Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Şubat '13

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
115
 

Aydınları (özelde sanatçıları) tekleyen bir ülkede, halk ne yapsın?

Aydınları (özelde sanatçıları) tekleyen bir ülkede, halk ne yapsın?
 

Benim ilk gençliğimde "entelektüel" sözcüğü yeni yeni duyulmaya başlanmıştı. Genelde "okumuş" kitle kendisini  "münevver" / "aydın"  diye nitelerdi. Hatırlarım "aydın" ne "entelektüel" ne tartışması yapılmış, tanımlar şöyle belirlenmişti :

AYDIN : Eğitimiyle halkın önünde görünen, onu aydınlatmaya çalışan, araştıran, okuyan, bilen; ama bunları halkını bilinçlendirmek amacıyla kullanan...

ENTELEKTÜEL : Eğitimiyle halkın önünde görünen, okuyan, araştıran; ama bunu salt kendi kişisel gelişimi için yapan, halkla bağlantısı olmayan tersine halkı küçümseyen...

Entelektüel ile uğraşmayacağım derdim aydınlar... :

"Ülkemizde genel olarak aydınların, özelde sözde ilerici / solcu aydınların, olumsuz bir tavırları var. Bu tavırdan yıllardır çekiyoruz.  Sözde bir "ayrıcalık" elde etmişler aldıkları eğitimden dolayı. Size tepeden bakıyorlar, siz onları eleştirmeye kalktığınızda, aralarında birleşip sesinizi kısmak için ellerinden gelenleri yapıyorlar. Görüşlerinde akıllı olsalar, doğru kılavuz olsalar içim yanmayacak da hepsi miyop, önlerini göremiyor. Kanıt mı istiyorsunuz, buyrun her siyasal olayda teklemeleri..." (Attila İlhan, Aydınlar Savaşı, s. 13 Bebekus Yayınları Şubat 1991)

Şimdi içimizden hangimiz  "Attila İlhan yanılıyor" diyebilir?

Tanzimat'tan bu yana bu ülkenin aydınları hep "teklemedi" mi? Tanzimat'ın meşhur "baba aydınları bugünün "AB yasaları" olan "Tanzimat Fermanı" nı "ilericilik / aydınlanma" diye anlamadılar mı? Şinası, Ziya Paşa; hatta Namık Kemal, Sadrazam Ali Paşa ile olan kişisel kavgaları nedeniyle soluğu nerede alıyorlardı ya Fransa' da ya İngiltere'de... Sonra bu üçünden biri "muhalif olmayacağız" sözüyle Ali Paşa izniyle yurda dönüyor, sonra kaçıyor, sonra bir diğeri aynı şeyi yapmıyor muydu? Bunlar, Osmanlıya karşı özerklik isteyen Mısır Hidivi'nden (M. Ali Paşa mıydı?) maaş almıyorlar mıydı, Osmanlı'ya muhalefet ettiklerinden dolayı? Ali Paşa'dan bile para isteyip Avrupa'da gazete çıkarmadılar mı?

Meşrutiyet aydınlarını hiç sormayın? Darbeyle iktidara gelen ilk onlar değil mi? İttihat Terakki adıyla örgütlenip koca Osmanlıyı bir on yılda batıranlar... Bizi olmadık bir savaşa sokanlar ? Sonra kaçacak delik arayanlar?

Bu dönemde yaşayıp tek farklı olan bir aydın var : MUSTAFA KEMAL...

Enver'in "Babıali Baskını" karşı çıkan, "ordu siyasete bulaşmasın" diyen, "Birinci Savaşa girmemize sonuna kadar direnen" hep o değil mi? (Bu anlattığım aydın tiplerinden biri bana yorum atmış, "Mustafa Kemal İttihatçıydı, Cumhuriyet'i İttihatçılardan temizlemek 2007 yılında AKP'ye nasip oldu." diye... O kadar miyop ki önünü dahi göremiyor, diye bunlara denir...)

Ya Mütareke aydınları ? Kendi aralarında İngiliz mandası mı olsun, Amerikan mandası mı diye tartışanlar. Mustafa Kemal ve arkadaşlarına "idam fermanı" çıkartanlar, "nerede bir millici /ulusalcı" görülürse öldürülmesi mubahtır diyenler? Az mı çekti Mustafa Kemal bu aydınlardan? Sıvas Kongresi'nde dahi "manda" isteyenlerdi bunlar...

Geldik mi Cumhuriyet aydınlarına ....

Ne görüyoruz, başta  Anadolu Savaşı Onbaşısı, Sultanahmet Mitingi Kahramanı Halide Edip Hanım, "İngiliz manda" sı istiyor. Gene Anadolu Savaşı'nın en büyük komutanlarından Kazım Karabekir Paşa, saltanatçı ve hilafetçi görünüyor. Anadolu Savaşı'nında Mustafa Kemal yanında yer alan İttihatçılar, Cumhuriyet'te Mustafa Kemal muhalifi kesiliyor, ona İzmir Suikastı düzenlemeye kalkıyorlar. Hep Mustafa Kemalci görünen İnönü parti (CHP) ve ülke yönetimini eline geçirince Cumhuriyeti "faşizan" bir rejime kaydırmaya çalışıyor... 1935 CHP kongresinde böylesi bir yönetimin ilk adımları atılıyor, Mustafa Kemal sonrası ise uygulamaya geçiriliyor.

Ülkemizde "Acılı Kuşak" diye anılan bir 1940 kuşağı var... İnönü diktası, bu kuşak aydınlarının (hemen hepsi sol Kemalist ) ömürlerinin yarısını hapislerde geçirtiyor... Bu  diktanın sevdiği aydınlar kimler, suya sabuna dokunmayan aydınlar. (Şiirde karşılığı GARİPÇİLER)

Bu arada hep dediğim gibi, KEMALİZM / ATATÜRKÇÜLÜK; "MUASIR MEDENİYET" / "BATICILIK"  yapılıyor. Bu ideoloji altında öyle bir aydın tipi ortaya çıkıyor ki sormayın... Hâlâ  etkisini sürdürüyor. (Anlatacağım, acele yok sayın okur)

Menderes Cumhuriyeti'nin, (aslında diktasının) İnönü Cumhuriyeti'nden pek farkı yok. İnönü Cumhuriyeti'nin tek bir yasasını değiştirmeden ülke yönetiyorlar... Sırtlarını büyük toprak ağalarına dayayarak. (Zaten toprak reformu kanuna karşı çıkarak CHP'den kopmuşlardı) Sonları mâlum... İnönücü Cumhuriyetçisi ordu, darbeyle onları iktidardan ediyor. Bu dönemin aydın tipi günümüz aydına pek benzer... İktidar yalakalığı, var olan koşullarını korumak, dinden imandan söz etmek, sanatta suya sabuna dokunmamak, (şiirde karşılığı İKİNCİ YENİ' dir)

1960 sonrası aydın, görünüşte SOL aydındır. Ama inanın İNÖNÜ SOLCUSU dur... 1960 anayasasının nisbî özgürlük ortamı içinde sol öğrenmiştir  bir parça da vallahi kendisi feodaldir, köylüdür... Türk sol aydınını köylü aydınlar ! ele geçirir bu dönemde. Uzun uzun anlattım ben bunu "Feodal Devrimci"  yazımda meraklısı okusun.. Şimdi  değinmeyeceğim.

Şiirde (genelde sanatta) söylem sözde SOL'dur  da bu kez iş "propaganda şiir" e dönmüştür. Öylesine böyledir ki Menderes diktası şairleri İKİNCİ YENİCİLER bile kendilerini aslında "sol" şair ilân etmek zorunda kalmış, hatta birçoğu "ben İkincilerden" değildim" demeye başlamıştır. Çünkü şiirleri gözden düşmüştür. Bireyci şairlerdir. Onları kimse okumamaktadır bu dönemde... Tekrar dirilmeleri için 71 darbesi özellikle 80 darbesi sonrası olacaktır...

Bu  sözde "SOL" aydın tipi de önce 71 , sonra 80 darbesiyle tasfiye  edilecek (bu aydın tipi bile emperyalizm ve ülkemizdeki temsilcileri tarafından "zararlı" görülmektedir. Oysa kendine bile faydası yoktur bu aydının, bırakın halka faydası olmasını...)

 "ÖZAL DÖNEMİ AYDINI"...

Artık tamamen çıkarcıdır, bencildir. Halk malk onu ilgilendirmez. O bir an önce "nasıl köşe dönerim" derdindedir. "AYDIN" olma vasfını çoktan yitirmiştir. Zaten halk umuru da değildir. O arabasını yenilemek, ev almak, yazlık almak peşindedir. Kendi gözünde halk, okumamış-cahil' dir. Eh, aralarında fark olmalıdır. Adlarına "liberal aydın" dediklerimiz bu dönemde türer... Düne kadar aç gezen gazeteciler villa sahibi olur... vs.

"GÜNÜMÜZ AYDINI"...

Nasıl "dönersem köşe dönerim" i Özal döneminden öğrendiğinden, adı "muhafazakâr" kendi "liberal" (nasıl oluyorsa işte) AKP iktidarına yanaşmaları pek kolay olmuştur. İktidar da bunları pek güzel kullanmıştır. Adına "Kemalizm" dedikleri, aslında "İnönü Cumhuriyeti" yaptırımlarını, Kemalizm diye eleştirmiş, Kemalizm'i emperyalizmin emrettiği şekilde gözden düşürmek çabasına girişmişlerdir... Başarmışlar mıdır, bir  parça...

Peki  günümüzün SOL / ULUSALCI aydınları ?

Onu  bir başka yazıya  bırakayım, uzun  konu...

Antalya / Şubat 2013

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Menderes dönemi dikta dönemiydi, diyorsun, Mustafa Kemal dönemine toz kondurmuyorsun...Halbuki, bakıyoruz, Mustafa Kemal döneminde, suikast muikast bahaneleriyle tek celsede adamlar asılıyor; Menderes döneminde ise, Menderesin kendisi asılıyor!!! Bir tuhaflık yok mu bu iste usta!!

ali açıköz 
 10.02.2013 18:29
Cevap :
Mustafa Kemal'in astıkları eski ittihatçılar, dinciler, tarikatçılar, asker kaçakları, yağmacılar vs. (Bak istersen, Prof. Ergun Aybars - İstiklal Mahkemeleri - doçentlik tezidir.. ) Menderes'in asılması, olağanüstü yargılama(yargı bile değil) sonucu verilmiştir. Denizgillerin asılması gibi. Beni tanıyorsun Ali Bey; Ben Denizgillerin asılmasına karşı çıkıp Menderesgillerin asılmasını alkışlayan solculardan değilim. Her iki yargılamada da yargı dışında her şey vardır. Menderesgilleri asmışsak, düşünürüm de Erdoğan'ı ne yapacağız. Erdoğan'ın günahı Menderes'ten büyüktür...   11.02.2013 8:38
 

Bizim halkımıza "çarıklı erkanı" derler ya ...geçinenleri sulu dereye götürüp susuz getirirler..Vallahi,Mb'da ders gibi ders veriyorsun...Tarihimizi "akil" sığdırıverdin bi sayfaya ...."Şiir"e de dokunmadan da yapamıyorsun:) Sensiz buraları pek sessiz pek boş olurdu Ufuk Hocam ....

Nil ALAZ 
 10.02.2013 16:39
Cevap :
Yakında aşk yazmaya ve yemek tarifleri vermeye başlayacağım NİL. Bir de şöyle şiirler yazmaya : " bugün on bir şubat / yarına bakalım"... :))))) Saygılar, selamlar  11.02.2013 16:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 75
Toplam yorum
: 5150
Toplam mesaj
: 181
Ort. okunma sayısı
: 348
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

55 yaşında dershanelerden SSK emeklisi edebiyat öğretmeniyim... Aslen İzmirliyim... 95 yılından b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster