Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mayıs '18

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
38
 

Avrupa Birliğine Onurlu Giriş Olamaz mı?

Avrupa Birliğine Giriyor Muyuz? Yoksa!

Avrupa Birliği bize bir hayal mi yoksa kâbus mu? Girersek ne kazanırız, girmezsek ne kazanırız? Soruları ve cevapları birçoklarının kafasında soru olmuştur. Ama bence sıradan basitçe bir değerlendirme ile bu soruya doğru cevap vermek zordur hatta imkânsızdan da ötedir.

Avrupa değerler bütünüdür; bu bütünün içinde Hıristiyanlığın en koyusundan en açığına kadar tüm renkler vardır. Dini bir yapı bir Hıristiyan kulübü müdür? Hem evet, hem hayır. Bazıları daha eşit, bir topluluktur.

Türkiye’de Avrupa Birliğine girerken, bazıları milli ve dini değerlerle ilgili kaygılar duyar, bazıları maddi bir takım kaygılar duyar. Girmek isteyenler, girmek istemeyenler, şartlı girmek isteyenler Türkiye’de mevcutken, Avrupa’da ise tamamen başka bir hava vardır. Kapıda bekletelim, ne fazla uzaklaşsın, uzaklaşırsa, kendi işini kendi yapmaya çalışabilir ola ki de başarılı olursa bu Avrupa için, Avrupa değerleri için tehdittir. Ama her şeyini Avrupa’ya (Alman, Fransız, Hollanda ve İtalya ağırlıklı ülkelerin şirketlerine ) açmış bir Türkiye aynı zamanda kısmen Avrupa’nın ucuz işgücü pazarıdır.

Küçük devletleri milli kimliklerinden, milli şirketlerinden mahrum eden süper bir organizasyon olan AB, hemen her ülkeye geçici bir heves verse de gerçekte kazan doğuya karşı batı, Macar, Leh, Slovakya, Romanya gibi ülkelerin şirketlerine karşı Fransız, Avusturya, Alman ve Hollanda şirketleri oluyor. İkarus batıyor, yerini Mercedes dolduruyor. Bu durumun güzel yanları da yok değil, Batıdaki şirketler asgari ücret yaklaşık doğudakinin beşte biri olduğundan Doğu Avrupa Ülkelerine kayıyor. Almanya’da aynı işi bin beş yüz Euro’ya yaptıran Alman firmaları aynı işi Macaristan’da bir işçiye taş çatlasın üç yüz Euro’ya yaptırıyor.

Pazarlarını tüm Avrupa’ya açan zayıf devletler en nihayetinde bebek sanayi, kısmen daha zayıf üreticilerin yok olmasıyla sonuçlanıyor.

Polonyalılar, Macarlar, Romanyalılar bir taraftan çiftçiliğe zorlanır ve Bulgarlar ve Yunanlılar kesinlikle batıda saygı görmez hatta dışlanırken,  aslında Naziler döneminin şirketlerinin tüm Avrupa’daki rakiplerini forse ettiği bir yutma operasyonu gerçekleşiyor.

Milli devletleri İmparatorlukları parçalayarak, Osmanoğulları, Romanovlar, Habsburg hanedanı gibi köklü yapıları sona erdiren milli devletlere dönüştüren güç, Avrupa’da milli devletleri de kökünden yıkıyor. Gerçekte ise halen milletler birbirlerinden nefret ediyorlar. Almanlardan ise nefret etmeyen yok gibi, Fransızlar, Polonyalılar, Macarlar, İsveçliler ve İngilizler. En nihayetinde birçoğu birkaç kez Almanların işgaline uğramışlar. En sonuncu işgalin adı ise ekonomik işgal ama olsun yaşasın birlik ruhu.

Birlik içinde özellikle bazı insanlar sefaletlerinin sebebinin şirketlerin liderliğinde kişiliğini gittikçe kaybeden devletler olduğunu anlayabilirse birlik diye bir şey kalmaz. Ama bu durum dış tehdit ve iç refah ve de medya aracılığıyla bir süre gizlense de verimli topraklarında neden sürekli aç olduklarını sorgulamaya başlayınca uyanan milletleri görebiliriz de göremeyebiliriz de…

Türkiye’de siyaset yapan yerli-milli duruş sergileyenlerin kayıtsız şartsız birliğe tüm değerlerini feda etmeleri düşünülemez. Gerçi birliğin Türkiye’yi birliğe alma gibi bir niyeti de olmadığını davul ve zurnayla ilan etmelerine rağmen çok fazla umutlu olmak için bir neden yok.

Avrupa Türkiye’den istediğini alabiliyor. Türkiye’den fındığı alan İtalyan firması bir hamlede fındığın asıl patronu olabiliyor. Elektrik elektronik sektöründe mal yarı mamul satabilmenin ön koşulu hatta basitçe Türkiye’de asansör ve araçların yollarda standartlarını Alamanlar belirleyebiliyorken,  Türkiye’deki yapılar halen akılcılıktan birlik ruhundan yoksun, her alanda hemşeri, tarikat, parti, mezhep anlamında ciddi ayrışmalar varken, kız alıp vermede dahi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına karşın bir Avrupalı tercih edilebiliyorken birlikten söz etmek de çok sağlıklı bir duruş değildir ve bu durumun değişme zamanı gelmiş olması lazım diye düşünmek gerekmez mi?

Ankara’da Tandoğan Meydanı vardır. Tek parti döneminin Ankara valisi Nevzat Tandoğan’ın soyadını alan meydan. “Bu memlekete komünizm lazımsa ve faydalı bir şeyse, onu da biz getiririz, size ne oluyor!" lafını eden vali eksik söylemiş. Düşünmeyi düşünmeden reddeden ve aralarında birlik olmayan toplumlara birlik olmak güzel olsaydı onu da biz getirirdik diyen zorba bir dünya düzeni olmadığı için ne kadar şükretsek azdır!

Avrupa bizden almak isteyip de alabileceği bir şey yok.  Çimentodan otoyola, arabadan uçağa, iş makinesinden kılık kıyafete kadar Avrupa mallarına pazarı sonuna kadar açılmış, ihalelerde herhangi bir sorunla karşılaşmayan Avrupa, Türkiye’den dilediği kadar beyin gücü ithal etme kapasitesine sahiptir. Esasında bir beyinin yetişmesi bireyin anne rahmine düşüp doğumundan, eğitiminin sonuna ve tecrübe kazanıp üretici bir birey haline gelene kadar toplumundan aldığı her bilgiyi üretim gücünü Avrupa veya Amerika’ya sunması Ali’nin yemini yiyen ev tavuğunun Veli’nin kümesine yumurtlamasıyla arasında bir fark yoktur desem eminim ki birçoğu ne demek istediğimi tam olarak anlamayacak ve her şey eskisi gibi olmaya devam edecek, şartsız şurtsuz AB diyenler önce “Aaa”, sonra “ABC, CDE en büyük Türkiye” diye tempo tutup şarkı yazacaklar.

Bir insan, vardığı mecliste kendine saygı gösterilirse kendini değerli hisseder. O mecliste var olmak ona da diğerlerine de değer katar. Avrupa’nın Türkiye’deki hemen her taşın altında ihanet şebekeleri, terör destekçileri olarak izleri, ajanları ve kendilerinin olması bir şekilde Avrupa Meclisinde istenmediğimizin kanıtıdır. Onurlu bir duruş sergilenemeyen bir meclis insana nasıl ki bir değer katmazsa AB de Türkiye’ye değer katmaz. Değerlerini aşındırma ve değerlerine sahip olma konusunda Avrupa’nın Türkiye’de sorun yaşamadığını aklı-selim herkes bir şekilde bilir…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1691
Toplam yorum
: 268
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 179
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ihti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster