Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Şubat '14

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
1840
 

Ayna mı kırdın? Yandın, yedi yıl felekten çekeceğin var!

Ayna mı kırdın? Yandın, yedi yıl felekten çekeceğin var!
 

kırık ayna parçaları


Benim ayna ile olan muhabbetim; çocukluğuma damgasını vurmuş şu hikâye ile başlar.

Kral’ın yeni eşi çok güzeldir ama bir o kadar da kibirlidir, üstelik hiç bir kimsenin kendisinden daha güzel olabileceğini kabul edemez.  Bu nedenle de sık sık aynasının karşısına geçip sorar: 

“Ayna ayna  söyle bana; var mı benden güzeli bu dünyada?”
Ayna hep hep aynı cevabı verir:

“Yok kraliçem, siz dünyanın en güzel insanısınız”

 

İlk aynaya bakışımı hatırlamam mümkün değil elbette! Aynanın benim hayatımdaki izi çocukluğumdaki Pamuk Prensesteki kötü kalpli üvey anne ile olmuştur. Sonrasında yavaş değil hızlıca büyümem, kendimi aynada farketmem ile süre gelmiştir. Biz bayanlar erkeklerden daha ziyade ayna ile haşır neşir oluruz. Makyajımız zaten bayağı bir zamanımızı alır. Bazen küçük bir el aynası ile makyajımızı kontrol ederken!

Birden ayna elimizden kayarsa, yere düşerse, paramparça olur ise!

Eyvah!

Neden eyvah dediğimi bilmiyorum. Bildiğim aynanın kırılmasının uğursuzluk getirdiği! Çocukluğumuzdan itibaren ciddi olarak önemsediğimiz bir şeydir ayna kırmamak telaşı.

“Dikkat et kızım aman ayna kırılmasın, uğursuzluk getirir.”

Üstelik benim annem eğitimli, çalışan bir kadın olmasına rağmen böyle söylerdi. Bu belki bir batıl inançtı ama içime yerleşmişti. Ha diyeceksiniz ki:

“Peki şimdilerde bu inanç yok mu? Aynanın kırılmasına kimse aldırmıyor mu?”

Bence aldırmıyor, yada belki! Yok canım dikkat ediliyor. Helede genç kızların mutlaka dikkat ettiklerini sanıyorum. Onlara da anneleri yada anneanneleri, babaanneleri:
“Aman kızım dikkat et, aynayı düşürür kırarsan yedi yıl evlenemezsin kısmetin kapanır.”

Haydaa, bu nereden çıktı?

Bu maalesef eskilerden çıktı. Ta eskilerden, çok eskilerden…

 

Ayna kırılması uğursuz getirir denilmesi, eski batıl inançlarında bile var. Öyleki ilk çağ insanında bile bu inanış varmış. O zamanlar ayna yok, insanlar akislerini su birikintilerinde, göllerde yani durgun sularda görüyorlarmış. Kimbilir ilk başlarda görenler sudaki görüntüyü ne sanmışlardır? Antik tarihlerde bu konu ile ilgili bir çok anlatı var. Suda aksini görüp kendine âşık olanda var, suda bir başkasının aksini görüp ona âşık olanda. Bilmemek ne kötü bir şey!

Tabi birde şöyle anlatılar var; suda kendini gören kişi, ruhunun suya aksettiğini sanırmış. Kendini izlerken mutlu ve gülümseyen bir yüzün aksi suya düştüğünden ruhunun huzurlu olduğuna inanırmış. Eğer birileri suyun dalgalanmasına, bulanmasına sebep olurlarsa onları kesinlikle düşman ilan ederlermiş. Ruhlarını huzursuz ettiklerine inanırlarmış.

 

Sonrasında cam kaplar yapılmış. Cam kapların içinde su varsa silüetiniz suda yansır. Yansıyan görüntünün ruhun yansıması olarak düşünmelerini sağlamış.

Burada oldukça enteresan bir şey var, üstelik benim konu başlığımla bağlantısı da var. Bu cam kaplar bir şekilde kırılabiliyorlar, kırılıyorlar. O zaman panik ve korku başlıyormuş. Yine eyvah! Sebebi ruhlarının parçalandığını düşünüyorlarmış.

En önemli ayrıntı; ruhun bir parçasının kendilerini terk ettiğine inanıyorlarmış.

Peki, bu terk ediş ne kadar sürüyormuş?

Onların düşüncesine göre yedi yıl. İşte ondandırki ayna kırılmasının uğursuzluğu yedi yıl sürer denilirmiş. Tabi bu yedi yıl olayı öyle birden bire ortaya atılmamış. Birinci yüzyılda Romalılar bu süreyi koymuşlar. Neden yedi yıl? Çünkü Romalılar hayatın her yedi yılda bir kendini yenilediğini sanıyorlarmış. Cam kırılıyor, ruh tahrip oluyor, yenilenme süresi yedi yıl!

15.yüzyılda Venedik’de, arkası gümüş kaplı, kolay kırılabilir aynalar yapılmış.

Bu aynalar hem çok pahallıymış hemde çok çabuk kırılıyorlarmış. Vay onları kıranların haline! Aynayı mı kırdın, yandın! Yedi yıl felekten çekeceğin var. Hele birde düşünün o dönemlerdesiniz, zengin bir konakta yada sarayda çalışıyorsunuz. Ayna kırdınız, eyvah! Şimdi size kimler acısın?

İyide bu cezanın bir çözümü yada bugünlerde kullandığımız deyimiyle bir oluru yokmuymuş? Olmazmı? Hemen yeni tedbirler alınmış. Aynanın kırılan parçalarını toplanıyormuş, ırmağa atıyorlar yada toprağa gömülüyormuş.

Bunu yapmalarının nedeni kötü şansın suda akıp gideceği, toprağın altında yok olacağıymış. Bu arada bir ayrıntı daha varmış, bu parçalara yani kırılanlara bakmamak gerekiyormuş. Mazallah bakıp kendini o kırıkların arasında görürsen o zaman ne olacak! Ruh paramparça artık seni yedi yıl filan kurtaramaz!

 

Şimdi gelelim bizlerinde bildiği eski zamanlarda uygulanan belki hala köylerimizde uygulamaya devam edilen bir ayrıntıya… Aynalara örtü örtmek!

Yatak odasındaki aynaya örtü örtüldüğü gibi, ölen birinin evindeki aynaya da örtü örtülürmüşki, ruh gökyüzüne çıkıncaya kadar hiçbir engelle karşılaşmasın.

 

Ayna ayna güzel ayna varmı başka mahiretlerin diyesi geliyor insanın. Evet, var. Aynalarla ilgili yazılacak çok şey var. Karanlıkta aynaya bakmayın derler, ayna kırmayın derler.

Birde Feng Shui var oda; ayna enerjiyi kat kat artırabilen bir sembol diyor.

Osmanlı’da özellikle bayanlara ayna hediye edilirmiş. Manasına gelince:

“Sana senden daha güzel bir hediye bulamadım.”

Ne kadarda iç açıcı ve güzel sözlerle hediye edilirmiş, yada o anlama geldiği bilinirmiş.

Bütün bunlara karşın ayna oldukça masum. O sadece:

Ayna, ışığın % 100'e yakın bir kısmını düzgün olarak yansıtan cilalı yüzey.

 

Biz yinede dikkat edelim, ayna kırmayalım derim, ne olur ne olmaz?

 

 

Nazan Şara Şatana

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1555
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4621
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster