Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ocak '11

 
Kategori
Uzay
Okunma Sayısı
14282
 

Ayın adı ne?

Ayın adı ne?
 

Siz ne kadar farkındasınız bilmem ama ben o her gözüme takıldığında çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum.

Hatta daha da ileri gideyim, onu alelade, değersiz, hatta gereksizmişçesine ihmal etmemizi ve yok saymamızı bir israf, bir kadirbilmezlik gibi algılıyorum bazen. Ay’a değil, bize yazık onun farkında olmamak, baksanıza gökyüzünde asılı duran ve vahşi göktaşı çarpmalarını dahi dantel işlemeleri gibi kraterlere çevirmiş bembeyaz güzeller güzeli cisme!

O size kendini fark ettirmek için safhadan safhaya giriyor, her 28 günde bir yeni bir çevrim ile sahne açıyor, siz kafanızı çevirip bir gülümsemiyorsunuz bile. O, inceliyor, kayboluyor ama dakika şaşmıyor tekrar görünmek için, o kadar dakik ki insanlar asırlarca onu kullandılar zaman ölçümü olarak, ve hatta ibadetlerini dahi ona endekslediler.

O ise tüm bu dakikliğine, güvenilirliğine ve güzelliğine karşılık, yüzünün sadece bir tarafını gösteriyor bize.. bunu bilmiyor muydunuz yoksa?Evet, Ay’ın sadece bir yüzünü görürüz hep. Diğer yüzünü ilk defa 1968’de Apollo 8’i oraya gönderdiğimizde gördük(*)

Bu olay, iki gök cismi arasında müthiş ve mucizevi bir harmoni demektir. Düşünsenize bir gezegenin etrafında dönen bu boyutta bir uydu, gözlerini o gezegene dikmişçesine, ona taparmışçasına yüzünü başka hiç bir tarafa çevirmiyor.

Dünya ise hiç oralı değil, uydu ondan gözünü ayırmadan etrafında bir kez dönene kadar yirmisekiz kez etrafı kolaçan ediyor. Tamam, bu bir mucize değil ama, basit ve anlamsız bir şey de değil; bir mesajı, bir açıklaması olmalı bu durumun.. var da.

Ayın Dünyaya hep aynı yüzü göstermesinin nedeni, onun bir zamanlar dünyaya ait bir parça olması. Nasıl ayrılmış, ne zaman ayrılmış bunları kesin olarak bilmiyoruz, ama o kadar büyük bir kütle bünyeden ayrıldığı halde hem Dünya hem de Ay hala bu kadar mükemmel birer küre ise, bu kopma Dünyamız henüz tam katılaşmamış bir lav topu halinde iken gerçekleşmiş olmalı.

Böyle bir kopma da durduk yerde oluşmaz, o da muhtemel büyük bir çarpışma sonucu gerçekleşmiş olsa gerek. Böylesi bir çarpışma bugün olsa bırakın üzerindeki yaşamı, Dünya paramparça olabilir.

Şu da ilginçtir, Ay yüzeyinde yaşıyor olsanız Dünyayı gökyüzünde hep aynı moktada görürdünüz. Dünyada tüm gök cisimleri her gün doğudan yükselip batıdan kaybolur, ayda aynı çevrim bir ay gününde yani 28 dünya gününde, tamamlanır.. 28 günde her şey, güneş, gezegenler, yıldızlar doğar, batar, yeniden doğar.. bir tek gök cismi hariç: Dünya gökyüzünde hep aynı yerdedir.

Türkçemizde Ay, aynı zamanda gezegen uydusu anlamına da geliyor. Yani biz Türkler ona özel bir isim vermeyi bile çok görmüşüz.

Bir kediniz olup onu “kedi” diye çağırmak gibi bir şey bu.

Örneğin İngilizcede ay “Moon” iken, Dünya’nın ayı “Luna”dır. Tıpkı bunun gibi, Güneş de “sun” iken, bizim Güneşimizin adı “Sol”dur. Evren güneşlerle doludur, bizimkinin özel bir adı olması çok mantıklı değil mi?

Satürn’ün yedi, Jüpiter’in sekiz ayı olup hepsinin farklı adları var. Konuya bu açıdan bakarsanız Ay’lara isim vermenin önemi anlaşılır. Bu yüzden İngilizcede ay ve güneş tutulması Lunar ve Solar Eclips olarak bilinir.

Bundan ibaret değil Ay, yani sadece yörüngeden, manzarasından ibaret değil Ay’ı ilginç kılan.

Ay’ın ve özellikle dolunay’ın insan duygularına etkisi olduğu da söylenir. Kurt Adam hikayelerini kast etmiyorum, onlar son birkaç yüzyılın kurgu hikayelerinden ibarettir. Bazıları, Ay ile duygularımız arasında bir ilişki kurarlar ve Ayın, özellikle de dolunayın romantizmi arttırdığını söylerler.

Sevdiğinizle gün ışığında, gece karanlığunda veya mehtap ışığında karşı karşıya olduğunuzu hayal edip hangisinin daha romantik olduğunu düşünürseniz ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız belki. Bu da Ay’a mı mal edilir, yoksa loş ışığa mı bunun kararını size bırakıyorum.

Şimdi dikkatimi çekti, biz de batılılardan farklı olarak dolunay’ı ve onun ışığını özel bir ad ile taçlandırmışız; “mehtap”, ne güzel değil mi?

Hoş, mehtap da Türkçe kökenli bir kelime değil, Farsça ama olsun, bizim kültürümüze de mal olmuş bir şey. Benimsediysek, ona ihtiyaç duymuşuz demektir. Luna’ya ise duymamışız bu ihtiyacı. Bence burada da görmemiz gereken sosyolojik bir mesaj var. (**)

Ay’ın insan psikolojisi üzerindeki etkisi bu romantizmden ibaret değil aslında. Batı ülkelerinde, dolunay’ın bazı insanlardaki “dengesizlikleri” körüklediği yaygın bir şehir efsanesidir, hatta pek çok insan buna inanır. Saldırganlıkları körüklediği, suç ve cinayetleri arttırdığı düşünülür. “Lunatik” tabiri bunun göstergesidir ve “kaçık” demektir. Olasıdır ki kurt adam hikayelerinin altyapısında bu hurafe vardır.

Ayın duygulardaki bu etkilerine inananları, yani bu kadarcık metafizik fantaziyi hoş görün lütfen. İnsanların karakter ve kaderini, doğdukları anda yıldızların gökyüzündeki pozisyonuna ilişkilendirenler var. Bunlara kıyasla loş dolunay ışığının psikolojimiz üzerindeki etkisi çok daha kabul edilebilir ve rasyoneldir sanırım.

Ne mutlu bize ki böylesi ilginç ve güzel bir şey gökyüzümüzü süslüyor.

(*) Bu olayı “Gönderdik, öğrendik” diye sahiplenişim, ya da ona dahil oluşum ne kadar doğru bilmiyorum. Bu olayı gerçekleştirenler için “Amerikalılar”, “Hıristiyanlar” veya “Hıristiyan Amerikalılar” tabirini kullanmak daha doğru olabilirdi belki. Çünkü onlar Noel arifesine rasltayan fakat “dünyalılar” adına çok önemli olan bu misyon sırasında uzaydan gerçekleşen TV yayınında İncilden ayetler okuyarak bence müthiş dar ve şöven bir kafa yapısı sergilemişlerdi. Bunu, projedeki bilim adamlarının bu şekilde planladığını sanmıyorum. Bu olay, o gün ABD’deki politik iradenin reddedilmesi kolay olmayan bir talebiydi belki. Belki de halkına ve yönetimine hoş görünmek isteyen bazı bürokratların işgüzarlığıydı. Sonuç olarak, böyle bir olay nedeniyle ABD’yi ve tüm Amerikalıları itham etmek bizi de benzer bir dar kafalılığa götürebilir.

(**) Ben burada şöyle bir mesaj görüyorum: dil, ihtiyaçlara ve gerekliliklere göre şekillenen dinamik bir olgudur. Geçmişte, gökyüzündeki cisimleri kesin ayırd edici tarzda adlandırmadıysak, bunu umursamadıysak, bu hem gökyüzüne yüksek bir ilgi duymuyoruz anlamına gelir, hem de olaylara ve evrene yaklaşım sistematiğimizi sorgulamamız gerektiğini bize gösterir. Bu sadece akademik veya bilimsel bir sorun değildir.. düşünce ve davranışlarımıza etki eder. Bu etki günlük yaşamdan, üst düzey bilim ve hukuk ortamlarına kadar kendini gösterir. Aslında yanlışlık Ay’a adını verdiğimiz zaman yapılmadı, orada bir sorun yok. Çünkü Ayın farkına varıp ona isim verdiğimizde, üstünde olduğumuz şeyin bir gezegen, yukarıda görünen beyaz şeyin de onun uydusu olduğunu bilmiyorduk ki. Ama 500 yıl önce artık bunun farkına varıldı ve biz özel isim Ay ile cins isim ay’ı birbirinden ayırmayı umursamadık.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 181
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 2001
Kayıt tarihi
: 28.06.06
 
 

İnsanın kendini anlatması zor, gereksiz de! Yaptığı işlere bakmak yeter, ne gerek var fazla i..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster