Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Nisan '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
455
 

Ayıkla pirincin taşını

Ayıkla pirincin taşını
 

İşte dilin kemiği yok, yeri geliyor tutamıyor insan dilini. Herkes kalbindekini, içindekini doğru anlatamaz. Yanlış laflar ederiz hepimiz. Etmiyorsak zaten nasıl insan olabiliriz?..

Türkiye'nin her gündemi meşgul malumunuz: pirinç aldı başını gitti, makarna fiyatları bile iki katına çıktı, yeni haberler geliyor, hayvancılık bitiş noktasındaymış et bulmak zordan da zor hale gelecekmiş.. Ama ne ekonomik çöküş umrunda kimsenin, ne çocuklarımıza doğru dürüst bir gelecek bırakamayışımız.. Aysun Kayacı'nın lafı elde kalmayan pirinçten de, vücudu yanık içinde hastane kapısında bekletilen çocuktan da, ülkede dibe vurmuş tarım ve hayvancılıktan da önemli. O kadar önemli ki, benim çocukluğumda ders kitaplarında tahıl ambarı olarak gösterilen Konya Ovası kendi haline ağlıyor, kimsenin umrunda değil. Kendimizi kandırmayalım, biz toplum olarak uğraşacak pek önemsiz şeyler bulmaya meraklıyız.

Bu kızımız "dağdaki çobanla kendi oyunun eşit sayılamayacağını" söyledi. Ülkede eşitliğin olduğu tek alanın "oy vermek" olduğunu bilmeksizin. Dağdaki çobanın zengin bir iş adamıyla aynı çember içinde olduğu tek alanın o dikdörtgen sandık olduğunun bilincinde olmadan. Eğitim, sağlık, yaşam standartı gibi pek çok konuda en yukardakiyle en aşağıdakinin arasında uçurumlar olduğunun, bu uçurumun sadece o oy sandığında asgari düzeye indiğinin, eşitlikçi bir demokrasi sürecinin işlediğinin ayırdında mıydı? Değildi belki. O an aklına geldi, söyledi. Peki o söyledi de, bu ülkenin entellektüel geçinen çok sayıdaki şahsının bu kıza doğruları anlatmak, nasihat vermek yerine, "zeka seviyesinden tutun da, akşam yemeği tekliflerine" varıncaya kadar ağız birliği etmişcesine kızcağızı bir toplum dışılık sürecine itmeye ne hakkı vardı? Dilin kemiğinin olmadığının bilindiği güzel yurdumda Aysun Kayacı ilgisizliğinin belki de gözlem yeteneğinin dar oluşunun yarattığı kaygıyla, bir iki saniyede aklına üşüşmüş soruyu gündeme getirirken; sert üslup kullanmaya meraklı pek çoklarından daha kibar değil miydi?.. Eleştirmekle aşağılamak arasındaki farkı yurdumun önde gelen gazete-kitap yazarlarının anlayamayışı ne büyük kayıp, ne kadar yazık..

Geçer dostlar, bu da unutulur.. Bu da katlanır, üstü kapatılır sessizce. Siz pirinçten haber verin. Sahi ne olacak bu tarımın hali, TMO önünde 1960'ların kuyruklarının başladığı şu günlerde. Üstünü açıp bakmamız gereken asıl gerçek işte budur.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1111
Kayıt tarihi
: 12.06.07
 
 

Doğma büyüme Ankaralı, tiyatro, sinema, spor, olmadan yaşayamayan, tasarıma meraklı, fanatik bir Fen..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster