Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mayıs '19

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
95
 

Avrupa Birliğine Girerken-1

Avrupa Birliği ile Euro’ya geçince Almanya’daki gurbetçi Türklerin ifadesiyle iki Mark bir Euro oldu.  Maaşlar kur üzerinden eşitlenirken gibi ürünlerde aynı değişim gerçekleşmedi, bir anda Almanya’daki tüm emekçiler yüzde elli oranında devalüe olan gelirlerle karşı karşıya kalmakla kalmadılar, Almanya’daki yerleşik firmalar başta Doğu Avrupa olmak üzere, diğer zayıf ekonomili ülkelerdeki işletmelerle rekabete daldılar.

Söz konusu durum büyük şirketleri daha da büyütürken, Alman şirketleriyle rekabet edemeyecek durumda olan yerel firmalar yok oldu. Bebek sanayi durumundaki yerel işletmelerin batırılması ile birkaç ülke haricindeki ülkelerin ekonomilerindeki yönetim birkaç ülkenin çokuluslu şirketlerinin eline geçti.

Birçok ülkede asgari ücret kendi standartlarında kalmakla birlikte yerel işletmeler battı, elektrik dağıtım şirketleri başta olmak üzere sabit gelir getiren kamu kurumları yabancıların eline geçti. Mesela örnek vermek gerekirse; Macaristan’daki elektrik dağıtımının yüzde yüze yakını, taşımacılık gelirleri Almanların eline geçti. Aynı zamanda sanayi kuruluşları battı, yerel işletmeler Almanlara geçti, hâlihazırda AB standartlarında işletme olmadıkları için yaşama şansları yoktu. Battılar. Romanya’da Polonya’da da başka türlüsü olmadı, tıpkı Portekiz, İspanya’daki ve İtalya’daki işletmelerin de birer ikişer el değiştirmesi gibi zayıf ekonomiler üzerinde güçlü ekonomiler baskın çıktılar.

Esasında Avrupa’da şirketlerin birçoğu yüz yıllık şirketler ve söz konusu şirketlerin bir kısmı yüz elli yıl öncesinden Osmanlı’da iş yapan şirketler olmaları her devirde var olmaları varlıklarını devam ettirmeleri kalıcı olan şeyin Avrupa’da söz konusu firmalar olduğunu göstermiştir.  Öyle ki İtalya ve Almanya’da Fransa’da 1900’lerin başında ve öncesinde var olan firmalar halen vardır. İtalya diktatörlük, Almanya Hitler görmüş ancak firmalar her devirde var olmuşlardır. Söz konusu ülkelerde var olan başka bir aktör de kilisedir şüphesiz. Savaşların büyüttüğü iki adet dünya savaşında silahları üreten, kimyasalları üreten firmalar hep aynıdır.

Osmanlı’nın Çanakkale Savaşında kullandığı toplarla İngilizlerin silahlarını üreten firmalar bugün de ayaktadır. Savaşlar ve yoksulluk iki şeyi büyütür, birincisi dine bağlanma ihtiyacını, dini kurumların gücünü, diğeri ise güçlü şirketleri. Çünkü savaşın kendisine has bir ekonomisi ve doğası vardır. İnsanların en önemli ihtiyaçları hayatta kalma güdüsünü ortaya çıkaran savaş esnasında mal mülk bir anlam taşımaz. Kahramanlık söylevlerinin arkasında yapılan Çanakkale savaşlarının yok edemediği tek şey firmalar olurken, Hintliden tutun da Anzaklara kadar birçok insanın topraklarda kanını akıtmasına neden olmuştur

Avrupa Birliği ise; sermayedeki bir başka değişimin gücünü pekiştiren başka bir organizasyondur. Bu durumda da aynı şey bu kez savaş yapılmadan gerçekleşmiş durumdadır. Hem de güçlü her ülke kendi şirketlerinin tam eline geçerek gücünü ikiye katlamış, artan gücüyle diğer ülkelerin de sabit gelirlerine özelleştirmeler yoluyla konuvermiş, karlarını artırmak üzere daha sonra Çin yolculuğuna çıkan büyük şirketler Avrupa’da işsizliği 2000 yılı seviyesinden yukarılara taşımayı başarmışlardır.  Bu konuda Avrupa’da muhalif sesler duyulsa da söz konusu sesler pek de duyulacak gibi değildir. Avrupa’da da sendikalar daha fazla parçalanmış, kamudaki işkolları ise özelleştirilmek suretiyle kar temelli işletmeler olmuştur. Mezarlıklardan tutun su, gaz, telekomünikasyon, sağlık, sigortacılık, taşımacılık ve elektrik dağıtım gibi nakit para akışı sağlanan her işkolu özel sektörde bir firmanın kasasını doldururken gerçekleşen otomasyonla her icat edilen makineyle işsiz bırakılan emekçilere kalan hayat sıkıştırılmaya devam etmektedir. “Sarı-Yelekliler Hareketi” ile Fransa’da başlayan gerginlik diğer ülkelere bugün sirayet etmese bile gelecekte bir şekilde onlara da bulaşacaktır. Şimdilik Avrupa bizim gibi ülkelerden, Orta Doğu’dan sömürdükleri ile halkına nispeten iyi bir hayat sunsa da misal sınırlar açılıp Suriyelilerin ve diğer göçmenlerin Avrupa’ya geçişine imkân sağlasa halleri nice olur düşünmek gerekir.

En nihayetinde Afgan, Suriyeli ve Iraklı mültecilerin mülteci duruma düşmelerinin esas nedeni onlar olmakla beraber bizler çeşitli isimler adı altında ve sonrasında kayıp kazanç öngörüsü sağlıklı bir şekilde yapılmaksızın ve gelecekte ne gibi problemlere yol açacakları reel bir değerlendirme analiz edilmeksizin birtakım slogan ifadelerle geçiştirilse de bu insanların esasında mülteci olmalarının baş nedeni ABD, Avrupa Birliğidir. Bunun böyle olduğunu her sağlıklı beyin bilir ve başka bir izahı da yoktur.

Avrupa Birliği en büyük idealimizken, söz konusu birlik bizi almadığı gibi ABD ile birlikte bize kurulan her tuzakta payları olduğunu bilmemek, Türkiye’de her eylem yapanın tesadüfen Almanya, Fransa, Brüksel’de mayalanması, İngiltere’de Dersim dersini doğru okumak herkesin bir şekilde görevidir. Kanunlara karşı bir iş yaptığınızda nasıl ki hâkime;  “pardon, bilmiyordum bir daha yapmayacağım” deme şansımız yoksa aslında toplumu ilgilendiren, yakın gelecekte ve uzak gelecekte ülkemizi bağlayan kararları bilmemek de giyotine kuzu, kuzu gitmek demektir. Tüm izlerin birbirine bu kadar karıştığı bir dünyada yaşarken yol bulmak zordur, iyi olan yetmişlik bir ihtiyar hatta eli yüzü çamur içinde tiksindirici bir fakir, kötü olan da bir top model kıvamında geç bir kız, bakire veya Eros olabilir. İyi olanlar gerçekte kötü kötü olanlar da filmdeki kötü polis dahi olabilirler. Ama yine de kandırıldım diyerek kurtulma şansına sahip olunamayacağına bizzat kendi temsilinde olan halka yaptıklarından bir sonuç çıkaramazsak başka hiçbir şey bize ders olamayacaktır. Unutulmasın ki, gerçek rakip asla ayağında ayakkabısı olmayan evsiz, Romen, Macar(aslı Türk),Bulgar(aslı Türk), Ermeni, Rum, Yunan hatta sıradan Fransız, Alman, İngiliz, İspanyol, İtalyan düşmandır.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1118
Toplam yorum
: 166
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 206
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster