Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Temmuz '18

 
Kategori
Dilbilim
Okunma Sayısı
169
 

Attilâ İlhan’ın Şiirlerinde Çökkünlük İfade Eden Dil Göstergeleri

Attilâ İlhan’ın Şiirlerinde Çökkünlük İfade Eden Dil Göstergeleri
 

Dr. Sibel Çelikel
Trakya Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü
Türk Dili Ana Bilim Dalı


Ergün Acar
Sinop Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü
Türk Dili Ana Bilim Dalı

Özet

Herhangi bir dilde yazılmış bir edebî metin, belli bir duygu durumunda içerdiği dil göstergeleri açısından incelendiğinde bize o dilin özellikleri hakkında değerli bilgiler verecektir.

Dil ve duygu dünyası arasındaki ilişkiden hareketle sanatsal metinleri okuma ve algılayış şeklimize de yeni bir boyut katmak gerekir. Edebi metinlere ruh dünyasının derinliklerine inerek yorum katmak istediğimizde sorulması gereken şudur: Belli bir duygu durumunu ifade etmek isteyen şairin/yazarın kullandığı dil göstergeleri ortaklık gösterir mi? Eğer bir ortaklık söz konusuysa bunun sebebi nedir? Bu dil kullanımları bilinçli mi yoksa içgüdüsel midir? Bir şair ya da yazar birtakım dil göstergelerini seçtiği zaman bunları metinde kullanarak okuyucuda belirgin şekilde duygu değişikliği yaratabilir mi?

Son yıllarda yazarlar ve şairler hakkında derinlemesine incelemeler yapılarak oluşturulan otobiyografik çalışmalar yaygınlaşmıştır. Bu çalışmalar doğrultusunda Sosyoloji ve Psikoloji biliminin verilerinden de faydalanarak yeni okumalar geliştirilmiştir. Bu doğrultuda edebî eserler daha bilimsel açıdan yeniden yorumlanmaktadır. Şiir dili genellikle eğretilemeler içerir ve çoğunlukla şiirler bu açıdan incelenir.  Bu yazının amacı Attilâ İlhan’ın şiirlerinde kullandığı dil göstergelerine, eğretileme içerisinde olmasa da, farklı bir açıdan (belli bir duygu ifade etmesi açısından) bakmak ve yorumlamaktır. Attila İlhan’ın şiirlerinde “çökkünlük” duygu durumunu ifade eden dil göstergeleri, bağlamları ve sıklıkları açısından incelenmiş ve yorumlanmıştır.

 

Linguistic Representamens That Represent Depression in Attilâ İlhan’s Poems

Abstract

A literary text written in any language, will give us valuable information related to the language’s characteristic, when studied in terms of linguistic representamens it contained at a certain sensation state. Starting with the relationship between language and sensations it is also necessary to add a new dimension to the way of our reading and perception of the artistic texts. These questions below are the questions that should be asked when we want to go down to the depth of the spiritual world and include ourinterpretation to the literary texts. Do the linguistic representamens that a poet/ author used wanting to express a certain sensation state represent any associations? If so, what is the reason for this? Are these linguistic usages conscious or instinctive? Can an author/a poet make any emotional change on reader with choosing some representamens and by using them in text? Autobiographical studies brought about by thorough researches interested in poets and authors have been prevalent in recent years. According to these studies and by following up the data of sociology and psychology new readings have been developed. Accordingly, literary texts are being reinterpreted more scientifically. Poetry language generally contains metamorphic structures and the poems are generally studied with respect to this. The aim of this article is, even not in the metamorphic structure, to look and interpret Atilla İlhan’s linguistic representamens he used in his poets with a different point of view (with the viewpoint of representing certain feelings). In the Attilla İlhan’s poets the linguistic representamens that represent “depression” state of feeling are studied and interpreted in terms of their contexts and frequencies.

 

Giriş:
Solgun bir yüz, boş bakışlar, göz altı torbaları, aşağıya doğru eğik dudaklar, ıslak kirpikler, kırmızı bir burun bize bunlara sahip olan bireyin yorgun, üzgün, sıkılmış, ağlamış olduğunu işaret edebilir. Bütün bunlar dil dışı göstergelerdir.

Arkadaşlık ettiğimiz, değer verdiğimiz birinin duygularını açıkça ifade etmesi, hissettiklerini dile dökmesi her zaman gerekli değildir. Kişinin bakışlarından, yüz ifadesinden, beden hareketlerinden, ses tonundan o günkü ruh halini çıkarmamız mümkündür. Arkadaşımız yanımıza gelip “Bugün yorgunum, gerginim, üzgünüm…” demesine gerek kalmadan çoğu zaman biz bunu fark etmiş oluruz. Sosyal hayatta dil dışı göstergeleri yorumlamak hemen her gün yaptığımız bir şeydir.

Göstergeyi “kendi dışında bir şeyi temsil eden ve dolayısıyla bu temsil ettiği şeyin yerini alabilecek nitelikte olan her çeşit biçim, nesne, olgu, vb”. şeklinde adlandırabiliriz. Öte yandan unutulmamalıdır ki göstergeler “durumun kendisi değildirler, ama o durum hakkındaki bir bilgiyi iletirler. Ancak, her ne kadar bu işi yapmak üzere üretilmişlerse de, bu işi kendi kendilerine yapmazlar, bizim onları kullanma kılavuzuna uygun olarak kullanmamız gerekir.”  (Erkman-Akerson 2005: 18) O halde günlük hayatta karşımıza çıkan dil dışı göstergeleri bir şekilde bireylerin duygu durumlarının yerine geçerler. Sosyal hayatımızda bunları doğru yorumlamak hayatımızı kolaylaştıracağı gibi yanlış yorumlamak da birtakım zorluklara neden olabilir. Dil dışı göstergeler bir noktadan sonra iletişim ihtiyacımızı karşılayamayacak, karmaşık durumları çözmede yetersiz kalacaktır. Soyut olan duygu durumumuzu ifade etme ihtiyacımızı karşılamak için somut birtakım verilere ihtiyaç duymamız çok doğaldır.

Zihnimizde kavram soyuttur. Soyut olan bu kavramı dışa vurmak başkalarına bu kavram hakkında bir şeyler söylemek istiyorsak bu kavrama somut bir dışavurum şekli bulmamız gerekir, çünkü kimse zihnimizin içini okuyamaz. Bu iş biraz, suyu taşımak için kaba ihtiyacımız olmasına benzer. İşte kavramın dışavurum aracı da söylediğimiz ya da duyduğumuz sözcüktür. (Erkman-Akerson 2005: 94)

Pierce’e göre, göstergenin somut biçimini algılamakla, onun neyi temsil ettiğini anlamak arasında bir yorum süreci girer. Yorum süreci, ister istemez bir yorumlayıcı gerektirir. Somut biçimle temsil edilen şey arasındaki bağlantı, toplumsal ve uzlaşımsal da olsa, yorum, bireyselleşmeye açıktır. Öte yandan bu üç düzlemden hangisinin ağır basacağı göstergeden göstergeye değişebilir. Örneğin, sanat ve edebiyat göstergelerinde, ilk algılanan somut biçim, duyu ve duygularımızı harekete geçireceğinden, bu ilk düzlemin, yani biçim düzleminin, ağır bastığı söylenebilir. (Erkman-Akerson 2005: 109)

Duygu durumlarını açıkça ifade etmemek, bunun için dolambaçlı yollardan yararlanmak sanatsal metinlerde daha ön plandadır. Yazar, genellikle kurgusal bir olay yaratarak okuyucuya iletiyi ulaştırma yolunu seçerken; şair,  eğretileme, benzetme gibi söz sanatlarına başvurarak iletiyi açıkça söylemeden okuyucuya sezdirme yolunu seçer. Pekiyi şair ya da yazar, bilinçli ya da bilinçaltının yönlendirdiği bir davranış biçimi olarak belli bir duygu durumunu aktarmak adına belli başlı dil göstergelerini seçiyor olabilir mi? Şair söz sanatları içinde kullanmasa da aynı kavram alanına ait dil göstergelerini sıralayarak okuyucusunda belli bir duyguyu uyandırmayı başarabilir mi?

Şu dil göstergelerini duyunca ya da okuyunca neler hissediyorsunuz? Karanlık, loş, siyah, simsiyah, gece, soğuk, buz, don, kış, kar, ayaz, sonbahar, boşluk, ölüm, intihar, sis… İçiniz mi sıkıldı? Hüzünlendiniz mi? Üzüldünüz mü? Belki biraz yalnızlık hissettiniz, belki kederlendiniz, belki hüzünlendiniz. Oysa yukarıda soyut anlam içeren hiçbir dil göstergesi yoktur. Bu dil göstergelerinin kimi bir nesneye kimi bir mevsime, kimi renge karşılık gelmektedir. Nasıl oluyor da bu sözcükler sadece ard arda sıralanmakla bizde bir duygu uyandırabiliyor?

Duygular aslında bir davranış yapısı olup, doğrudan doğruya veya dolaylı yoldan iç ve dış nedenlere bağlı olarak doğarlar, kendilerini ilk uyandıran uyartı yok olduktan sonra da varlıklarını sürdürürler. (Koptagel –İlal 1991:93,116) Duygunun oluşumuyla ilgili çeşitli kuramlar vardır ve bütün kuramların ana noktası duygunun ortaya çıkması için bir uyarana ihtiyaç duyulmasıdır. Bu uyaran kimi zaman bizi doğrudan duyguya ulaştırdığı gibi kimi zaman da dolambaçlı yollar seçebilir. Uyaran bazen bir film, bir şarkı, heykel ya da şiir olabilir. Belli bir duygu durumuna girmek istediğimiz için konsere, tiyatroya ya da sergilere gideriz.  Sanat eserinin amacı iletiyi doğrudan vermemek, alıcıda oluşturmak istediği duygu durumunu açıkça belli etmemek bunu alıcının zekâsına ve sezgi gücüne bırakmaktır. Soyut sanat da doğada var olan nesneleri açıkça betimlemez ve öznel bir kullanımdan yararlanır. Nasıl ki doğadaki hiçbir nesneye benzetemediğimiz şekillerden oluşan resimler, renklerin düzeninden kaynaklanan bir çağrışım oluşturarak alıcıda birtakım duygular uyandırıyorsa,  bazı dil göstergeleri bir arada kullanıldığında belli bir duygu durumuna yol açabilir.

Sonuç olarak yukarıda sıralamış olduğumuz dil göstergeleri okuyucuda veya dinleyicide bir çökkünlük hissi uyandırmaktadır. Türkçe Sözlükte: “Uyaranlara karşı duyarlığın, iş yapabilme gücünün, kendine güvenin azalarak karamsarlığın, umutsuzluğun güçlenmesiyle ortaya çıkan ruhsal bozukluk, depresyon.” (TS 2005: 450) şeklinde tanımlanan çökkünlük kavramını keder, üzüntü, yalnızlık, yas, hüzün gibi duygu durumlarının tümünü kapsayacak bir terim olarak kullandık.

Aşağıda inceleyeceğimiz üzere bir şair, ister bir eğretileme içinde ister temel anlamında kullanmış olsun,  bu dil göstergelerini seçtiği zaman okuyucuda belirgin şekilde duygu değişikliği yaratabilir. Başka bir deyişle şair, hissettiği keder, üzüntü, acı, yalnızlık ve hüznü bunları doğrudan ifade eden dil göstergelerini hiç kullanmadan okuyucusuna duyguyu geçirme yeteneğine sahiptir.

 Attila İlhan’ın Şiirlerinin İncelemesi:
Attila İlhan’in şiirlerinde ruhsal çöküntü ifade eden dil göstergelerini altı başlık altında değerlendirmek mümkündür: karanlık, soğuk, sonbahar, boşluk, ölüm, sis.  Şair bu sözcükleri çoğu zaman somut anlamıyla değil bir kavram olarak kullanır.  Kavramlar insanın çevresindeki nesnelere, olay ve durumlara ait, kişisel gözlem ve deneyimlere dayanan tasarımların zihninde yer eden ve soyutlama’yla dile dönüşen yönüdür. (Aksan 2006:41) Şair dizelerinde belli başlı dil göstergelerinin çağrışım değerinden yararlanarak, bu dil göstergelerine belli bir duygu değeri katmayı başarmıştır.

Karanlık Sözcüğüyle Aynı Kavram Alanına Ait Sözcükler:
Zihnimiz bize yalnızca tek tek sözcüklere bağlı olarak kavramları tanıma olanağını değil, aynı zamanda onların ilişkili oldukları başka kavramlarla bağlantı ve ayrımlarını tanıma olanağını da verir; ayrıca kavramların başka öğelerle ortaya koydukları kuruluşları tanıma ve çözme yetisine de sahiptir. (Aksan 2006:41) Şair dizelerinde etkiyi artırabilmek için belli başlı kavram alanlarından faydalanmıştır.  Aşağıdaki dizelerde çökkünlük duygusu kimi zaman tek başına karanlık sözcüğüyle kimi zaman da bu sözcükle aynı kavram alanına ait sözcüklerin bir arada kullanılmasıyla verilmiştir. İncelediğimiz metinler içinde en sık rastlanan çökkünlük göstergeleri bunlardır.

karanlık/ loş/siyah/gece/akşam/zindan

 “oksijeni eksik başka bir gökteyim/ başka bir karanlığa kan veriyorum”(A.İlhan, BSM,16)

“kapıları karanlığa açılmış/ avcunda diken diken şiirlerim” (A.İlhan, BSM,22)

 “yine yanlış mı yaşıyoruz / karanlığımızı avuçlarımıza öksürerek” (A.İlhan, BSM,97)

“yıldızlardan çok fena alacaklı/ olanca aydınlığını yürütmüşler/ dilinin altında bir şeyler saklı/ zindan karanlığında öğütmüşler” (A.İlhan, KSS,49)

 “gökyüzünü karartmaz mı acaba/ yetimlerin ve dulların tasası/ kardeşim ne zaman dolacak söyle/ insanoğlunun çilesi” (A.İlhan, D,50)

yüreği fena karanlık/ bu kaçıncı sigara” (A.İlhan, KSS,67)

 “tozlu karanlığım aydınlığa bulaşmıştı/ büyük bir yaşantıyı birdenbire eskitmiştik” (A.İlhan, YS,27)

öyle büyük ki derdimiz/ derdimize iştecik bulutlar ağladılar/  yasımızı yas bilip kara bağladırlar” (A.İlhan, D,162)

karalar kuşanmış karadeniz akmam diyor/ dokunmayın ağlamaktan bıkmam diyor” (A.İlhan, SB,139)

 “yıllar var ki serçeleri unutmuşum/ üzerimden gökyüzünü almışlar gibi/ asfaltların karanlığında boğulmuşum” (A.İlhan, YS,49)

ışıkları tutamıyorum/ avuçlarımdan kayıyor/ karanlık en büyük korkum/ gece gittikçe çoğalıyor” (A.İlhan, EVH,17)

“münzevi bir soru işaretiyim/ simsiyah şemsiyemin altında” (A.İlhan, EVH,59)

“yanılmış bir kapıyım simsiyah/ kendi üstüme kapanıyorum” (A.İlhan, BSM,96)

“kırık aynalarda balkısa da gün kızıllığı/ kanma/ bastırır tamtamlarıyla karanlık yamyam korkular gibi/(…)/ karanlığın ufunetinden öyle bozulmuştur ki yıldızlar/ iliklerine geçer titreşimleri fosforlu ağular gibi” (A.İlhan, TG,54)

“köpeklerle doldurmak/ karanlıkta sallanan başıboş havlamaları/ dünyalı kılmak geceyi/ yerli yerine koyup çalışanları/ tren çığlıklarının parıldadığını görünce şafakta/bir başka sonsuzluk diye düşünüp/ insanlık katarı”(A.İlhan, TG,65)

“pişmanlıkların dumanıyla kararmış da olsa için / sen de bir gün elbet ferâhfezâ’yı seveceksin” (A.İlhan, TG,81)

“kötümser bir mutluluk eski tutkuların gülüşündeki/ karanlık çığlıklara benzer tâvûsların ötüşündeki “(A.İlhan, TG,82)

“hiç olmadıkları halde karanlıkta vardırlar / gizli saçları dudaklarımıza değer alnımızı süpürür” (A.İlhan, TG,108)

“gümüş karanlığında anlaşılmaz sesler/ havada mutsuz bir bulut/ umutsuz ve kararsız süzülüyor”  (A.İlhan, ASD,58)

“sevmek kalın bir tünel bir kere girildi/ artık anlamı yok gecenin gündüzün” (A.İlhan, ASD,66)

“ay karanlık/ sular kesildi musluklar tıslıyor/ bir yerde bir kapı kapandı/ ben artık sen değilim” (A.İlhan, ASD,101)

“gözlerimi kapakûsam/ akşam/ bir karanlığın dibinden gözlerin ağzıma bakıyorlar” (A.İlhan, YK,14)

“ibrahim mağlup / ağlıyor/ mağlup bir allahmış gibi inkâr edilmiş gibi/ kapkara kadınsızlığının ve zencefil bozkırın ortalık yerinde /(…)/ karanlık şalvarlı bümbüyük hanım’ı/ ona ekşi peynir ikram ediyor” (A.İlhan, YK,54 )

“şaşı Rıdvan şaşı allahın belâsı/ yaradana yan bakmış yedi silsilesi/ dua namaz bilmez kara kara kâfir” (A.İlhan, YK,56 )

“yalnızlığımı emziren korkunç karanlığımmış/(…)/ karanlıkta kaldık yalnızlıkta kaldık/ istanbul çığlık çığlık ter döküyor/(…)/ gökyüzü en karanlıktı sonra gözlerin/(...)/ sonra niyet çeken askerler karanlıktı /(…) / canavar yoksulluğumuzu sanki unutmuştuk/(…)/ gözbebeğimizdeki kan siyaha dönmüştü”  (A.İlhan, YK,33-34 )

“hücremin karanlık olması iyi/ yalnızlığımı görmem böylece/ yırtıldı içimdeki afişler/ olduğum yerde sakatlandım/ içim dışım eylemim gece” (A.İlhan, TG,91)

“en çirkin elleriyle anlaşılmaz adamlar/ gecenin camlarına simsiyah çıkarılmış/ elektrik sayaçlarında kurşun vızıltıları/ şizoit bir saat yalnızlığı çalıyor” (A.İlhan, TG,23)

“geçerdi hep/ pırıltılı kanûnlar/ neveser gecelerden/ ihtimal buhranlı gecelerdi hep/ yüreğinde yalnızlığın tortusu  / vazoda yaseminler/ ufukta yağmur kuşları/ çözülmez bilmecelerdi hep” (A.İlhan, ASD,47)

 “gecenin karanlığında uzun adamlar/ yanlış bir yağmurun iplerine dolaşmış/ daha yanlış bir yalnızlığa doğru gidiyor/ senin beklediğin gemiler hiç gelmeyecek” (A.İlhan, KSS,55)

Soğuk Sözcüğüyle Aynı Kavram Alanına Ait Sözcükler:
Attila İlhan’ın çökkünlük duygusunu ifade edebilmek için sıklıkla yararlandığı kavram alanlarından bir diğeri de soğuktur. İncelediğimiz dizelerde aşağıdaki sözcüklerden birinin tek başına değil de genellikle bir arada kullanıldığı dikkat çekmiştir.

soğuk/kış/don/buz/buzul/kar

“camlarda kış buğusu ardında hülyalı sokaklar/don vurur bütün sarmaşıkları sakatlar/öğütür kütür kütür kötümserliğin buzlarını /fayrap etmiş içimdeki sosyalist fabrikalar” (A.İlhan, TG,70)

“yürekte keder yoğunlaştıkça /bulutlar buz tozuna yozlaşıyor/anlaşılmaz neleri /götürdükleri” (A.İlhan, EVH,30)

“soğukkadınlardı usulca geçtiler/koyu bir yalnızlığın kenarından” (A.İlhan, ASD,11)

“cam güzeli kızlardır gizlice tasalı/buzullar ülkesinde buz gibi durur/dağıttığı ışıktan sanki yorulmuştur/sanki birer hayal yansımaya bağlı/güneş batınca eriyip kaybolur”(A.İlhan, TG,17)

“içimdeki soğuğu dişlerim tutamıyor/gözlüklerim duman bıyıklarım kırağı/yalın bir kötümserlik arıyorum”(A.İlhan, ASD,24)

“birden kar üşümesi/tepebaşı’nda kış/sokak lâmbaları bir sola bir sağa/şişhane yokuşu’ndan ilk tramvaylar/tenha ve ıslak” (A.İlhan, ASD,41)

“nasıl da kış/hiç yazmadığı biri şiirinde aleksandr puşkin’in/dalgın bir sarışın sürekli kar yağıyor/kısa kirpiklerinde incecik buz tozu/elleri beyaz ve uzun/kimseye anlatamadığım/gülümsemesi solgun/yalan yanlış”(A.İlhan, ASD,54)             

“hava soğuk  /sabah oluyor/uyanır uyanmaz/yanımda aradığım hangimiz /sen misin / yoksa ben miyim” (A.İlhan, ASD,98)

“yine o ters rüzgâr/kâğıtları uçuran/mevsime göre soğuk /gri /sabah evden çıkmışım /yüreğim kapalı”  (A.İlhan, ASD,105)

karanlık-soğuk:
Şair, etkiyi artırmak içiniki kavram alanını birleştirebilir. Karanlık ve soğuk sözcüklerinin ve onlarla aynı kavram alanına ait sözcüklerin bir arada kullanıldığı dizelerde çökkünlük hissi daha belirgin hale gelir.

“kararmışbir çan gibi çınlıyor/donmuş gölün üstünde akşam ayazı/kararmış ve kocaman” (A.İlhan, ASD,61)

akşamları göl eflâtun bir keder/sazlıklarda pırıl pırıl/buz tutmuş bataklık kuşları  /(…)/kadının astragan mantosu sırtında/uzun ve beyaz ellerini çaresiz kavuşturmuş/kısa kirpiklerinde incecik buz tozu/adam buz mavisi pelerinin astragan kalpak/içinde bir atmaca ayrılık korkusu/(…)/kararmış bir çan gibi çınlıyor/donmuş gölün üstünde akşam ayazı/kararmış ve kocaman” (A.İlhan, ASD,58-61)

“uzaydan mı esiyor bu rüzgâr/kutuplardaki bembeyaz karanlığa/sonsuzluğa üfürüp buz tozlarını/penguenler dalgın/yanlışlığı anlayamıyor” (A.İlhan, ASD,99)

“dalgın bir sarışın sürekli kar yağıyor/o hırçın o vahşi uyumsuzluğun  /simsiyah parlayan bir panter gibi/ruhunun kafesinde saklayarak”  (A.İlhan, ASD,55)

Sonbahar Sözcüğüyle Aynı Kavram Alanına Ait Sözcükler:
Sonbahar, hüzünlü çağrışım değerinden dolayı pek çok şiirde ve şarkıda kullanılan bir dil göstergesidir. Attilâ İlhan’ın şiirlerinde de benzer bir amaca hizmet eder. Şair bu dizelerin çoğunda eğretilemeden yararlanır. Sonbaharı bir mevsim olarak somut anlamda değil de doğrudan hüzün duygusunun yerine geçecek şekilde soyut anlamda kullanır.

 sonbahar/eylül

 “küskün içlenmelerle geçti İzmir’de kaç akşamımız /nereye kaydıysa sonbahar oraya yöneldi aklımız” (A.İlhan, TG,81)

“bulutlarla dokumalarda sonbahar üretiyor fabrikalar” (A.İlhan, TG,92)

“caddebostanı’ndan bir ay yakalarsan kirli sarı/getirir hücrene sonbahar yüklü eski çınarları”(A.İlhan, TG,98)

“bilinmez nerde bitmiş hangisi nerde başlar/unutulmuş kızları mevsimlik sevdâların/yalnızlığa uzun kanlıca’da bir çınar/savrulan yaprakları hicranlı sonbaharın/unutulmuş kızları mevsimlik sevdâların” (A.İlhan, TG,12)

“acaba hangi yıllar/30’lar mı 40’lar mı/sansaryan hanı’nda akşam/o müthiş terk edilmişlik duygusu/kış mıdır yaz mıdır /yoksa sonbahar mı” (A.İlhan, ASD,40)

“her sene bir eylül bıçaklanır/ufuktan martılar dökülüşür/sonbahar istanbul’dan utanır” (A.İlhan, YK,10)

“ilk sonbahar yağmuruyla oturduk hayli dertleştik” (A.İlhan, YK,13)

“kül mavinin yanına kirli sarı gelirse/sonbahar/sen benim yanıma gelirsen/kıyamet olur” (A.İlhan, YK,17)

“şehrin üstüne tozlu bir ay silkinmektedir/mevsim yaz olmuş sonbahar olmuş ne umurum” (A.İlhan, YK,21)

sonbahar /soğuk:
Bu iki kavram alanına ait dil göstergelerinin bir arada kullanılması incelediğimiz şiirlerde sadece bir dizede karşımıza çıkmaktadır. Soğuk ve sonbahar sözcüklerinin çağrışımları birbirine yakındır ve aşağıdaki dizede aynı duygu durumunu işaret edecek şekilde bir arada kullanılmıştır.

olga’nın yaşadığı tavan arası/daha ağustos’ta sonbahar /camları usulca buz tutmuş /ne zaman dışarı baksan kar(A.İlhan, TG,22)

karanlık /sonbahar:
Bu iki kavram alanına ait dil göstergelerinden aynı dizelerde faydalanılmasına sık rastlanmıştır.

 “pancurların gerisinde kararıyorum/içime belalar doğuyor sonbahar doğuyor” (A.İlhan, YS,46)

“uğultulu loşluklarından şimşekli çatlamalar gelir/yaz yağmuru sanırsın birkaç sonbahar gelir/öyle gezegenler savrulur ki imgelemimde/uzay avcunda küçülür evren sana dar gelir” (A.İlhan, TG,59)

“sen olmadığın vakit büyük yalnızlığım var /dalgaların kendilerini taştan taşa vurmaları/sonbahar yıldızlarının sessiz sedasız çırpınmaları/ve büyük yalnızlığım var /biliyorsun hani o /rüzgârın gözüne karanlık bir yelken gibi açtığım/içimsıra vahşi bir kadın gibi taşıdığım/yalnızlığım” (A.İlhan, YK,19)

“ağaçlardan /çürük sarı ve kızıl/son yapraklar dökülüyor/rüzgârlı sonbahardan/nasılsa kurtulmuşları/gümüş karanlığında anlaşılmaz sesler/havada mutsuz bir bulut/umutsuz ve kararsız süzülüyor”  (A.İlhan, ASD,58)

“bir karıştıran var kızların gözlerini/dumanlı bir eylül akşamı loşluğuna /(…)/bazıları okyanus diplerinin sonsuzluğudur/köpek balıklar geçer hışımla karanlığından” (A.İlhan, TG,45)

 “suna su karanlıktan korkuyordu/sıçramış uykusundan uyanmıştı/kalbini sımsıkı elinde tutuyordu/eylül’ün gözleri camlardan bakıyordu/kirpikleri yoktu dökülmüştü/suna su kalbinden korkuyordu (A.İlhan, YK,10)

“oysa ben akşam olmuşum/yapraklarım dökülüyor/usul usul  /adım sonbahar(A.İlhan, ASD,103)

soğuk/ karanlık/sonbahar:
Daha önce çökkünlük ifade ettiğini tespit etmiş bulunduğumuz üç dil göstergesi veya bu sözcüklerle aynı kavram alanına ait sözcüklerin aynı şiirde yer alması az da olsa rastlanan bir durumdur.

buz kuşları toz halinde iç ufuklarımıza dağıldılar /yapraklarının kızıllığı söndü kapkaranlık ağaçlar  /görünmez bir devin sendelediği hissediliyor her an /kan kaybediyor kan ağır yaralı sonbahar” (A.İlhan, EVH,60)

“soğuk soğukgeceleyin/sonbahar yağarsa geceleyin/gözlerindeki bıçaklar parıldarsa/nabızların uğuldarsa geceleyin/tırnaklarından kıvılcımlar uçarsa/saklı bir korku gibi içimdesin/soğuk soğuk geceleyin /sonbaharın altında izmir’de/su kımıldarsa geceleyin/şafak vakitleri yerinden oynarsa/sonbahar yağarsa geceleyin/güz yemişleri ıslanırsa/sütlü yaprakları ıslanırsa/soğuk soğuk geceleyin/saklı bir korku gibi içimdesin /sonbaharın altında izmir’de (A.İlhan, YK,29)

Boşluk:
Çökkünlük ifade eden bir diğer dil göstergesi de boşluktur. Bu sözcüğün çökkünlük çağrışımı o kadar güçlüdür ki kendisiyle aynı kavram alanına ait başka sözcüklere ihtiyaç duyulmadan tek başına şiire mutsuzluk duygusunu katma özelliğine sahiptir.

kapı duvar sağır/arayan soran yok / o dipsiz boşluğa/düşmekte misiniz?” (A.İlhan, KSS,82)

“hayat zamanda iz bırakmaz  /bir boşluğa düşersin bir boşluktan/ birikip yeniden sıçramak için/elde var hüzün”(A.İlhan, EVH,76)

“doldurur kanlı üzüm salkımları/saltanatlı çardaklardan/akşamın bütün boşluklarını(A.İlhan, TG,72)

“o kanlı akşamüstleri içimdeki son katar/bir yalnızlıktan bin yalnızlığa kalkar/ne in var ne cin tuzlu bir çöl ki yalnız/hırçın gagalarıyla boşlukta dönen akbabalar” (A.İlhan, TG,93)

“sarhoş bir kadın çığlık çığlığa uyanan geceleri/boşluğuna düştükçe lâbirent anlaşılmazlığının”(A.İlhan, ASD,30)

“biliyorsun/içimde kirli bir balon gibi büyüyen boşluğun /tek bir sebebi var/senin yokluğun” (A.İlhan, ASD,89)

karanlık-soğuk-boşluk:
Aşağıdaki dizelerdeçökkünlük ifade eden üç dil göstergesine ve onların kavram alanlarına ait sözcüklerle bir arada kullanılmasına rastlıyoruz. Dizelere özenle serpiştirilmiş bu sözcükler şiirde yoğun bir şekilde hissedilen karamsarlık duygusunun oluşmasına sebep olmuştur.

“karanlıkta siyah elmas pırıltıları/donmuş toprakta karın/ezilmiş böcek çıtırtıları var/hava durgun/ durgun/ durgun/ çıktı yarıgece devriyesi/21.mızraklı süvari alayı’nın/dnieperopetrovsk garnizonu’nda/cam saydamlığına çıplak soğuğun/buhar salkımları ağzında burnunda/hava durgun/durgun/durgun /(…)/nasıl da kış/alevleri ocaktaki kütüklerin/aynasına yansıyor gümüş semâverin/buzdan ejderha dişleri saçaklarda/dalgın bir sarışın/bardağında üşümüş gece çayı/hatırlayıp sakladığı bir tabanca gibi/zimniy dvoretz balosundaki/karanlık miralayı/silerek elleriyle beyaz ve uzun/soğuk buğusunu uykusuzluğunun /dağılmış yankılı boşluklarına çaykovskiy’in/gülümsemesi hep öyle yalan yanlış/hep öyle mahzun” (A.İlhan, ASD,51-53)

Ölüm Sözcüğüyle Aynı Kavram Alanına Ait Sözcükler:
Ölüm sözcüğünün çağrışımı hangi bağlamda olursa olsun genellikle olumsuz duygular içerir. Attilâ İlhan’ın şiirlerinde çoğunlukla ölüm, intihar kavramıyla birlikte işlenmiştir.

ölüm/intihar/kan/cehennem/hayalet/Azrail
“utanmasam /gözlerimi damla damla kadehime damlatarak/kendimi yani şu bildiğin attilâ ilhan’ı/ zehirleyebilirim(A.İlhan, BSM,12)

 “bu çınar ömür boyu yalnızlığahüküm giymiştir/her gün bir parça ölerek sürecini dolduracak”  (A.İlhan, EVH,57)

kötümser önsezilerle yüklü tasalı / onu terk ettiğim külrengi salı  /bir ölüm fırıldağı içimsıra dönüyor” (A.İlhan, YS,74)

“kendini öldürmeyi belki bin kere tasarlarsın da/bir kere aklından geçmez bitirmeden ölmek şarkıyı” (A.İlhan, TG,96)

“yorgun bir yelkenliyim hayatının ufkunda/intihar ihtimali gözlerinle gelirsin/sinsi bir deprem sürer gider/durgunluğunda” (A.İlhan, ASD,83)

“samur kürkünü okşar gibi/intihar fikrini okşadı/usulca/akşamüstü o genç kız” (A.İlhan, ASD,95)

“pencerede unutulmuş/yaşlı adam/gözleri yorgun/saçları ak/ağzı kötümser/kimin yolunu bekler/ölümünden” başka (A.İlhan, ASD,96)

“hangi cehennemden geldi /bu hayalet otobüs/egzosundan kan sızıyor/yolcuları ceset / sürücüsü azrâil/aslında ben/emirgân’a gidecektim” (A.İlhan, ASD,102)

“yalnızlık sızıntısı zehirli yeşil/kaygılar kahverengi sokuluyor/bütün yüzler silinmiş/kim kimdir belli değil/büyük bir intihardan korkuluyor” (A.İlhan, ASD,35)

ölüm-boşluk:
Kavramlar alan değiştirebilir, ya da aynı kavram alanında bir öğe anlam değiştirirse bütün alanın yapısı da değişir.(Aksan 2006:43)  Genel anlamıyla iki ayrı kavram alanına ait olan sözcüklerin aynı dizede yer alarak çökkünlük etkisini güçlendirmesini yukarıda örneklemiştik. Bu yolla söz konusu sözcükler aynı kavram alanına girmiş bulunmaktadır.  Aşağıdaki dizelerde ve devamındaki alt başlıklarda bağlamdan hareketle şairin ruh dünyasında ölüm, boşluk, karanlık ve soğuk sözcüklerinin aynı kavram alanına ait olduğu düşünülebilir.

ölüm birden boşalmasıdır insanın kendisinden/gizli titreşimler uçar belki boşlukta sesinden” (A.İlhan, TG,57)

ölüm-soğuk
“yalnızlığa saklanması kaçıp dünyalıların/çünkü duygusallığı onlardan farklı/soluğu tıkanıyor ve lazer tabancasından/soğuk bir intihar ki hani içinde saklı”
(A.İlhan, ASD,67)

“yalnızların en büyük sorunu/tek başına özgürlük ne işe yarayacak/bir türlü çözemedikleri bu/ölü bir gezegenin/soğuk tenhalığına/benzemesin diye/özgürlük mutlaka paylaşılacak/suç ortağı bir sevgiliyle” (A.İlhan, ASD,79)

ölüm-karanlık
“henüz alacakaranlık/camlarda incecik bir hilal/su yeşili/koridorda kimseler yok/ne bir hemşire ne bir hasta/gece lâmbaları/can çekişiyor/peki ağlayan kim” (A.İlhan, ASD,93)

 “bense körüm gözlerim ölüm gibi karanlık” (A.İlhan, D,79)

“bir siyah mendildir ölüm kuşatmış gözlerini/gizler çatlayan tohumu serpilen tomurcuğu” (A.İlhan, TG,100)

“şalteri indirirler ceryan kesilir ampuller söner/yepyeni bir karanlığa başlarsın/eski bir deprem kımıldanır iç kulağında/billur bir avize düşer kırılır tuz parça olur/duyulmaz/öldüğünü anlarsın” (A.İlhan, TG,69)

“yoksa geldiler mi korkularıyla büyük/namlu siyahı karanlık sokaklardan/bira dalgını kadınlar pasaj’da tek tük/televizyonda haberler ölü bir zaman (A.İlhan, ASD,31)

“kıvamlı bir sessizliğe batmış ıhlamurlar/yalnız kuzguncuk’taki yalıda/karanlık bir gazelhân/yanık yanık/bir aşk-ı bî-amânı söyler/zaman olmuştur ki/sızar gecenin suları simsiyah camlardan/havada ölüm parıltısı adeta çelik/fî bin dört yüz beş/dersaadet’te yazıldı işbu gazel/avuçları kan/yüreği delik deşik/yaşlanmış ama uslanmamış/bir eski militanı/bir şâir-i devrânı söyler” (A.İlhan, ASD,45)

“ölüme mahkûm eder beni asarsın/ben tutar seni asarım/karanlıkta kalmış çocuklara döneriz/artık ben diye bir şey kalmamıştır /sen diye bir şey yoktur/hiç gelmemişe döneriz/korkarız” (A.İlhan, YK,17)

ölüm- karanlık-soğuk:
Aşağıdaki dizelerde üç ayrı kavram alanının birleştirilmesi şairin bu sözcükleri, bu bağlamda aynı kavram alanında saydığını göstermektedir.

“rüzgar karanlığında camları soğuk buğu /yağmura çarpa çarpa Beyazıt tramvayı/içinde kirli sarı ‘mevcutlu’nun bulunduğu/tüyleri diken diken bırakmış yaşamayı” (A.İlhan, ASD,26)

“karanlık pıhtılaşır ufuklarda kirli bir kan gibi/kış günü dağlarda can çekişir yaralı insan gibi/sular solar kuşlar ölür yıldızlar yanmaz olur/bir rüzgâr eser yalnız/tohumlarla dolu uğultulu bir rüzgâr/insanları iki bin yıldır ayakta tutan/öfkeli umutlardan gibi (A.İlhan, TG,67)

“zaman dokunursun soğuyan bir çirkin ölü/çatlamış bir at mı karanlık nemli yapışkan tüylü (A.İlhan, TG,98)

ölüm-karanlık-sonbahar
“ölül
er bastırır çoğu genç/ karartıp olanca sonbaharı/insan özlemle hatırlar / gerçekleştiremediği intiharları/yeniden başlamak mı aynı yanılgılara düşmek için/ alaca karanlığında korkunun ve çirkinliğin” (A.İlhan, TG,55)

ölüm-karanlık-sonbahar-soğuk
zulmetmeyi yeğler o buzlu kadın sevmek yerine /gözlerindeki soğuk elektrik/çakar ufkumuzda şimşek yerine  /kanı donmuştur/besbelli kılı kıpırdamaz/(…)/ yaprak yaprak sonbaharı getiren / soğuk karanlıklarda çıplak ve aç/ döne döne sonbahara ulaştı yorgunluğum/uzaktan ölümün çanlarını duyuyorum/ geceler uzadı sabahlar olmak bilmiyor / sürekli alacakaranlıkta hanidir ruhum” (A.İlhan, EVH,53-55)

“tekrar loş yalnızlıkların en dibindeyim/sararmış yaprakların usulca savrulduğu/köprüler yıkıldı artık kendimleyim/parmak uçlarında ölümün soğukluğu  (A.İlhan, ASD,71)

Sis:
Bu dil göstergesinin tek başına çağrıştırdığı durum belirsizliktir. Aşağıdaki dizelerde sadece sis sözcüğünün tek başına çökkünlük anlamı verdiği söylenemez ancak bu duyguyu ifade eden diğer dil göstergeleriyle bir arada yer aldığında daha önceki bölümlerde olduğu gibi bu sözcüğün de kavram alanı değişir ve sözcük çökkünlük duygusunu okuyucuya geçirmeye yardım eder hale gelir. 

“sabahlar olur bir türlü uyuyamam/içimde sanki şilepler çarpışıyor/yağmurda sis düdükleri” (A.İlhan, EVH,30)

“uzak mavi bir şehir/yıldızlı çan kulelerinden/anlaşılmaz hangisidir/nijniy novgorod mu petrograd mı/eski rusya’da olduğu kesin/sis hesabını çok iyi yapmak lâzım/içinden çıkılması hayli zor” (A.İlhan, ASD,54)

“sabaha karşı/bulutlar denize iner/göz gözü görmez/pustan/dağıtıp yağmur dumanını/boğaz’dan geçen tanker/neden böyle kederli/bu kadar solgun/gözyaşı mı yüklemişler” (A.İlhan, ASD,107)

sis –ölüm:
Aşağıdaki dizelerde sis sözcüğü, ölüm, sonbahar, karanlık sözcükleriyle aynı bağlamda kullanıldığında duygu değeri değişir ve diğer sözcüklerle aynı kavram alanına girer.

 “son nefeslerini tasarladıkça/insan ısrarla ölümünü yaşıyor/yağmurda sis düdükleri”  (A.İlhan, EVH,30)

sis-sonbahar
“sonbahar
sarsıntılarla gelir dipten ve derinden/dağılır sis yelkenleri kederli eylül gemilerinden/yetişememek son kuşlara yetişememek ah ne kadar/hüzünlü bakıp/yalnızlığın nabzı deniz fenerlerinden (A.İlhan, TG,77)

sis-karanlık
“rüzgâr/uzak karanlıklara sürmüş yıldızları/mor kıvılcımları geçiyor/dağınık yalnızlığımdan/(…)/yalnızlık/hızla alçalan bulutlar/karanlık bir ağırlık/hava ağır toprak ağır yaprak ağır/su tozları yağıyor üstümüze/ özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır /eflâtuna çalar puslu lâcivert/bir sis kuşattı ormanı / karanlık çöktü denize”  (A.İlhan, ASD,76-78)

sis-karanlık-sonbahar
“önümden çekilirsen istanbul görünecek/nerede olduğumu bileceğim/sisler utanacak eğilecek /(…)/bu çıplak geceler yok mu/bu plak böyle ağlıyor mu/camları kırmak işten değil/delirecek miyim neyim/kirpiklerimden mısra dökülüyor/kenya’da simsiyah yalnızım /(…)/gözlerini söndürme muhtacım/ben senin aydınlığına muhtacım/yepyeni bir ilkbahar harcayıp/bir yaz boğup bir sonbahar harcayıp /rüzgâr gülünü arayacağım”(A.İlhan, YK,32)

Sonuç ve Öneriler:
Şair olmak, okuyucuya belli bir duyguyu aktarmak, bunu yapabilmek için sözcüklerin anlamlarıyla oynamak, onların varlık nedenini değiştirmek, kimi zaman onları farklı şekillere sokmaktır. Bazen şair olmak, sözcüğün herkesçe kabul edilmiş çağrışımlarından ve duygu değerinden yararlanmak ve gerekirse sözcüğün ait olduğu kavram alanlarından yararlanmak hatta kendine özgü yeni bir kavram alanları yaratmaktır.

Attila İlhan’in şiirlerinde karanlık, soğuk, sonbahar, boşluk, ölüm, sis sözcükleri ve bu sözcüklerle aynı kavram alanına ait sözcükler ruhsal çöküntü ifade edecek şekilde kullanılır. Bu dil göstergeleri kimi zaman tek başına çökkünlük ifade etmeye yeterli iken kimi zaman bu duyguyu aktarabilmesi için aynı kavram alanına ait birden fazla sözcükle bir araya gelmesi gerekir. Bazı şiirlerde bu dil göstergelerinin şair tarafından aynı kavram alanında kabul edildiği bağlamdan anlaşılmaktadır. Şair söz sanatlarından yararlanarak çoğu zaman sözcüğün anlamını soyutlama yoluna gitmiştir. Ancak sözcüğün belli bir duyguyu verecek şekilde kullanılması, içinde söz sanatı olmayan dizelerde de gerçekleşebilmektedir.

Şair kimi zaman yalnızlık, korku, keder, karamsarlık, kötümserlik, tasa gibi soyut anlama gelecek sözcükleri de aynı dizelerde kullanmaktadır ancak şiirin genelinde tek tek bu duygular değil bu duygu durumların tamamını kapsayacak şekilde kullandığımız çökkünlük hâkim olmaktadır. Yani şiirde bu soyut sözcüklerin yer alması söz konusu ifadelerin gücünü azaltmamış tam tersi pekiştirmiştir.

Sonuç olarak kavramlar da kavram alanları da o ana dile özgüdür. (Aksan 2006:43)   Türk dilinin genelinde geniş kapsamlı bir araştırma yapılacak olsa -sözcükleri böylesine soyut anlama gelecek şekilde kullanmak, sözcüklerin çağrışım gücünden ve duygu değerinden bu denli faydalanmak elbette ki şairin yeteneğine bağlanmakla birlikte- sadece Attilâ İlhan’ın şiirlerinde değil başka eserlerde hatta sadece şiirlerde değil şarkı sözlerinde de belki benzer dil göstergelerinin bu amaçla kullanımına rastlanabilir.. Şairin ya da yazarın bu sözcükleri seçmesi büyük ihtimalle içgüdüsel bir eylemdir. Hatta sanatsal metinlerden ziyade günlük konuşmaları inceleme imkânı bulunsa bilinçli ya da içgüdüsel olarak belli duygu durumlarını belli başlı sözcüklerle karşılama eğilimi karşımıza çıkacaktır. Buna dil ve duygu dünyasındaki millî ortaklık sebep olmaktadır.

 

Bu bildiri 2014 yılında İzmir'e Dokuz Eylül Üniversitesi tarafından düzenlenen Dildeyişbilim Sempozyumunda sunulmuş ve hakemlik sürecinden geçerek üniversitenin uluslararası dergisinde yayımlanmıştır.

Yazının künyesi: ÇELİKEL, Sibel ; ACAR, Ergün, Attilâ İlhan’ın Şiirlerinde Çökkünlük İfade Eden Dil Göstergeleri, Dil ve Edebiyat Eğitimi Dergisi, İzmir, 2014, 12, s. 77-87.

 

Kaynakça:

  • İlhan, A. (2003). Duvar. İstanbul: Kültür Yayınları
  • İlhan, A. .(2003). Sisler Bulvarı. İstanbul: Kültür Yayınları
  • İlhan, A. (2003). Yasak Sevişmek. İstanbul: Kültür Yayınları
  • İlhan, A. (2002). Tutuklunun Günlüğü. İstanbul: Kültür Yayınları
  • İlhan,  A. (2003). Ayrılık Sevdaya Dâhil. İstanbul: Kültür Yayınları
  • İlhan, A. (2002).  Yağmur Kaçağı. İstanbul: Kültür Yayınları
  • Erkman-Akerson, F. (2005). Göstergebilime Giriş.  İstanbul: Multilingual
  • Aksan, D.  (2006). Anlambilim. Ankara: Engin Yayınevi
  • Koptagel-İlal G. (1991). Tıpsal Psikoloji-Tıpta Davranış Bilimleri. Ankara: Güneş Kitabevi

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 800
Kayıt tarihi
: 10.09.13
 
 

Doktora mezunu bir  hayalperest... Gezer, tozar, okur, yazar, düşünür, konuşur... Aşırı duygusall..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster