Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '09

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
767
 

Ay ışığı ağıtı

Ay ışığı ağıtı
 

Balkondayım. Gökte ay, yusyuvarlak. Taş yığını yapılar... soğuk, nemli bir hava... aşağıdaki yolda gelip giden arabaların farları... uzaklarda bir iki köpek havlaması... kaldırımda yürüyenlerin ayak sesleri ve burnuma düşen bir yağmur damlası.. Alt katlarda biri öksürüyor. Yaşlı bir adam olmalı. Öksürmesi, titrek ve ölgün. Ay ışığı da öyle.. Ay, kış havasında titrek ve ölgün oluyor. Mevsimler insanlara benziyor bir yönüyle.. ya da belki insanlar benziyordur mevsimlere. İnsanların benzemediği bir şey mi var ?

Aya bakıyorum yine. Ağlayan bir suratı var ayın. Uzun hava söylermiş gibi gözlerini yummuş, titreyip duruyor gökyüzünde. İki yüz yıl önce Bethoven "Sonata quasi una fantasia" adlı bir beste yapmış. Bilinen adıyla, "Ay ışığı sonatı." Çalınıp durur konserlerde, filmlerde, her yerde.. Kimbilir, Anadolu'nun hangi ücra köşesinde hangi çoban ya da çiftçi, harman yerinde sabahlarken ay ışığına bakıp bir uzun hava tutturmuştur da kimsenin haberi yoktur. Bu akşam hiç de ay ışığı sonatı ezgileri gelmiyor kulağıma. Birileri elini kulağına dayamış, ay ışığına doğru bir uzun hava tutturmuş sanki.. Hüzünlü bir kızılderili ezgisi de olabilir. Beyaz adam tarafından ailesi katledilmiş, toprakları elinden alınmış yaşlı bir kızılderilinin ağıtı.. Ya da Tibetli bir dağlının gecenin içindeki haykırışı..

Üşüdüm. İçeri girsem iyi olacak.

Mukavva kutuyu getiriyorum ortaya. Bir minder atıyorum yere, oturuyorum, mukavva kutuyu önüme çekiyorum. Benim mektup kutum bu. Ara sıra eski mektupları yayarım ortalara, okurum böyle.. Mektuplar tarihin ta kendisidir. Mektuplar, tarihin saptırılmış belgeleri hiç değildir. Keşke mektup yazma işi böylesine ani bitmeseydi. Evet, insanlar mektuplaşma işine birdenbire son verdiler. Teknolojinin insanları hazırlıksız yakalayıp, insanlara birdenbire attığı şamarlardan biriydi bu, artık mektup yazmamak!

Belki on kez okuduğum mektuplardan birini zarfından çıkarıyorum. Okuyorum sessizce.

“(...) Öğrenciliğim, emekçilerin bir “sosyalist devrim hayali” olduğu dönemlerde geçti. Hesaplaşan insanların ruh hali içindeydik. Emekçi insanların, sömürüye karşı çıkarak onurlarını korudukları zamanlardı. Patron olmayı bedava verseler, bir alan çıkar mıydı içimizde ? Şüpheliyim. Emeğimiz neyimize yetmezdi ki …”

“Emeğimiz neyimize yetmezdi ki…”

Mektubun bu tümcesi elime takılıyor. Bazen çok da önemsemediğimiz hafif bir nesne elimizdeki elektriğe takılır. Elimizi sallarız, savururuz, nesne düşmez. Elimizin altına, üstüne, sağına, soluna yapışır. Ne kadar çok elektrik yüklendiğimizi söyleriz. Neden düşmüyor bu tümce elimden ? Yapıştı işte…Düşmüyor !

“(…) Kazancım, şimdilik az olsa bile zamanla artacaktı. Kendime yetmek istiyordum, o kadar. Kimseyi sömürmeden yaşamanın tadını çıkarmak istiyordum.”

Kimseyi sömürmeden yaşamanın tadını çıkarmak… Oldukça iddialı bir tümce. Hem sömürmeyeceksin, hem de tadını çıkaracaksın yaşamanın.

“(…) Meğer ne zor bir şey istemişim de haberim yokmuş. Bu hiç olmadı çünkü. Aylıklarımı hep geç aldım. Ya da hiç alamadığım aylar oldu.”

Gel de şimdi güven insanlara! Geleceğe dair umutlar besle ! Kalkıp, kendime bir çay dolduruyorum.

“(…) Hem karın tokluğuna çalış, hem bu aşağılanmaların kahrını çek, hem de başka çaren olmasın! Kendime, emeğime güvenimi bu koşullarda kaybettim ben. Patronlar, sigorta primlerimi yatırmamak ya da yüzlerine gözlerine bulaştırarak yatırmak konusunda ise, beni şaşırtan bir performans gösterdiler; sözleşmişler gibi. Pes, vallahi pes ! “

Bu ülkeyi yönetenler ahlaki söylevlerinde mangalda pabuç bırakmazken, bu nasıl bir vicdandır, bu nasıl bir sosyal ahlaktır, bu nasıl bir insanlıktır, anlayabilmiş değilim.

“Yaşım elli. Ne emeğime saygım kaldı, ne mesleğime, ne kimseye. Hinlikler düşünmeye çalışıyorum, kendimce. Bir vurgun vursam bir yerde, mesela. Alçaklar, alın işinizi, başınıza çalın! diyebilsem… Biraz ruhumu dinlendirsem. Kalbimin yaralarını sarsam.. Artık geçti deyip, toy vicdanımın, toy aklımın alnından öpsem.

Emekçi, emeğine sahip çıkabildiği oranda, yani emeğine güvenebildiği oranda kendine güvenir, cömerttir ve barışçıdır. Bu, emekçinin doğalıdır. Asalak ise, emekçinin sırtından geçindiği için, stokçudur, cimridir, saldırgan ve yaygaracıdır. Çeşme akarken doldurmaya bakar. Sonsuz tane kovayla geçer gaspettiği sırasına.

Emekçinin kendi emeği üzerindeki denetimi zayıfladıkça, yani asalaklar gibi kendi kendine yetmemeye başladıkça kendine güveninin yerini endişe alır. Hak, adalet gibi değerlerle bağlarını çözmeye başlar yavaş yavaş. Stokçulaşır ve cimrileşir.

Emekçi, asalağıyla aynı karakteri paylaşmaktadır artık. Emeğine yabancılaşmış, yüzünü paraya çevirmiştir. Hayatını devam ettirebilmesinin yolu, bir şekilde paraya kavuşmaktır.

Ancak, bu ahlak bozukluğunun emekçilere bir yararı yoktur; asalaklara da bir yararı yoktur. Bu nedenle, “sen ağa, ben ağa, bu ineği kim sağa” diyerek atalarımızın kılığında uyarırlar bizi.

Gerçekten de emekçinin kaybettiği kendine güvenine, cömertliğine ve barışseverliğine; asalaktan kaptığı bu huyla, yeniden kavuşması mümkün değildir.

Emekçi, asalakları semirten, ama kendisinin sırtını döndüğü emeğine, bütün zenginliklerin üreticisine, yüzünü dönmelidir. Ortadaki kavga, emeğin sömürülmesi üzerinedir. Ve emek, her şeydir.

Emekçi, emeği üzerindeki asalak çöreklenmelere, sonsuza kadar yaşatacağı bir sınıf kültürü yaratarak müdahale etmelidir.

Sistem diye bir şey yoktur. Sistemin denetimini elinde tutan güçler vardır. Sistem, kendi denetimini elinde tutan güçlerin istediği gibi çalışır. Tam kapasite, yarım kapasite, kendisiyle çelişerek, vb., vb. sistemin denetimini elinde tutan güçlerin istediği gibi yani...

Emekçiler, bütün sistemlerin doğal aktörüdür, olmazsa olmazıdır. Hayatın sürmesi, onun fonksiyonunu yerine getirmesine bağlıdır.

İnsanların geleceği, emekçilerin ellerindedir. Atasözlerini ürettiği gibi, hep birlikte üreteceği, yeni yaşama biçiminde, dayanışma kültüründedir. (...)"

***


Mektuba dalmışım, çayım bardakta yarım kalmış. Ya bizim mücadelemiz? İkide birde yarattıkları krizlerle, çoluk çocuk perişan edilirken bizim mücadelemiz yarım kalmıyor mu? Biz yarım kalmıyor muyuz? İnsanî olan her şey yarım kalmıyor mu?

Çaylar yarım kalsın da tek biz yarım kalmayalım. İnsan yarım kalmasın! Yarısı soğumuş çayı ileri itiyorum. Yol arkadaşımı arayacak ve ona "nasılsın?" diye soracağım. Herkes yapmalı bunu. Özellikle bu kriz günlerinde yol arkadaşlarımızın yalnız olmadıklarını duymaya ihtiyaçları vardır. Bir ses... bir nefes...

"Nasılsın?"


"Vardık, varız, var olacağız." (Rosa Luxemburg)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Anımsadım da...Bir dönem hayata küserek intiharı dahi düşünen L. Van Beethoven'ı yaşama döndüren şey, görme özürlü bir genç kızın, ayın ışıldadığı bir geceyi görebilme konusundaki içli ve tutkulu isteğiydi. 'Ay Işığı Sonatı'nı buna borçluyuz. Dramatik küresel ve yerel koşullar nedeniyle 'Emeğin kendine yabancılaşması'nı vurgulayan anlamlı iç konuşmalarınızın bu anlamda ciddi göndermeler içerdiğini düşünüyorum. Bu bağlamda da, Beethoven'u olduğu gibi emeği de yeniden hayata bağlayan 'Yeni bir sonat'a ihtiyaç var! Öncü ezgiler Latin Amerika'dan geliyor gibi sevgideğer arkadaşım... Bu çok anlamlı ve değerli paylaşımınız için içten teşekkürlerimle...

Ersin Kabaoglu 
 03.02.2009 16:47
Cevap :
Sevgideğer Ersin, duyma özürlü birinin görme özürlü birine verdiği müthiş armağan! Ay Işığı Sonatı.. Latin Amerika, bu konuda daima öncü olmuştu zaten. Ateşli bir sabırla...(Ateşli Sabır, Antonio Skarmeta) Size bir şarkı armağan etmek isterim Latin rüzgarlarıyla birlikte.. Şili stadyumunda hunharca öldürülen Victor Jara söylüyor. Böylece dostlara kapısı açık "küçük işler" sitemin kapılarını size de açmış oluyorum. Kalın sağlıcakla..
www.kucukisler.com
[http://www.kucukisler.com/2009/01/17/yurumenin-kiyisinda-yasamak/#more-528]  03.02.2009 18:43
 

EMEK=IŞIK,sömürü=gölge EMEK olmasaydı,sömürünün gölgesi bile(en cılız varlık)dünyaya düşmezdi.Işık sayesinde var olmaya çalışan gölgenin,,varoluşuna ihanetidir sömürü,bunu idrak edebilseydi,zaten adı gölge olmazdı. Işıkta duran Dostumun duyarlı,bir okadar da güzel yazısını zevkle okudum.Yaşadıklarımı buldum.Yüreğin hep ışıkla olsun.SEVGİLER. (Kızımın adı EMEK ).

Şerife Mutlu 
 29.01.2009 21:21
Cevap :
Öncelikle kızını alnından öpüyorum. Hem senin yetiştirdiğin bir evlat olduğu için, hem de "taşıdığı" addan ötürü. Felsefesi olmayanın sanatçılığı olur mu? Mantar gibi "sanatçı müsveddesi" doldurmuşken ortalığı, senin gibi bir sanatçı (düşünür) dost kazanmanın mutluluğunu yaşıyorum. Tülin, çok şanslı.. ayrıca, anlıyor insandan.. Kızına ve sana sevgiler, saygılar.. Kızına ne mutlu.. Hem böyle nitelikli bir annesi, hem de sevgideğer ve saygıdeğer bir adı var.  29.01.2009 23:45
 

Yazıyı yudum yudum sindirerek okudukça burnumun direğinin sızladığını,tarifsiz bir hüzün salvosuna tutulduğumu farkederek yarım bıraktım.Balkona çıkıp ayı aradım yoktu...Çocukluğumdan beri aya her baktığımda ağlayan bir çocuk yüzü görüyorum çünkü.hala da öyle...ve içimi sınırsız bir keder kaplar her defasında.nedenini de anlayamam.bu bir giz gibi; ruhumun bir parçası olmuştur artIK.İçeri girip yazıya devam ettim.Öğrencilik yıllarımda sadece proleter ruh kazanmak için,emeğimle yaşamanın muhteşem tadına varmak için arkadaşlarla gidip inşaatlarda çalıştığım günlerin tarifsiz duygularını yaşadım.Birde hayatımın her iklimini bir cerrah gibi neşterleyen çok çok bir sevgideğer dostun varlığını bir daha bu yazılardan çıkardım.Sizin gibi bir sevgideğer dostumun olması ne güzel bir duygu.saygıyla

CAFER DEMİRTAŞ 
 28.01.2009 10:28
Cevap :
Cafer sevgideğeri..(bugün böyle..) Demek yoktu ay yerinde.. Neden siz hemen bir ay oluşturmadınız oracıkta.. balkonda..? Çok kolay! Üstelik de şairsiniz.. Daha da kolay! Şimdilik ben bir tane ay yolluyorum size.. Öğrenmelik.. Sonrakiler sizin işiniz, unutmayın. Gözünüzü yumuyorsunuz önce.. Beyninizde bir ay ışığı yaratıyorsunuz. Sakın birden açmayın gözünüzü.. Tıpkı ayağınızı debriyajdan çeker gibi, yavaş yavaş... Bu arada beyninizdeki ay ışığına da gaz vermeyi unutmayın. Yavaş.. yavaş.. Gözünüzü tam açtığınızda, pırıl pırıl bir ay gökyüzünde duruyor olacak. Evet.. orada işte! Belki günün birinde siz de birkaç adet yıldız yapar, savurursunuz gökyüzüne. Ben milyonlarcasının içinde kesinlikle tanırım sizin yıldızlarınızı! Nasıl mı? Tabi ki yakınlıklarından.. Dost yıldızı yakın olur! sevgiler..  28.01.2009 20:48
 

Ne kadar içten bir yazıydı... Çocukluk arkadaşım gibi işledi içime... Ben hala o sosyalist devrimin düşleriyle uyuyorum. Ben hala Kurtuluşa kadar savaşmaya uğraşıyorum. Bir yandan ekmek parasının peşinde bir yandan ellerim hayatın yakasında... Soluğum yettiğince... Ben gibilerin olduğunu biliyorum. Sen gibilerin varlığını gördükçe yüksek morallere bürünüyorum. Komplekssiz şu kırık hayatı içime çeke çeke... Yaşıyorum...yaşıyoruz..yaşıyacağız... Ya hep beraber ya da hiç birimiz! Gönülden sevgi ve saygımla...

yeşilsoğan 
 27.01.2009 23:37
Cevap :
Levent sevgideğeri! (bugün böyle..) Yücel buldu bu ad tamlamasını... Ben de herkese böyle hitap ediyorum, onun gönlünü hoş etmek için. Çünkü bir arkadaşının ölüm yıldönümü bugün. Çernobil kurbanlarından yalnızca biri.. Viktorya.. biliyor musun Levent.. Viktorya, "zafer" demek. Neyin zaferiyse! İnsanlar çocuklarına utku.. zafer diye ad koysunlar, yalnızca alçaklık zafer kazanıyor! Sosyalist devrimin zaferini bekleyemeyiz. Şu berbat kapitalist sistem içinde daha da kayıplar vermeden bir savunma yolu bulmalıyız. Yalnızca üretenlerin tüketebileceği, rantçıların domino taşları gibi art arda gümleyeceği "yeni" yöntemler yaratmalıyız. Bu nasıl olur, onu bilemiyorum işte.. Şimdilik aklıma gelen şey, yol arkadaşlarımızın işsizlik nedeniyle yok edilmelerine seyirci kalmamak gerektiği.. Kapitalizmin krizlerine yalnız yakalanmanın yıpratıcılığına karşı, uygun örgütlenmelerle çözümler bulmalıyız. Sevgiler.. selamlar bizim buralardan..  28.01.2009 21:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 798
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1023
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster