Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Haziran '14

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
2903
 

Aya Sofya Neden Camiye Çevrilemez? Tarihsel ve Stratejik Analiz

Aya Sofya Neden Camiye Çevrilemez? Tarihsel ve Stratejik Analiz
 

Jön Türkleri başımıza bela ederek Abdülhamit'i tahttan indiren Siyonizm sanıldı hep,Mois Kohen ve Teodor Herzl aktördü sadece, oysa yönetmen bizzat Britanya Emperyalizmidir. Jön Türklerin Balkanlarda Arnavutlara, Orta Doğu'da Araplara ve Güney Doğu Anadolu, Rojawa ve Kuzey Irak bölgesinde Kürtlere yönelik yanlış siyasetleri Osmanlıyı dağıtmıştır. Bu dağılmanın mimarları Enver, Cemal ve Talat paşa olduğunu biliyoruz. 

Osmanlı dağıldıktan sonra kurulacak olan devlet, Batı'nın yapmak istediği şeyleri yaptığı için Lozan antlaşması imzalanabilmiştir. Bugün "Mustafa Kemal Atatürk'ü, İsmet İnönü'yü yerden yere de vurabilirsiniz bu antlaşma neden kabul edildi, bu bir ihanet antlaşması değil mi?" diye söylenenler yazanlar bile çıkıyor.

Oysa ülke Birinci Dünya savaşında mahvolmuştu, çoğu köylerde beldelerde savaşacak erkek kalmamıştı. Kurtuluş savaşını bizler,  BATI'NIN savaş kobayı ve maşa olarak kullandığı Yunanistana karşı ASKERİ, BRİTANYA'ya karşı siyasi olarak verdik.

Kendimizi kandırmayalım 7 düvele karşı savaş yapmadık. Askeri olarak Yunanlılarla, biraz Fransız ve Ermenilerle, siyasal olarak Britanya ile savaştık daha çok. Sovyetler Birliği de bize silah desteği verirken Müslüman Hintliler, Azeriler ve Urdulular para yardımı yolladılar.

Atatürk "Nutuk" adlı eserinde okuyanlar bilir ABD'li bir siyasetçiden bahseder, onunla görüştüğünü ve savaş sonrasında yapmak istediklerini anlatır kendisine. ABD'li siyasetçinin heyecandan kalkıp M. Kemal Atatürk'e sarıldığını ve onu öptüğünü biliyoruz. 

İşte o gün Mustafa Kemal'in Batı'ya verdiği söz Batı'nın artık savaşma azmini askeri ve siyasal olarak kırmıştı. Çünkü o gün Mustafa Kemal Atatürk onlara "Türkiye Batı'lı bir ülke olacak ve Batı dünyasında Batı Medeniyeti arasında yerini alacağı"nın sözünü vermiştir. Bu sözün içinde kültürel ve sosyal değişim ve devrimlerin sözüde vardır.

Şu an Recep Tayyip Erdoğan, başlangıçta başta Britanya Kraliçesi'nin desteği ve Türkiye'de illimünati medyasının çabasıyla göreve gelse de, zamanla Türkiye kendi borcunu IMF'den silmiş, borcunun İhracaatla oranı eskiye göre çok daha iyi hale gelmiş ( 2001 de 30 miyar ihracaat 250 milyar dolar boç varken 2013'te 140-150 milyar dolar civarında ihracaat 400 milyar dolar borç) düşen faizlerle Türkiye Batı'nın yüksek FAİZle sömüremediği alan haline gelince işler sarpa sarmıştır. Hele birde Türkiye Abdülhamit'in tahttan inmesinin nedeni olan Kuzey Irak petrolüyle ilgilenmesi ayakkabı kutularınıda beraberinde getiriverdi. Onu başlangıçta desteklediklerine çok pişman Batılılar ve Paral(ı)eller.

Gezi ve 17 Aralık ile Britanya'nın başını çektiği Türkiye'nin en büyük sanayicisi 2 adamın Paralel Devletin seçilmeden göreve gelen Gladio lideriyle antlaşmasıyla ve içerdeki olaylardan habersiz heyecanlı samimi sosyalist yeni yetmeleri kullanan kitleler ayaklandırılmıştı. 
Britanya sonuca ulaşamadığı için çıldırmakta. Türkiye, Ukrayna olmadı şükür. Gezi başarılı olsaydı çözüm sürecide bitecek ülke bölünecekti. Faiz oranlarını siz düşünün ne olurdu?

AK Parti'ye oy veren milyonlarca insanın hepsinden reel siyaseti anlamasını bekleyemezsiniz. Türkiye şu an imzalamış olduğu ve Bağımsızlığını zor şartlarda kazandığı Lozan antlaşmasını yırtıp atacak güçte hala değil. Bu "Lozan'ı tanımıyorum" diyebileceği bir güce Recep Tayyip Erdoğan onca halk desteğine rağmen şu an erişmişte değil.

Ne zaman ki nüfusu 100 milyon olan, eğitimli insan kitlesiyle katma değer üreten, akıllı, becerikli ve üretken bir toplum olduğunda ve sanatta, edebiyatta, kültürde genel olarak İslamı her alanda yukarıya taşıyabilecek aydın bir yapılanma oluşturduğunda ve bu yapılanmanın temelini mevcut ekonomik kazanımlarını çıkarlarını değilde, AHLAKI, ADALETİ öncülleyen ve bunun çabası içinde olan bir kitleyi oluşturabildiğinde Türkiye o zaman bu antlaşmayı yırtıp atabilir.

Ayasofya'nın içinde bulunduğu surların etrafını J.F Kennedy Caddesi sarmalamışken ve "Biz Nato ülkesiyiz, TAM bağımsızlığımızı tekrar almak istiyoruz" mesajını bize destek vermek isteyen Doğu'ya (Rusya Federasyonu, İran ve Çin'e verirken) şu an halkımızın Ayasofya camiye çevrilsin isteği reel siyasete uymadığı için bunu Başbakanın yapması da mümkün değildir.

Zira şu an zaten Başbakan Türkiye'yi güdük bırakan o zaman için meşru şimdi ise baş belası Lozan antlaşmanın maddelerini zaman zaman ihlal ettiği için (Putin'e gidip Shangay 5'lisine bizi alın dediği, kendi silahlarını yapmaya kalktığı için) BATI her türlü tezgahı Paralel Devlet yapısıyla seçilmiş Hükümetin üzerine salmaktadır. (Paralel Milletvekilleri Beyaz Rusya'nın Başkenti neresi bilmez ama kendilerine gelen talimatlarla uzaktan kumandalı borazanlık yaparlar).

Aselsan'da ki dört mühendisimizi kim öldürdü? Kim öldürüyor onca insanımızı? Mendres'i, Deniz Gezmiş'i, Kahveci'yi, Mumcu'yu, Hrant'ı, Yazıcıoğlu'nu?

Gün daha yeni ağarmakta, her şeyin zamanı var, tam bağımsızlığımızı alıp Türkiye'nin tekrar daha büyük ekonomik, siyasal bir güç olması için herkes elini taşın altına koyması gerek. Bu görev herkesin görevidir. Batı emperylizmine karşı sağcısı solcusu, milliyetçisi, islamcısı, laik'i, cemaatçısı çalışmak zorunda. Kimin iş birliği yaptığını aklı olan görmekte. 

Eskiden gerek Komünistler gerekse Radikal İslamcılar "Kahrolsun Amerika" derdi. Asında Radikal İslamcılar da bu söylemi Komüsnistlerden ve İran Devriminin lideri Humeyni'den almışlardı. Zira Humeyni'de "Büyük Şeytan Amerika Küçük şeytan İsrail" diyordu. Ancak son 2 yıldır hem Komünistlerin bir kısmı hemde Radikal islamcılar gördüler ki Humeyni'de kendileri de yanılmışlardı, zira asıl Emperyal güç şer kovanının Kraliçesi Britanya idi.

Bugün geleneksel veya siyasal İslamcıların çoğu siyaseti çok iyi okuyan kesimler olmadıkları için bilmeden Başbakan'ı zor duruma sokmakta ve onu destekleyen Putin'i bile iç siyasette zor durumda bırakacak Aya Sofya'nın Cami olmasını istemekteler. Bu sıkıştırmayı alttan alttan PARALELLER DE yapıyor ki "İşte Başbakan bakın samimi değil Aya Sofya'yı bile açamıyor" diyorlar, büyük bir iki yüzlülükle strateji fesatlığı yapmakta ve hükümete karşı şüphe uyandırma çabası içine girmekteler.

Aya Sofya'nın Cami olmasını bende isterim herkes gibi. Ancak oranın Cami yapılması Türkiye'nin Batı'ya karşı bağımsızlık savaşını ve mücadelesini yürekten destekleyen Doğu'yu bile zora sokar. Çünkü halkımız bilmeliki Aya Sofya tüm ortodoksların KABE'sidir. Neredeyse tüm ortodoks dünyası ( Ruslar, Beyaz Ruslar, Moldovya'lılar, Ermeniler, Yunanlılar, Bulgarlar, Rumenler, Slovaklar, Sırplar, Makedonlar, Gürcüler, Ukraynalılar) ona dönerek ibadet etmektedir ve bu ülkeler arasında Türkiye'nin tam bağımsızlığını destekleyen ülkeler (Rusya Federasyonu ve Belarus Cumhuriyeti)  var.

Bu itibarla Başbakan kendisini Doğu dünyasında sıkıntıya sokacak yada Rus Doğu'nun Türkiye'ye karşı Anglo Batı'yla ittifakına yol açacak bir adımı atması çok zor. 
Ayasofya konusunda birşey yapabilse bunu hemen yapar
Ancak reel siyaset yönüyle ve stratejik olarak bu şu anda büyük bir intihar olur.

Başbakan'dan Ayasofya'yı Camiye çevirmesini istemek ondan Alfabeyi Arap Alfabesine tekrar döndermesini istemek veya Halifeliği geri getirmesini istemek kadar hassas konu. Aya Sofya şu anda tartışılabilecek bir konu değildir ve bu Başbaka'nın elini Batı'yla girdiği mücadelede zayıflatıcı unsurdur ve yerinde bir istekde değildir şu an için. Zira Britanya bunu Rus toplumunu Türkiye'ye karşı kışkırtmak için bile kullanır bu sayede hem Putin'den hem Erdoğandan kurtulurken hemde Rusya Federasyonu çinde Müslüman Türk kökenlilerle Ortodoks Rus kökenlileri düşman eder. 

Herşeyin yeri ve zamanı var.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Ayhan Özcimbit, size yemeğin lezzeti artırmak için biraz baharat veriyoruz. (Belgelerini yazılarımızda bulabilirsiniz) İnönü, Lozan'a imza için çağrıldığını söyler. Anlaşma uyarınca, Yunanlılar denizde değil, gemilere dökülmüştür. O esnada Müttefik gemilerinin topları İzmir'e çevrili ve İngilizler askerlerimize gidecekleri yolu tarif etmektedir. Emanuel Karasu ve Hayim Hahum (Naum)kaşık olarak kullanılmadığında Bu çorba soğumaz. ABD, I.Dünya Savaşında İngilizleri kullanır, 2.Dünya savaşı'nda Rusya ile dünyayı paylaşır gibi yapar ancak 1993'de onların da ipini çeker. Özetle; Güç yüzyılda bir el değiştirmiştir. Osmanlı 1717, İngiltere 1817, ABD, 1917, (Belki uzakdoğu 2017)dir. İşgalciler, 1453-1458-1529'un hesabını İng. Kral V.George ifadesi ile 1923 (1924'de) kapatırlar. (Gibi gözükür!)Demirel'in "halk gerçeklere hazır değil!" dedikleri bunlardır. Ve bunları, hamuru açmak ve börek yapmak size kalmaktadır. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 06.06.2014 23:20
Cevap :
Yorum görüş ve eleştirileriniz için teşekkür ederim. Saygılar  08.06.2014 0:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 722
Toplam yorum
: 418
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 3525
Kayıt tarihi
: 23.01.09
 
 

A.Ü İktisat Fakültesi mezunuyum, daha önce Kazakistan ve Hollanda'da eğitmenlik ve tercümanlık iş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster