Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mayıs '17

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
42
 

Ayağımız çamurdan, burnumuz ve eşyalarımız tozdan kurtulmayacak

Bir ayağımız plazalarda, rezidanslarda ve lüks alışveriş merkezlerinde. Bir ayağımızsa gecekonduda, tarlada, çamurda ve bitmeyen şantiyelerde. Hiç arabanızı özenle yıkattıktan 10 dakika sonra tekrardan hiç yıkanmamışcasına kirlendiği oldu mu? Arabanızı kendi ellerinizle yıkayıp kuruladıktan hemen sonra çevredeki toz ve çamurdan, önünüzden giden araçların yoldaki çamurlu suyu havalandırmasından ve kamyonların tekerleklerinden çamur atması yüzünden arabanızı sanki hiç yıkamamışsınız gibi gibi tekrar kirlenince; sizler de aynı hayal kırıklığını yaşadınız mı? Ya da evinizi temizleyip sildikten sonra, ertesi gün sanki hiç temizlenmemiş gibi toz içinde görüp üzüldüğünüz oldu mu?

Bu durumlar, aslında her gün yaşayarak kanıksadığımız, normal zannettiğimiz ancak normal olması ve olması gerekmeyen olaylardır. Millet olarak ayağımızı hiçbir zaman toz ve çamurdan kurtaramayışımızın, ve asla kurtaramayacak olmamızın sebebini hiç düşündünüz mü? Ben düşündüm. Yanıt, toplum olarak henüz daha yerleşim kültürü edinememiş olup, halen daha göçebe kültür etkisi altında olmamızda buldum. Eğer öyle olmasaydık, hala bir ayağımız rezidans, plazalar ve gökdelenlerde bir ayağımız gecekondu ve tarlada olmazdı. Yolların çamurlu olmasının nedeni, gökten çamur yağması değil, çevremizi ve şehirlerimizi şantiye havasından çıkaramayışımızdır. Yerleşik düzene geçmiş olmanın göstergesi olan oturmuş şehirlere sahip olamamamızdır. Şehirlerimizi, bitmeyen bir şekilde yapmaya çalışma mücadelemizdir. Binalarımızı yapıp, yerleşme işini bir türlü tamamlayıp, yaşamaya başlayamıyor olmamızdır. Sürekli olarak yapmaya çalıştığımız şehirlerimiz ve çevremizin şantiyelerinde çalışan kamyonların, şantiyelerden ve tarlalardan hiçbir şey yokmuş gibi, tekerleklerini yıkamadan direkt yola çıkmalarıdır. Hafriyat kamyonları ve beton mikserlerinin yükleri olan hafriyat veya betonu yollara döke saça gitmeleridir. Bu konuda herhangi bir kontrol olmamasıdır. Avrupa veya herhangi gelişmiş bir ülkede buna izin verilmez, ancak ülkemizde henüz daha bu bilinç yerleşmemiştir.

Bir keresinde Gebze Mutlukent'de yol kenarındaki boş arazide geceleri park edip, ertesi gün bütün çamuru caddelere ve sokaklara taşıyan kamyonları belediyeye şikayet ettiğimde, görevli bana "çamurdan ne olacak ki? Yağmur yağınca çamur yoldan akar, gider." demişti. Yani çamur ve toz, belediyelerimiz tarafından sorun olarak görülmüyor. Halbuki Avrupa'da bir kamyon şantiyeden ana yollara ve şehirlere hafriyatını doğru düzgün, dökülmeyecek şekilde önlem almadan döke saça çıkamaz. Tekerleklerindeki çamuru ve mıcırları yıkamadan yollara ve şehirlere giremez.

Etrafımızın bu kadar tozlu, çamurlu ve pis olmasının sebeplerinden biri, hiç bitmeyen inşaat ve bina yapımlarıdır. Hiç bitmeyen yol ve altyapı yapımlarıdır. Buradan bina yapımları, yol ve altyapı yatırımlarının kötü olduğunu söylemiyorum. Sadece plansızlıktan dolayı bu işlerin asla bitmeyeceğini söylüyorum. En fazla 3 yada 5 milyon insanın yaşaması gereken İstanbul'da kademe kademe yaklaşık 20 milyona çıkmasına izin verilmesinden dolayı işlerin, yol ve bina yapımının asla bitmeyeceğini söylüyorum. Öyle yada böyle yaptığımız binaları sağlam ve uzun ömürlü yapmadığımız için, 30-40 yılda bir binaların yıkılıp dönüşüm yapılması gerektiği için çevremizdeki bina yapımının asla bitmeyeceğini söylüyorum. Bugünlerde İstanbul'un ve Türkiye'nin en lüks ve havalı caddelerinden biri olan Bağdat caddesi sakinleri, bitmeyen  kentsel dönüşüm işlerinden ve hafriyat kamyonlarının yarattığı çevre kirliliğinden bezmiş durumdadırlar. Ancak yapacak hiçbir şeyleri yok. Onlar da aynı sıkıntıyı yaşamak zorundalar. Cem Yılmaz'ın bir esprisinde söylediği "trilyonların da olsa, bu çekirdeği çıtlıyorsun!" esprisindeki gibi, milyonların da olsa aynı sıkıntıyı, tozu, çamuru, gürültüyü ve çevre kirliliğini yaşamak zorundasın! Evet, maalesef kaderimiz bu!

Evet, İstanbul'un rantı sayesinde binalarımız dönüşüme giriyor ama yerine daha yüksek ve geniş binalar yapılıyor. Evet rantdan dolayı hepimiz zenginleşiyoruz ama bu zenginliği, huzur içinde yaşayabileceğimiz şehirlerimizi ve doğayı kendi ellerimizle hızla tüketiyoruz. Şehirlerimizin ve kasabalarımızın on yıllardır oturmaması, on yıllardır hala yapılıyor konumunda olması insanın ruhunu yoruyor. Hayattan bezdiriyor. ve bıktırıyor. Etrafımızın, çevremizin bitmeyen inşaat şantiyeleri, hafriyat kamyonları ve vinç görüntüleri ile kaplanması insanın tüm enerjisini tüketiyor. Evlerimizin içinin, dışının eşyalarımızın, arabalarımızın  hiçbir zaman temiz kalmaması insanı umutsuzluğa sürüklüyor. Evini sildikten, arabasını yıkattıktan 5 dakika sonra leş gibi toz ve çamur altında kaldığını görmek, insanın tüm neşesini kaçırıyor.

Bu duruma karşın iyileşme yönünde bir bilinçlenme görmediğim için geleceğe olan inancımı ve güvenimi kaybediyorum. Sanırım biz bu şehirleşme ve yerleşim işini asla öğrenemeyeceğiz. Asla yaşanılası, doğa ile uyum içinde, ferah ve sağlam şehirler kuramayacağız. İnsanların yaşamaktan gurur duyduğu, caddelerine, sokaklarına, çeşmelerine, bahçelerine övgüler düzüp, şiirler yazdığı huzur dolu ve romantik şehirler kuramayacağız. Çünkü öyle bir amacımız yok. Çünkü öğrenmeye ve kendimizi geliştirmeye hiç niyetimiz yok.

Mücahid Akinci bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

MASAL BU YA https://mucu71.wordpress.com/2014/01/27/masal-bu-ya/

Mücahid Akinci 
 28.05.2017 21:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 202
Kayıt tarihi
: 28.01.17
 
 

Blog yazarlığına kişisel gelişim, hayat menkıbemizi bulmak ve farkındalığımızı artırmak için başl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster