Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Temmuz '16

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
567
 

Ayhan Işık (Taçsız Kral)

Ayhan Işık (Taçsız Kral)
 

Sinemanın Taçsız Kralı Ayhan Işık'ın ölüm haberini Hürriyet gazetesinden öğrendim. 1979 yılı haziran ayının ortalarında; ortaokulu henüz bitirmiştim. Yaz tatilime başlamanın heyecanını buruk bir acı kesti.

Ayhan Işık ölmüştü, nasıl olurdu bu? Daha gencecikti. Ölüm yaşlı insanlar için değil miydi? Bu duygu ve düşüncelerle satır satır okuduğumu hatırlıyorum haberi. Ayhan Işık'ın gencecik olduğunu düşünüyordum, ama ondan sadece sekiz yaş küçük olan babam benim için yaşlıydı. Babalar çocuk kızlarının gözünde böyle görünüyor demek ki, yahut ben öyle görüyordum. Zaten bu ölümden sonra babamı kaybetme korkusu sarmıştı beni. Ya bir gün babam da ölür bizi yalnız bırakırsa diye yıllarca korktum.

 

Ayhan Işık'ı çok seviyordum, aşıktım ona. Haliyle ölüm haberi beni çok sarstı.

 

Bu sıcak yaz günlerinin serin akşamında evimde oturmuş bilgisayar ekranımda pürdikkat onu seyrederken bile, kalbim pırpır, içim titrek, gözlerim dopdoluydu. Tıpkı Üsküdar'daki Işık sinemasının yıllar önceki koltuğunda otururken olduğu gibi.

 

Nebil Özgentürk'ün televizyonda dokuz yıl süren Bir Yudum İnsan belgeselinin bir kısmını takım halinde Boyut Yayıncılık satışa sunmuştu. Bilmem kaç yılında kitap fuarında edindiğim bu takımı ara ara yerinden çıkartır seyrederim. Bayram televizyonunda NTV kanalında Nebahat Çehre ile yapılan söyleşide filmlerinden parçalar gösteriliyordu, Ayhan Işık çarptı gözüme, benim sevgili Ayhan Işık'ım.

Belgeseli tekrar seyretmek için sabırsızlanmama rağmen ancak bu akşam fırsat bulabildim.

 

Daha başlarken ekrandaki ağır ağır yürüme sahnesi bile onun farklılığını gösteriyordu.

Gerçekten çok farklıymış Ayhan Işık, sinemada bir çığır açmış. Türk sinemasının ilk yıldızı olmuş. Ondan önce jön kavramı yokmuş, yıldız hiç yokmuş.

Altı çocuklu bir ailenin sonuncusu olarak İzmir'de doğan sanatçı, babasını altı yaşında kaybedince eğitim hayatını çalışarak sürdürmüş. Az biraz İzmir'de, sonra İstanbul'daki ağabeyinin yanında. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde dönem arkadaşları arasında Zeki Müren, Semih Balcıoğlu ve Günseli Başar varmış. Akademi'de Bedri Rahmi Eyüboğlu'ndan resim dersleri almış. Sinemaya adım atmadan önce Bab-ı Âli'de çizgi roman yaparak para kazanmış.

Bir dergide açılan artist yarışmasında Belgin Doruk ile birlikte birincilik kazanınca artık resmi bırakmış, ancak akademiye de devam edip mezun olmayı başarmış. (Belgin Doruk da benim için ayrı yeri olan gerçekten hanımefendi bir aktristir.)

 

İlk filmlerinden itibaren yapımcıların alışık olmadığı bir profesyonellik sergileyip kendi kurallarını koymuş. Öncelikle çok dakikmış, arkadaşları ve sinema yapımcı ile yönetmenler onun kadar dakik bir aktör görmediklerini söylüyorlar. Sete saatinden en az beş dakika önceden gelirmiş. Daha ilk filminde diğer aktörler film başına 600-700 lira alırken Ayhan Işık 1.500 lirayı kabul ettirmiş.

Bu para işinde halkın onu çok sevmesi ve yaptığı filmlerin çok iyi iş yapması gösterilse de düzgün fiziğinin, efendiliğinin de etkili olduğu söyleniyor. Ben de öyle düşünüyorum.

Halk onu o kadar çok severmiş ki, perdede dayak yemesine dayanamazmış. Bir keresinde yönetmen bunu dikkate almayıp filmin bir sahnesinde esaslı dövdürtmüş Ayhan Işık'ı. Filmin vizyona girdiği ilk gün sinemalarda kuyruklar oluşmuşken, ikinci gün sinek avlanmış. Bunun üzerine yönetmen dövüş sahnelerini tekrar çekmiş ve Ayhan Işık adamları bir güzel pataklamış. İnanılmaz, yeni çekilen sahnelerle tekrar vizyona giren film gişe rekorları kırmış. Ne kadar ilginç halkımız var değil mi?

 

Köyden kente göçün en yoğun olduğu 50'li 60'lı yıllarda İstanbul'da umduğunu bulamayan, hayal kırıklıkları içindeki insanlar için bir ışık olmuş soyadı gibi. Perdeden "Ben de sizlerdendim." diye bakarmış, halk onun bakışından bu mesajı alırmış.

 

Sinema sektörüne can getirdiği gibi, sinema emekçileri için de örnek olmuş prensipleriyle. Özellikle yakın arkadaşlarından Suphi Kaner'in kötü çalışma şartları, yokluk ve vefasızlıktan intihar edişinden sonra bir takım kurallar koymuş.

Pazar günleri asla çalışmamış. Film oyuncularının gişede bilet bile satmak zorunda kaldığı galalara gitmeyi reddetmiş. Akşam çalışmalarına fazla ücret istemiş ve arkadaşlarına da bu konuda önayak olmuş.

O sıralarda yılda çekilen bir sürü film olmasına ve sinema sektörü altın çağını yaşamasına rağmen oyuncular hâlâ setlere minibüsle gider, kılık kıyafetlerini sokakta değiştirirlermiş. Bunların değişmesinden setlere kaliteli yemeklerin getirilmesine kadar bir sürü yeniliği başlatmış Ayhan Işık.

Starlık sadece görüntüyle olmuyor tabi.

 

Hollywood'a da gider 1959 yılında, şansını bir de orada denemek için, ancak yapamayıp geri döner. Sorulduğunda, "Orada benim gibi 5000 kişi sırada bekliyor, üstelik türlü türlü marifetleri var, bir çoğu anadili gibi İngilizce konuşuyor, yani bize orada ekmek yok." der.

 

Filmlerde eski İstanbul'u seyrettim bol bol. İnanılmaz yeşil bir İstanbul ve inanılmaz estetik bir şehir. Sahnelerdeki sahici karakterler, dürüstlük, nezaket, asalet. İnsanın gözü doluyor nereden nereye gelindiğini görünce.

 

Ve Sadri Alışık, Ayhan Işık'ın kadim dostu.

Sadri Alışık'ın hayatını anlatan bir kitapta okuyup öyle şaşırmıştım ki; Ayhan Işık'ı meğer ne çok, ama ne çok severmiş. Ölümünün ardından adeta kendinden geçip her gün hatta geceleri mezarına gitmek dahil çılgınca şeyler yapmış. Beni Ayhan Işık'ın yanına gömün ölünce diye vasiyet etmiş. Bir anlamda gerçekleşmiş vasiyeti; gittim gördüm, çok yakınlar birbirlerine.

 

Televizyonun gelmesiyle zayıflayan sinema sektörü seks furyasına dalmışken o bu furyaya katılmayı reddetmiş, Münir Nurettin Selçuk'tan ders alarak zamanın modasına uyup gazinoya çıkmış.

Daha sonra kendi film şirketini kurmuş, yabancı ortaklı filmler yapmış kısa süreliğine.

 

1979 yılının 16 haziran günü.

Evinin balkonunda güneşlenirken beyin kanaması geçirip üç gün komada kaldıktan sonra hayatını kaybediyor Ayhan Işık.

 

Cenazesi ne kadar kalabalıkmış. Şişli'den Zincirlikuyu'ya kadar insan seli oluşmuş adeta. Ben ilk kez Barış Manço'nun cenazesinde görmüştüm büyük kalabalığı. Meğer Ayhan Işık neredeyse daha kalabalık. Üstelik tabutunun üzerine de bir taç koymuşlar (!)

Cenazesindeki resimde her zamanki star bakışı, cool ama aynı zamanda mütevazı gülüşü.

 

Arkadaşları diyor ki:

'Bazı adamlar çok özel. Ayhan Işık onlardan biriydi. Onunla arkadaş olmak insana onur verirdi.'

Memduh Ün onu anlatırken dayanamayıp ağlıyordu.

Türkan Şoray, bu dünya güzeli adamın karşısında her zaman nasıl heyecandan titrediğini; cenazesinin olduğu gün hastaneden çıkarılmadan önce kimse yokken, tesadüfen içeri girip onun beyaz çarşaf altında yatan cansız bedenine bakıp şaşkınlık içinde kaldığını anlatıyordu.

 

 

Erken göçmesi belki de iyi oldu. Ben her şeyde bir hayır olduğuna inanırım, zirvedeydi, kraldı, hep öyle kaldı.

Krallar Ölmez isimli filmindeki gibi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bilgisayarın, televizyonun olmadığı zamanlardı. Ayhan Işık İsmail Abimizin de en sevdiği aktördü. Filmlerini izledikten sonra akşam da gelip küçücük kerpiç evimizde bize anlatırdı. Demeyi unuttum, memleket İstanbul değil, Van'dı. Emek Sineması ve Şehir Sineması adlı iki sinema hayal dünyalarını cilalamak isteyen erkeklere ve kadınlara türlü türlü seçenekler sunardı. Ayhan Işık, Sadri Alışık, Ahmet Tarık Tekçe, Nubar Terziyan, Kenan Pars, Mürüvvet Sim, Öztürk Serengil, Vahi Öz, Danyal Topatan, Erol Taş, Hayati Hamzaoğlu, Sami Hazinses, Belgin Doruk, Suzan Avcı, Nuri Sesigüzel, Yıldıray Çınar, Türkan Şoray, Fatma Girik, Aliye Rona, Ali Şen, Tamer Yiğit, Göksel Arsoy, Hülya Koçyiğit, Reha Yurdakul, Cevat Kurtuluş, Turgut Özatay...Ben niye saymaya başladım şimdi bunları? Hem bir bunlar değildi ki. Dünya kadar sinema emekçisi vardı o zamanlar da. Ayhan Işık gerçekten özel biriydi. Filmler siyah beyazdı ama hayal dünyalarımız renkliydi.. Elinize, yüreğinize sağlık.

Şahbettin Uluat 
 14.07.2016 15:40
Cevap :
Şahbettin bey çok teşekkürler. Selamlar  14.07.2016 17:08
 

Neredeyse iki haftadır Ayha Işık hakkında bir blog yazmak için bekliyordum, hatta internetten birkaç siteden hatırı sayılır bilgi de toplamıştım. Adı da belliydi: "Kral". Olsun, yine yazacağım ama Ayhan Işık'ı benim kadar seven bir kişiyi daha görmek beni çok mutlu etti. Ne kadar sıradışı bir insan, müthiş bir oyuncu ve karizmatik bir kişiymiş ve ne denli derin bir iz bırakmış bizde. Beni bu kadar çok etkilemiş birisi sanıyorum yoktur. Sevdiğim başka oyuncular, santçılar var elbette: Kemal Sunal, Müşfik Kenter gibi. Ama beni bu denli etkileyen çok az kişi vardır: Michael Landon, Robin Williams bunlara örnektir. Ayhan Işık en az onlar kadar sevdiğim ancak diğer yandan çok da hayran olduğum bir insandı. Ben kolay kolay hayran olamam birine. Çok doğal, duygusal bir yazı, etkilenmemek elde değil. Selamlar, saygılar.

Güz Özlemi 
 14.07.2016 13:46
Cevap :
Çok teşekkür ederim. Yazınızı bekliyorum. Selamlar.  14.07.2016 17:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 314
Toplam yorum
: 619
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1084
Kayıt tarihi
: 07.08.11
 
 

Üsküdar İstanbul doğumluyum ve halen burada yaşıyorum. Okumak, yazmak ve seyahat etmeyi çok seviy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster