Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ekim '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1887
 

AYM'nin 5.6.2008 tarih, 2008/16 esas, 2008/116 karar sayılı iptal gerekçesi üzerine değerlendirme

AYM'nin 5.6.2008 tarih, 2008/16 esas, 2008/116 karar sayılı iptal gerekçesi üzerine değerlendirme
 

İşte yasaklanan şey!


Anayasa Mahkemesi, TBMM'nin üniversitelerde okuyan kızların başörtüsü takmalarına izin veren Anayasa'nın 10. ve 42. maddelerindeki değişikliği iptal kararının gerekçesini yayınladı.

Doğrusu Mahkeme bu tavrıyla Anayasa'yı açıkça çiğnemiş oldu. Çünkü kullandığı yetkiyi anayasadan değil kendisinden aldı. Hudutlarını aşarak, bir anayasa değişikliğinin önce yürütmesini durdurdu, sonra da onu esastan denetleyip iptal etti. (1)

Halbuki aynı mahkeme daha bir yıl önce, cumhurbaşkanını halkın seçmesiyle ilgili yasanın iptali başvurusunu "kendisini, sadece şekil yönünden denetleme yetkisiyle sınırlayıp" reddetmişti. Esasa girmeye gerek görmemişti.

Çünkü arkasında, hala dumanı tüten ve yüce mahkemenin kariyeriyle uyuşmayan ayıplı bir 367 kararı sırıtıyordu. Esasen mezkur yasayı iptal etmek işten bile değildi de muhtemelen, ardarda günah işleyerek, kamuoyunda daha fazla infial yaratmak istememişti.

Mahkeme pekala, halk oyuyla seçilen meclisin yaptığı yasayı rejim için tehlikeli gördüğü gibi, halkın seçeceği cumhurbaşkanını da aynı biçimde değerlendirebilirdi. "Belirtilen nedenlerle, bu anayasa değişikliğinin esastan iptaline..." diye bir karara varabilirdi. Onları tutan mı var!

Bir mahkemenin benzer iki durumda birbiriyle çelişen kararlar vermesi (yargı bağımsızlığı, hukuk ve adalet ilkeleri açısından) sorunludur. Anayasanın ilgili maddelerine baktığımızda bu mahkeme kararının, kerametinin kendinden menkul olduğu şüpheye mahal bırakmayacak kadar açıktır.

Mezkur mahkemenin, resmi zihniyetin fikirine uymayan veya hayatı, dominant ideolojiden farklı yorumlayan meclis tasarrufları hakkında verdiği karaların hemen tamamı bu şekildedir. Daha önceki parti kapatma ve türban yasağı kararları bunun en açık örneğidir.

AYM 1971 yılında, 1961 anayasasında yapılan değişiklikleri iptal edince, meclis bunu yasamaya müdahale saymış ve mahkemenin yetkisini, "şekil denetimiyle" sınırlamıştır. Fakat Başkan Haşim Kılıç'ın karşı oy yazısında da belirttiği gibi mahkeme, "1975 yılından başlayarak Anayasa değişikliklerinin esastan denetimini, 'biçimin esas yönünden incelenmesi' adı altında sürdürmüştür." (2)

Bu karışıklığın önüne geçmek için 1982 anayasasında, "Anayasa Mahkemesi, anayasa değişikliklerini sadece şekil yönünden denetler" ibaresine açılım getirilmiştir. Şekil yönünden denetimin, "yasanın ivedilikle görüşülmeme şartına uyulup uyulmadığı, teklif ve yeterlilik çoğunluğunun bulunup bulunmadığıyla" sınırlı olduğu açıkça belirtilmiştir.(Anayasa m.148/2)

AYM ise, bunu ısrarla görmezden gelmektedir ve kendisinde bulunmayan bir yetkiyi nasıl kullandığını da şöyle izah etmektedir:

"Anayasa Mahkemesi, E. 1973/19, K.1975/87 sayı ve 5.04.1975 tarihli kararında ... Anayasa değişikliklerini teklif etmeyi düzenleyen Anayasa hükümlerinin ... birer şekil kuralı olduğunda kuşku bulunmadığı"na hükmetmiştir.

Görüldüğü üzere mahkeme, 1982 anayasasının 148/2 maddesiyle hükümsüz kalan 1975 tarihli kararında ısrar etmiştir ve buradan şu neticeye ulaşmıştır: "Ne var ki olayımızda, iptali istenen 5735 sayılı kanunun, 1. ve 2. nci maddelerin(deki) ... düzenlemelerin, Anayasanın 4 üncü maddesinde ifadesini bulan şekil kuralına aykırı olup olmadığının belirlenmesi ancak esasa girilerek yapılacak bir denetimle ... anlaşılabilecektir." (3)

Esasen bu ifade, " Ne yapalım, yetkimiz olmamasına rağmen, amacımıza ulaşmak için başka yol bulamıyoruz, " anlamına gelmektedir. Nikekim akabinde esastan girilip, şekilden çıkılmış ve görülen tehlike (lüzum) üzerine yasa değişikliği iptal edilmiştir.

Böylece Anayasa Mahkemesi, tüm kurumlarca sürekli vurgulanan "kuvvetler ayrılığı" ilkesini ve yürürlükteki anayasayı hiçe sayarak keyfi bir karara imza atmıştır. Yetkisini aşıp esastan denetim yaparak, yasa değişikliğinin, şekil yönünden anayasaya aykırı olduğu sonucuna varmıştır. Eğer gerçekten doğruyu aramıyorsanız, yorumla her yere ulaşabilirsiniz.

Bunu yaparken de dayanağı, anayasa ve yasalar değil, daha önceki kendi kararları olmuştur. Yani hem çalmış, hem söylemiş, hem de oynamıştır. Bunlar, (E. 1973/19, K.1975/87 sayı ve 5.04.1975 tarihli, E.1989/1, K.1989/12 tarih ve 07.03.1989 ve E.1990/36, K.1991/8 sayı ve 09.04.1991 tarihli) kararlarıdır. (4)

Bu milletin kadınlarının %65 ten fazlası başörtülü ise; bu kadim bir gelenek ise; vatandaşa, "dinininle alakanı kes" demek "laik demokrasi" açısından mümkün değilse; verilen karar açıkça anayasaya aykırı ise; devletin en üst yargı kurumu olan Anayasa Mahkemesi'nin bu realiteyi yoksaymak için gerekçeli karar adı altında sayfalar dolusu cümle döktürmesinin hiç bir anlamı yoktur.

Bu ülkede başörtüsü, provokasyon ve tahrikten önce, asla problem olmamıştır. Başörtmek birilerine göre ayırımcılık ise, aksi de başka birilerine göre "aynı şey" olarak nitelenebilir. Açıklar arasında bir örtülü, "ayrımcılık yapmış oluyorsa" örtülülüler arasındaki bir açık ta aynı şeyi yapıyor demektir. Bundan kurtulmanın tek yolu, Çin'in bile unuttuğu Mao dönemine gidip tek tip kıyafet giymektir. Yani toplumsal hayatla kışlayı eşleştirmektir.

Acaba doğru ve geçerli olanın, "başı açmak" olduğuna kim karar vermiştir? Beşer üstü bir irade mi? Evetse hangisi? Eğer ben herhangi birilerinin öngördüğü gibi yaşamak zorundaysam, "T.C. nin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti" olmasının ne anlamı vardır? Ayrıca sokakta bir engele takılmayan başörtüsü, üniversiteye girince neden anayasanın bir çok maddesine aykırı olmaktadır. Bilen var mı?

Dürüst bir kanun adamı veya aklı başında bir fikir insanı bu karara, "hukukidir" diyemez. Derse gerçeği saptırmış, etik olmayan bir beyanda bulunmuş, daha açıkçası resmen yalan söylemiştir.

NOTLAR:
.......................................
Mahkeme, bu değişikliği dolayısı ile başörtüsünü, aşağıdaki nitelemeler bağlamında incelemiş ve anayasaya aykırı bulmuştur. Devletin temel normlarına tümden aykırı düşen bir şeyin, "aynı zamanda toplumun vazgeçilmezi oluşu" karamizaha konu edilesi bir durumdur!

AYM, Anayasa'nın 10. ve 42. madelerini değiştiren, "5735 sayılı Kanunun 1 ve 2 nci maddelerinin, Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hususlara aykırı olduğu görülmektedir:" demiş ve aykırılıkları şöyle sıralamıştır. 5735 sayılı kanunun 1 ve 2 nci maddeleri;

"a) ... Anayasa'nın 2 nci maddesinde belirtilen 'toplumun huzuru, millî dayanışma içinde' niteliğine, "

"b) ... Anayasa'nın 2 nci maddesinde belirtilen 'insan haklarına saygılı' niteliğine, "

c)... Anayasa'nın 2 nci maddesinde belirtilen 'Atatürk Milliyetçiliğine bağlı' niteliğine, "

d) ... Anayasa'nın 2 nci maddesinde belirtilen 'başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan' niteliğine" aykırı görmüştür.

.......................................

(1)- "MADDE 6/3- Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz."

"MADDE 148/1- Anayasa Mahkemesi, ... Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler.

148/2- Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, ... Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır."
..................................
(2-3-4)- Anayasa Mahkemesi'nin, "09.02.2008 tarih, 2008/16 esas ve 2008/116 sayılı, 09.02.2008 tarih ve 5735 sayılı anayasanın 10. ve 42 maddelerini değiştiren kanunu iptal eden gerekçeli kararından alınmıştır.


Resim: img466.imageshack.us/.../leyli03arminekml1.jpg

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Hüseyin Bey gerçekten tebrik ederim o kadar güzel dile getirmişsinizki...Bu ülkede herkesin demokrasiyi ve Cumhuriyeti anlayışı farklı biz boşuna seçmişiz 550 milletvekilini, bari Anayasa Mahkemesi üyelerini millet seçsin de Cumhuriyet rejimi ülkemizde gerçek anlamını bulmuş olsun...Kendilerini demokrat ya da Cumhuriyetçi zanneden partiler de isimlerinden D ve C harflerini kaldırsalar iyi olur...

ceyhun ozan 
 26.10.2008 23:06
Cevap :
Demokrasi veya cumhuriyet "halk iradesini temsil eder" ve genel anlamda insanların hayat, fikir, inanç, yaşam biçimi vs. gibi temel haklarını özgürce kullanabilmesinin teminatı sayılır. Bunu AYM'si üyeleri dahil herkes bilir. Eğer bilmek işimize gelmiyorsa, o zaman bin bir çeşit bahane uydurularak kendi ideolojimizi demokrasi diye yutturmaya kalkarız. Mesele budur. Selamlar.  28.10.2008 7:45
 

MADDE 1.– Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. MADDE 2.– Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir. MADDE 3.– Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. illî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır. MADDE 4.– Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez. Bunları söylerken bu 4. maddeyi de söyleyiniz.

Engin Şahin Karadeniz 
 25.10.2008 13:37
Cevap :
Eski yazılarıma göz atarsanız, söz konusu maddeleri okuduğumu, yazdığımı ve söylediğimi görebilirsiniz. Benim aklımın ermediği o maddeler değildir. Ünivesite eğitimi almış, şu kadar yıllık bilgi birikimi, devlet ve hayat tecrübesi olan bir grup insanın, kadınlarımızın % 65 inin taktığı başörtüsünü nasıl anayasaya aykırı görebildiğidir. O maddelerin hiç birinde türban yasağı olmadığına, "kanunda açıkça yazılı olmayan bir nedenle" kimse cezalandırılamayacağına göre, konuyla ilgili bu kadar laf etmek gereksiz bir tasarruftur. Aslında ne "yasak" vardır ne de tehlike! Hepsi bahanedir. Eğer böyle olacaksa, bir sürü kanuna ne gerek vardı? Onlar emreder, biz uyardık! Başörtüsünün bu maddelere aykırı olduğu savı, mahkeme üyelerinin ideolojik bakışından veya vehminden kaynaklanmaktadır. Yabancı hukukçular bu maddeleri okusalar, buradan kesinlikle, "örtü kaynaklı bir rejim tehlikesi" çıkaramazlar, türban yasağına da onay vermezler. Bunu ancak bizimkiler yapar. Selamlar.  28.10.2008 8:19
 

Bu karar yenir, yutulur cinsten değildir. AYM hukukn üstünlüğünü kabullenmiş hiçbir ülkede görülmeyecek bir karar almıştır. Konuyla ilgili, "Ana yasa yapıcılar.." başlıklı blogum yayın sırası bekliyor.. Selamlarımla..

ali açıköz 
 23.10.2008 22:18
Cevap :
Evet yani, olur da bu kadarı olmaz. Sıradan vatandaşın bile farkedebileceği kadar açığa düşmüş bir karar. Fikrinize katılıyorum. Yazınızı okuyacağım. Selamlar.  23.10.2008 22:41
 

Değerli Hüseyin Bey, Anayasa mahkemesi, milletin "demokratik devlet" özlemini de dikkate alarak, Hukukçunun üstünlüğünü! Millet Meclisin, kararının önüne alarak hem bir devrim! Yapmış, hem de yüce milletinin alınteri ve vergilerinin hakkını bihakkın vermiştir. Kararlarından dolayı tüm Anayasa Hahkemesi üyelerimizi kutluyor, böyle bir hayırlı karara dolaylı yoldan, onları seçerek destek veren sayın (eski) Cumhur-başkanlarımızı kutluyorum. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 23.10.2008 19:45
Cevap :
Değerli Canmehmet: Eh, ben de laik hassasiyet taşıyan bu ulusal yorumunuza katılıyorum! Selamlarımı ve iyi dileklerimi iletirim.  23.10.2008 20:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 698
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster