Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Kasım '17

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
363
 

Ayla

Ayla
 

Türk sinemasından yine güzel bir sinema filmi. Adı AYLA. 1950’li yıllarda Kore’ye savaşmak için gönderilen Türk askerlerinin hikâyelerini, Kore Gazilerinin oralarda yaşadıkları anılarını birçoğumuz defalarca duymuşuz ya da dinlemişizdir. Türk insanının duygu dolu yapısında Askerlik, kahramanlık, savaş, yokluk içinde mücadele hep vardır zaten. Bir de bu hikâyeyi güzel bir senarist, Çetin Tekindor, İsmail Hocaoğlu, Murat Yıldırım gibi oyuncuların yetenekleriyle birleştirirsen bir daha güzel yansıyor perdeye.

Uzun zamandır beni duygulandıran burnumun direklerini sızlatarak gözlerimi yaşartan film pek izlememiştim. Hele filmde Süleyman Astsubayın Maraşlı rolü, bir de İskenderun tren istasyonunun filmin içinde geçmesi bana ayrıca bir keyif verdi. Çünkü Maraşlıyım, çünkü İskenderun’da gençliğimin en güzel yılları geçti. 1999 Depreminden bahsediyor. Depremi Kocaeli’nde yaşadım. Bir de savaş gazilerinden birebir dinlediğim hikâyelerle bezenmiş bir geçmiş olursa işte böyle tadından yenmiyor.

Film bittikten sonra dışarı çıkarken pür dikkat film izlemekten karanlıktan ışığa çıkışta bekleyenlerin her çıkanın gözlerine bakması pek te şaşırtmıyor insanı. Çünkü her çıkanın büyük çoğunluğunun gözleri nemli çıkıyor.

Sadece filmlerde yaşarmıyor ki bunlar. Son günlerde yine şer odakları hep birden düğmeye basmışlar gibi saldırıya başlayan hainlerin pusularında şehit olan kınalı kuzucuklarımızın kaybı hem üzüntümüzü ikiye katlıyor, hem de nefret duygularımızı körüklerken yine buruk dolu acılardan katmerleşen yüreklerimizi sızlatıyor.

Dünya yaratılalı yeryüzüne gelen insanoğlunun içinden çıkan canavarların bitmek tükenmek bilmeyen egoist ve bencil ruh yapıları ile dünyada neredeyse 28 milyon çocuk savaş mağduru olarak dünyanın çeşitli yerlerinde yaşıyor. Bu çocuklar kırık kalpleri ile geleceğe umutları tükenmiş Annesiz, Babasız bir şekilde hayata tutunmaya çalışıyorlar. Her birinin dramı Kore’deki Süleyman Astsubayın savaşta kurtardığı minik yavru gibi.

Trump’ı, Putin’i şu an kendini demokratik insan hakları evrensel beyannamesinin hükümlerine göre insan kabul eder görünen, sonra canavara dönüşen yığınla devlet var. Bir taraftan gelişmişlikten bahsederken, sözüm ona bazı ülkeleri demokratikleştirmeye çalışırlarken, diğer taraftan insan ve kelle avcısı olup insanlığı katlediyorlar. Gezegenimizde her yüz yılda bir dengeleri değiştiren hamlelerle soğuk savaş ve sıcak savaş çığırtkanları ellerinde renkleri ve şekilleri her an değişen bayraklarla körlemesine savaşıyorlar. Her tarafı yakıp yıktıktan sonrada demokrasi havarisi kesilerek yeniden lego misali uydu devletçikleri kuruyorlar. Masanın etrafında kimi zaman okey dönüyorlar, kimi zaman çift okeye dönüyorlar istedikleri gibi.

Peki!... Biz dünyanın neresindeyiz diye kendime sorduğum zaman cevabını bulamıyorum. Acaba Dünyanın hızlı dönmesinden mi bilmem başım dönüyor. Her gün yeni bir kavga, her gün yeni bir oyalama gündemi.

Biz Ülkemizde yaşayan her insanın hakkına, hukukuna saygı göstermediğimiz müddetçe hiçbir yere gelemeyiz diyorum NoKtA….

Kalın sağlıcakla…

03.11.2017 Adil Bozkurt

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 75
Toplam yorum
: 128
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 325
Kayıt tarihi
: 10.11.17
 
 

 ÖNSÖZ: Ben ne uyak bilirim ne bir kafiye/ Yarım asırlık ömrüm geçti nafile/ İçimden geçenler hep..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster