş, dünyayı gezmiş ve araştırmalar yapmıştır. Batı Tibet'te bir manastırda Büyük Rahipler Kardeşliğinin önde gelen üyelerinden olan başrahip Rishi, Churchward'a, günümüzden 15 bin yıl önce yazılmış Naacal Tabletlerini göstermiştir. Churchward da bu tabletlerin Atlantis ve Mu kıtaları için bir kanıt olduğunu ileri sürmüştür. Tabletleri yazan ve uygarlıklarını anlatanlar Naacal rahipleridir.

Heredot, “Euterpe” adlı eserinde Mısır rahiplerinin yazılı tarihinin kendi zamanından 12 bin yıl öncesine yani Atlantis'in batışına kadar gittiğini belirtmiştir. Reginald A. Fessenden, Delisle de Sales, Hermann Wirth, gibi tarihçi ve araştırmacılar ise Atlantis kıtasının Kafkasya'da olduğunu ileri sürmektedirler. Hititlerin de konuyla bağlantısı olabileceği iddia edilmektedir.

Aynı şekilde, Maya efsanelerinde de, gerek kutsal kitapları Popol Vuh’da gerekse de Yucatec yazılarında tufan miti ve yok olan ırklar söylencesi mevcuttur. Aztek efsanelerinde de Atlantis’ten söz edilmektedir.

O dönemde bilinen ve yok olan bir kara parçasından söz eden bir efsanenin izlerine Homeros’un Odysseia’da da rastlanır. Her türlü meyvenin, her zamanda yetiştiği bir tür "Cennet Bahçesi" tanımlaması birçok mitte ortaktır. Özellikle Platon’un da Atlantis’i bu şekilde betimlemesi ve Odysseia’da aynı motiflerin bulunması dikkat çekicidir.

Başlangıcı günümüzden 70.000 yıl önce olduğu bazı araştırmacılarca tahmin edilen Mu Uygarlığının 3 ana grubundan biri Atlantis’tir; diğerleri de Maya ve Uygur’dur. M. Kemal Atatürk de bu konular hakkında araştırmalar yaptırmıştır. Bilimsel olarak kesin gerçeklik sunamayan Atlantis ve öncesi, için halen birçok tez ileri sürülmektedir.

Atlantis’le dolaysız olarak ilgili bir Mısır kaynağı elimizde olmadığı için Atlantis’in orijinal adını bilemiyoruz. Yunancada Atlantis, Atlas ile ilgili bir kökten gelmektedir. Atlas, Yunan mitolojisinde Titan Iapetos’un oğlu olarak geçer ve göğü ayakta tutar. Atlas Homeros’a göre de yeri göğü birbirinden ayıran direkleri taşır. O bir bağlantıdır, iki sütunu birleştiren bir kemerdir kimilerine göre.

Atlantis başka bir görüşe göre günümüz Yıldız Savaşları filmlerindeki, karanlık taraf ve aydınlığın savaşı gibi Platon’un tarifi ile kuvvetli, büyük ama gücünü zamanla değerleri ile birlikte kaybetmiş Atlantis ile daha küçük ama cesur haksızlığa ve baskıya baş kaldıran Yunan’ın karşılaşması gibidir.

Aztek mitolojisinde de yaratıcı tanrı Ometeotl dir. Ometeotl, düaliteyi temsil ettiği için dişi ve erkek özellikleri de kendinde barındırıyordu. Dualite evrenin yasasıdır, insanoğlunun kendi içerisinde büyük savaşıdır. Birlik ancak bu kaosun düzene ulaşması ile sağlanır.

Milletlerin geçirdikleri gelişimler ve uygarlıklar zamanla unutulurlar. Toprak altında zamana yenilirler. Ama fikirleri ölümsüzdür. Bir yüzyıl evveline kadar hiyeroglifleri okumaktan ve geçmiş Mısır’ın üstün uygarlığının derecesinden habersiz yaşanmaktaydı. Günümüzde Atlantis’in geçmişteki varlığı kanıtlanmış değildir. Fakat birçok ilim adamı yüzlerce yazar, yıllardan beri bu konuda yüzlerce eser yazmışlar, iddialarda bulunmuşlardır. O bir fikir de olabilir; model olunan bir toplum düzeni de belki de bir gün bir yerde yaşamış uygar, medeni insanlık ülküsünün temsilcisi yüksek erdemli insanlar topluluğu da olabilir. Biz neyi arıyorsak belki de Atlantis “o” dur.

Atlantis, bir bakıma resimdeki fırtına ve afetlere maruz kalan yukarı doğru üçgenin veya pergelin çöküşü ve aşağı inişi ile değerleri yitiriş ve yeniden yapılan taze bir başlangıç olarak da düşünülebilinir. Belki de manadan maddeye yöneliştir. O bir ideal toplum örneğidir, zamanla bozulmuş ve kendini yok etmiştir. Diğer toplumlara öfke saçmıştır ve sonunda kendi sonunu hazırlamıştır. Bu hegemon güç; bilmem günümüz için de bir şeyler ifade etmekte midir? Atlantis arayışı, medeniyetin arayışıdır. Volkanik aktivite ve depremler ile cezalandırılmış, özünden zamanla kopmuş insanlık modelidir. Yüksek değerleri diğer toplumlara örnek olmaktadır. Bu efsanelerde anlatılanlar ne zaman ki kurgudan bulguya geçiş sağlayacaktır; Atlantis o zaman insanlık medeniyetinin gerçek bir parçası olacaktır.

Günümüz bilim dünyasının, nasıl ortaya çıktığını net olarak açıklayamadığı Mısır Uygarlığı hakkında araştırmalara devam edilmelidir. Elimizin yetiştiği Tibet ve Hint medeniyetleri, Anadolu uygarlıkları ve Güney Amerika medeniyetlerinde gidebileceğimiz kadar belgeler ile geriye gidilmelidir.

Şu söz unutulmamalıdır: “Ne kadar uzağa bakmak istiyorsan, o kadar geçmişe bakmalısın.”

Berk Yüksel

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 241
Toplam yorum
: 421
Toplam mesaj
: 122
Ort. okunma sayısı
: 31736
Kayıt tarihi
: 09.03.07
 
 

21 Aralık 1973, Ankara doğumludur. Lisans ve yüksek lisansını “İşletme” alanında yapmıştır. Araşt..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster