Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Eylül '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Avucumda kum

Avucumda kum
 

Bu sabah işe gittiğimde, binadaki müdür odasının ve bir müdür yardımcısı odasının kısmen değiştiğini gördüm. Her gelişimde hayranlıkla, içinde bahçesinde dolaştığım taş binada karakol tabelası vardı. N’oluyor arkadaşlar diye sorduğumda. Fatmagül’ün Suçu Ne adlı dizinin karakol sahnelerinin bizim binada çekileceğini öğrendim. Bize de bir rol çıkar mı acaba deyip arkadaşlarla gülüşüyoruz. Geçen günde hızlı hızlı dolmuş durağına inerken, Bitmeyen Şarkı dizsinin oyuncularına denk gelmiştim. Vay be dedim kendi kendime amma ünlü bir yere tayin istemişim ben.. 

Neyse, Halk Eğitim Merkezi'nde öğretmenlik yapmakla, okullarda öğretmenlik yapmak çok farklı. Okullarda şimdi yıllık planların yapılması, sınavlar veya seminer çalışmaları varken, burada alan taraması dediğimiz çalışmalar var. Alan taramasında, kasabada, köy de, mahallede okuma yazma bilmeyenleri tespit edip, açılacak kurslar hakkında bilgi veriyoruz. Hangi kursa ihtiyaç var, hangi kurslara gelmek isteyenler var kişilere ulaşmaya çalışıyoruz. Bunun için mahalle muhtarları ve okul müdürlerinden yardım istiyoruz. Bugünkü yolculuğumuz, Urla Gülbahçe köyü ve Balıklıova köyü. Arabayla 15- 20 dakika yolumuz var. Yol boyunca denizi izliyorum. Deniz tüm güzelliği ile sağ yanımdan akıp geçiyor. Lacivertten maviye, maviden turkuaza bütün mavilerin en güzeli ve özgürlüğü ile uzandıkça uzanıyor… İnsanların kalplerinin neden Ege'de kaldığını artık daha iyi anlıyorum. 

İlk durağımız, Gülbahçe köyü. Tertemiz bakımlı güzel bir köy. Çeşmelerinden içme suyunun aktığı bir köy. Üstelik Yüksek Teknoloji Enstitüsü de bu köyde bulunuyor. Köy Eylül ayından itibaren öğrencilerle doluyor. Köylüler ve öğrenciler birbirlerine alışmışlar. Muhtar bizi bekliyor. Orta yaşlarda dinamik bir muhtar. Okuma yazma bilmeyenlerin tespitinden sonra açılmasını istediğiniz kurs var mı diye soruyoruz. Bize köyünde bilgisayar kursu açılmasını istediğini söylüyor. Biçki dikiş, nakış kurslarını istemiyoruz diyor. Heyecanla köy halkının en azından haber alacak, ufak tefek işlerini bilgisayardan yapacak kadar bilgisayar kullanmayı öğrenmek istediğini anlatıyor. Muhtarın bu isteği çok hoşuma gidiyor. Muhtar bilgisayar odası olabilecek yeri gösteriyor bize ve öyle sanıyorum Gülbahçe'de bu kursu açabilmek için tüm gayretimizi harcayacağız. Ben de Beden Eğitimciyim ya, kort yapabileceğimiz bir yer var mı diye soruyorum. Hani o Çetin Altan’ın her köye bir tenis kort hayali var ya, o aklıma geliyor. Neden olmasın diyorum. Arkadaşlar gülüşüyor tabi. Ama bir gün o da olacak, buna inanıyorum. Güzel duygularla ayrılıyoruz Gülbahçeden. 

Balıklıova’ya yol alırken bir taraftan da habire kendime ev bakıyorum. Sahibinden kiralık, kiralık ev. Öğretmen arkadaşım; evimi değiştiriyorum, gel benim eve bak dedi. İki oda bir salon, denize sıfır, kocaman bahçe. Üstelik benim bir oda bir salona verdiğim kiradan daha düşük fiyatı. Ama yol sorun, her zaman Urla’ya gidip gelmek. Hadi ben gidip gelirim de, kızımın dershaneden ders çıkışları geç olacak onun için zor olur deyip, gözüm hem evde hem denizde kalarak oradan ayrılıp, işimize bakıyoruz. 

Balıklıova köy muhtarı, yaşlı ama dinamik bir adam. Muhtarlık binası da denize sıfır ikinci kat. Heyecanla yaptıklarını anlatıyor bize. Köye nasıl içme suyu getirdiğini, çöplerin toplanmasını nasıl sisteme bağladığını. Herhangi bir hizmetin yapılması için gerekirse Millet Meclisi kapısında bile yatabileceğinden söz ediyor. Kuvayı milliye ruhunu hiç kaybetmemiş bir muhtar. Kurs açabileceğimiz bina var mı diye sorduğumda, gel kızım deyip yerinden kalkıyor ve kendi odasına bitişik kocaman bir salon ve büyükçe bir oda gösteriyor bize. Arkadaşlar gülüşüyor. Leylim buraya da ev kiralama gözüyle bakar şimdi diye. Evet çok güzel yer, denize sıfır her an pencereden denizle göz gözesiniz, ne güzel diyorum bende. Ama önce işi düşünüp büyük salonu, masa tenisi kurs alanı olarak bakıyorum, harika olur. Onlar muhtarın odasına geçiyorlar, bende küçük odadaki kitaplığa göz atıyorum. Amanın neler buldum neler. Ses dergileri, Hayat ansiklopedileri, 1966 yılı Varlık yıllığı, Fransızca romanlar, şiir kitapları. Muhtarın odasına geçip bu kitaplardan alabilir miyim diye soruyorum. Evet alabilirsin diyor, çünkü kitapların büyük çoğunluğunu okul kütüphanesine bağışladım, bunlar kalanlar diyor. O da bizden İngilizce ve Bilgisayar kursu istiyor. Onlar konuşmalara dalıyor, ben gene kitaplara dönüyorum. 

GÜZ 

Yapraklar düşüyorlar, düşüyorlar durmaksızın havadan 

Gökyüzünün tüm bahçeleri kurumuş sanki 

Düşüyor hep yapraklar umutsuzluk içinde. 

Ve geceleyin yeryüzü düşüyor ağır 

Geçerek tüm yıldızları, aşağı, aşağı yalnızlığa. 

Hepimiz düşüyoruz, şu el de düşüyor 

Öteki şeylere ulu yalnızlıklara. 

Ama biri var ki tutar bu düşmeleri 

Nazikçe elinde, sonsuz bir incelik ve sevecenlikle. 

Rainer Maria Rilke (1966 Varlık Yıllığı) 

Muhtarla vedalaşıp, Urla’ ya dönüyoruz. Elimde birkaç kitap, en eskisinden ama en güzellerinden… 

Benim her koşulda ev aramaya devam etmemi dile getirerek ve elimdeki kitaplara bakarak arkadaşım dedi ki bana. 

- Sen düşünce, yerden bir avuç kumla kalkanlardansın. 

Bende’ nazikçe ve sevecenlikle ‘’dedim, gülümseyerek. O güzelim maviliği bu sefer sol yanımıza alarak dönüş yoluna girdik. Güzel bir iş günüydü… 

Sevgiyle kalın. 

Leylim 

Urla 2010-09-17 

 
Toplam blog
: 105
: 670
Kayıt tarihi
: 18.10.07
 
 

Karlı bir kış günü, yaşam denilen bu yola düşmüşüm. Yürümüş yürümüş de bir arpa boyu yol alamamış..