Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Şubat '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
33
 

Av Köşkü'nün Makus Tarihi

            Milliyet Blogta yazmaya başlayalı 8 yıl oldu. Başlangıçtaki heyecanımı artık kaybetmeme rağmen, bu 8 yıllık beraberliği noktalamayıp, ara sıra da olsa yazmak istiyorum. Bu arada 19 Şubet Dünya Öykü günü geldi geçti.Gecikmeyle de olsa bu anlamlı güne bir öykü ile katılmak istiyorum..

***                              

            Aslında uzun bir süredir av zevkini kaybeden Sultan Aziz, kendi yaptırdığı  Validebağındaki av köşküne sarayın sıkıcı havasından kurtulmak ve daha berrak düşünebilmek için geliyordu.Verdiği emirler üzerine köşke kimse yaklaştırılmıyor, padişah binanın etrafındaki revakların mermer zemininde,elleri arkasına bağlanmış tur atıp duruyordu. Zaman zaman köşke çağırdığı paşalarla da bu turlar esnasında görüştüğü de oluyordu. Halbuki Devlet-i Aliye’nin başına olmadık işler açan Kırım Savaşı bittikten sonra başlayan uzun barış döneminde ne güzel günler geçirmişti burada.Gönlünce av peşinde koşmuş, kendi zevkine uygun döşettiği köşkte köpüklü yorgunluk kahvelerı içmiş, zaman zaman da buradaki çayırlıkta tertip edilen güreşlerde önüne geleni devirerek Kel Aliço’ya rakip olmuştu.

            - Baka pehlivan, demişti Kel Aliço’ya, Hünkarım diye geri durma..Baş pehlivan olacakmış gibi yüklen..

Aliço baş eğerek tam da emredildiği gibi güreşince karanlık çökene kadar güreşmişler ama yenişememişlerdi. Sultan Aziz:

                  “Yarın kaldığımız yerden devam ederiz” dediyse de birdenbire patlayan Girit gailesi buna engel olmuştu. Uzun bir süredir Osmanlı’nın has topraklarından biri olan Girit’ten iyi haberler gelmiyordu. Giritli Rumların isyan edip, Türkleri kesmeye başlamasıyla gelişen olaylar adayı Yunanistan’a ilhak edilmenin eşiğine kadar getirmişti. Doğu Akdeniz’in nazlı gelini Girit neredeyse yad ellere gitmek üzereydi. Sultanın büyük çabalarla dünyanın İngiltere’den sonra ikinci büyük armada haline getirdiği Osmanlı Donanması neden Girit’e filolar gönderemedi bilinmez ama işin içine Avrupa’nın yedi düvelinin de girdiği kesindi. Belki de böyle bir teşebbüsü harp nedeni sayacaklardı belki de..Tüm bunları değerlendiren Sultan, aklı başında devlet adamlarıyla istişare ederek bir hal çaresi arıyordu. Şimdi burada, av köşkünde son görüşeceği devlet Adamı Mehmet Emin Alî Paşa’ydı. Sultanın en güvendiği devlet adamları ve diplomatlardan olan Ali Paşa 38 yaşında sadrazamlık bile yapmıştı.                               

           Köşkün etrafındaki mermer zemini defalarca turlayan ikili, nihayet kararlarını kesinleştirmişlerdi. Ali Paşa düşüncelerini ifade etmiş, sultan da uygun görmüştü. Mehmet Emin Ali Paşa Sultan Aziz’in önemli kararları vermek için niçin burayı seçtiğini daha iyi anlamıştı. Çünkü padişah Dolmabahçe Sarayı’nda hiç görmediği kadar berrak fikirler ileri sürüyordu. Biraz sonra yürüyüşlerini bitirip, gümrah yeşilliğe bakan köşkün salonunda karşılıklı olarak köpüklü kahvelerini içerlerken Sultan Aziz son sözü söyledi:

            - Tamam öyleyse paşa... Size göre en uygun zamanda Girit’e gidiniz. Lazım gelen tüm tedbirleri görün ve konuştuğumuz ıslahatları yapın. O kadar ki ellerinden şu silâh-ı tezvir-i iğfali alınız..                                       

            Mehmet Emin Ali Paşa çok fazla beklemedi. İki savaş gemisi eşliğinde buharlı bir vapurla Girit’e gitti. Kandiye mi, Hanya mı, tam neresi bilmiyoruz ama büyükçe bir konağa yerleşerek hemen çalışmalara başladı. Yaptığı düzenlemeler ve yeniliklerle isyancıların kozlarını bir bir ellerinden aldı. En önemlisi adanın Yunanistan’la bağlantısını keserek isyancıların yardım görmesini engelledi. Giderek Girit’te huzur ve sûkun hakim olmaya başladı. Ancak adanın elden gideceğini, daha doğrusu Yunanistan’a değil de Osmanlı’ya kalacağını anlayan yedi düvel; yine ortalığı karıştırmaya, Girit teröristlerine para ve silah sağlamaya başladılar. Öte yandan Yunanlılar çoğu isyancı olan Giritli göçmenlerin yurtlarına dönmesini bir koz olarak kullanıyordu. Her şeye rağmen Ali Paşa’nın sağladığı düzen “93 Harbi” denilen 1876 Osmanlı-Rus savaşına kadar devam etti. Ancak Ruslar Osmanlı’yı yenilgiye uğratıp, Yeşilköy’e kadar dayanınca çok zor durumda kalan Devleti Aliye Girit’in giderek elden çıkmasına yol açacak şartları kabul etmek zorunda kaldı.

            Bu sıralarda Sultan Abdülaziz tahttan indirilmiş, Feriye Sarayı’na kapatılmıştı. Artık Girit’le ilgilenecek bir hali kalmamıştı. Tahta yeğeni İkinci Abdülhamid geçmişti. Feriye’deki günleri sıkıntı içinde geçen sabık sultan, av köşkündeki mutlu günlerini ve Aliço ile yarım kalan güreşini düşünmüş müdür bilinmez ama düşmanları gemi azıya almaya başlamıştı. Saraydaki adamları vasıtasıyla olmadık eziyetler yapıyorlar ve üstüne üstlük bunları fotoğraflıyorlardı. Hatta bir defasında sultanın omuzuna abanarak resim çektirmişlerdi. Sonunda artık hiçbir etkisi kalmamış olan varlığına daha fazla tahammül edemeyerek, zorla bileklerini kesmek suretiyle katlettiler. Olaya acemice intihar süsü vermişlerdi.

                      *  *  *

            Sarayından pek dışarı çıkmayan yeni sultan, ard arda gelen iç ve dış gailelerden ava çıkmaya zaten vakit bulamazdı. Devlet işlerinden arta kalan zamanını kendi yaptırdığı yıldız sarayının bodrumunda bulunan marangoz atölyesinde çalışarak, son derece meraklı olduğu fotoğraf çekerek veya Avrupa’dan getirttiği Fransızca Şerlok Holmes romanları okumakla geçiriyordu. Bu yüzden Sultan Aziz Av Köşkü’ne kimse uğramaz olmuştu. Tabiatiyla sultanın özel mülkü olduğundan titizlikle muhafaza ediliyor, eşyaları periyodik olarak silinip süpürülüyordu. Sultan Hamid’den sonra gelen iki sultan da köşke hiç uğramadı. Sultanlar için yapılan köşk sultanların yolunu gözledi durdu. Ancak ne gelen vardı, ne de giden..

            Cumhuriyetten sonra uzun bir süre metruk kalan köşk, kimi zaman izcilere tahsis edildi, kimi zaman derme çatma müze oldu. Ancak içindeki tarihi değeri olan eşyalar kaybolmuş, gerek içi ve gerekse dışında aşınma ve çürümeler başlamıştı. 1998’de 1.Derece tarihi eser ilan edildiyse de yine hor kullanılmaya devam edildi. İçine derme çatma sandalyeler doldurularak yazar atölyesi mi olmadı, göstermelik müzeler mi? 

            İçinde bulunduğu Validebağ Korusu’nu imara açtırıp, lüks rezidanslar ve villalarla doldurmayı düşünenler önünde durarak, iki ellerini yukarı kaldırıp, iki yana açarak milyarlık sitelerinin onun adını verdiler belki de: “Sultanaziz Köşk Konakları” ..Kimileri de akla hayale gelmedik bir şekilde, Validebağında kaplıca suyu bulunduğunu ilan edip, kaplıca tesisleri kurmayı düşlediler.

            Son zamanlarda yerdeki birkaç kırık lamba hariç bomboş duran köşk, makus talihinin artık güleceği günleri bekliyor.Bir daha sultanların uğrayacağı av köşkü olmasa da herkesin gönlüne sinecek güzel bir yer olmak için..

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 296
Toplam yorum
: 156
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 430
Kayıt tarihi
: 19.02.11
 
 

Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum. Teknoloji Yönetimi dalında mast..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster