Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Aralık '14

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
260
 

Ayaklı kütüphane olmak...

Ayaklı kütüphane olmak...
 

AYAKLI KÜTÜPHANE OLMAK


Dışarıda keşfedilmeyi bekleyen, dimağlarımızda tadını daha önce hiç hissetmediğimiz binlerce kelime var. Bu kelimeler çeşit çeşit. Bazısının modası geçmiş bazısı çok popüler. Bazısı bizi bizden daha iyi anlatır bazısı kifayetsiz kalır. Bazısı sığ denizler gibidir. Bazısı derin sulardır.   Anlam deryalarında yüzmesini bilmeyenler boğulur. Dışarıda… Evet dışarıda. Bu kelimelerin hepsi dışarıda. Ama öyle ulaşılamaz Kaf Dağı’nın arkasında değiller. Hemen bir hamle ile ulaşılabilecek bir yerdeler, kitaplardalar.

Kitaplar bizim dünyaya açılan gözümüz, kendimizi görmemizi sağlayan özümüz ve başkalarına bizi tanıtan yüzümüzdür. Kitaplar bizim için büyük bir derya ve sonsuz bir ummandır. Kitaplar değerlidir ve paha biçilmezdir. Ama her değerli şeyde olduğu gibi kıymetini bilen de azdır kitapların. Bu kadar değerli olan kitaplara hepimizin yaklaşımı farklıdır tabi ki. Bazılarımız kitaplarla hemhal olur, bazılarımız ise kitapların, kütüphanelerin yakınından bile geçmez. Biz genellikle kitaplarla arası iyi olup sorulan her şeyi bilen kişilere toplumda ayaklı kütüphane deriz. Bu kişilerin her konu hakkında bir bildikleri vardır mutlaka. Sanki kafalarında bir kütüphane var ve konularla ilgili kitaplara hemen bakıp bize cevap veriyorlar. Kitap okuyan ile okumayanı bu şekilde ayırdığımız gibi kitap okuyanları da kendi içlerinde ikiye ayırmamız gerekir bence. Birinci kısım kitapların hamili olanlar. Yani onları yüklenenler, ayaklı kütüphaneler. Bilgileri kaydedip yeni bir düşünce üretmeyenler. İkinci kısım kitaplarla kâmil olanlar bunlar sadece bilmekle kalmıyor. Aynı zamanda bilgiyle yeni bilgiler de oluşturuyorlar. Yani öğreniyor. Modern dünya bize bilmek ile haberdar olmanın, öğrenmek ile kaydetmenin aynı şey olduğunu öğretti yıllarca. Ama kaydetmenin öğrenmeye dönüşmedikçe işe yaramadığı sadece beyni bilgilerle yormak olduğu yeni yeni anlaşılıyor. Hamil okuyucular çok yediği için şişmanlayan insanlar gibidir. Bildikleri onlarda sadece yağ yapar. Kamil okuyucular ise sağlıklı bireylerdir. Onlar bildikleriyle yağ değil kas yaparlar ve sağlıklı kalırlar.

Peki, hayatımız için bu kadar önemli olan kitapları bir okuma usulü, yöntemi yok mu? Tabi ki var. İyi bir okuyucu, kâmil okuyucu olmak bir sanattır. İyi bir okuyucu, sanatçı eserini nasıl titizlikle işlerse öyle okur kitabı.  İyi bir okuyucu olmak çok okumak ve çok bilmek demek değildir, okumanın hakkını vermek demektir.

İşte okumanın hakkını vermenin yolları:

1-Her okuma eylemi amaca yönelik bir çalışma olmalıdır.

2-Birçok kitabı okumak yerine bazı kitapları birçok kez okumak daha faydalıdır.

3-Bir kitap okurken onunla bütünleşmeli ve yazara karşı bir düşünce savaşı verilmelidir.

4-Yazarla okuyucunun düşüncesi birleşmeli ve ortaya yeni bir mahsul çıkmalıdır.

Kamil okuyucular olmak dileğiyle…

http://elbistanrehberlik.blogspot.com.tr/

gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın yazarım, konuya yaklaşım tarzınız oldukça irdeleyici. Keşfedilmemiş nice kelimelere rağmen, kullanılmaktan aşınan eskilerle beraber yeni keşiflere takılmak gerekir. Her ne surette olursa olsun, ister taşımak bahanesiyle isterse hakkını vermek adına yapılacak eylem eninde sonunda iyi okuyucu olmak için sürükler. Duygularınıza ve kaleminize sağlık. Sevgi ve selamlarımla...

Mukaddesçe konuşan satırlar 
 08.12.2014 19:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1664
Kayıt tarihi
: 04.04.13
 
 

Marmara üniversitesi psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümü mezunuyum. Araştırmayı  ve yazmay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster