Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mart '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
6300
 

Ayna

Ayna
 

Ayna; ışığı yansıtan, varlıkların görüntüsünü veren, cilâlı ve sırlı cam olarak sözlükte geçer. İnsanların çoğu günün önemli bir bölümünü karşısında geçirdiği aynaya nasıl bakmaktadır? Kılıfı mı görmektedirler, yoksa özü mü? Kaba mı özenirler, içindeki ruha mı? Maalesef çoğunluk şekille uğraşmakta, düşünmeden dış yüzeyle oyalanmak ile yetinmektedir.

Sokrates “ İnsanı öğrenelim, bilelim ve bilmeye de kendimizden başlayalım ” demiştir. İnsanın kendini tanıması, bilmesi kadar gelişmeye açık olması, bu yolda çaba sarf etmesi, öz eleştiri yapıp aksayan yönlerini düzeltmesi, kendini fikren ve ruhen geliştirmesi de gerekir. Aynayı kendimize tutmalıyız!

İbni Arabî’nin dediği gibi “ Senin Tanrın senin aynandır ve sen O’nun aynasısın. Ben sendeyim ve sen de bendesin. Benim kalbimin formu her şeyi kapsar, o Hıristiyan’ın manastırı, putperestin mabedi, gazellerin çayırı, hacıların Kabesi, Musa’nın kanununun altarı, sadıkların Kur’anıdır. Aşk benim imanımdır. ”

Aynadaki yüzleşme, gerçekten görme ve içe dönüş sonucu birey farklı konularda düşünceye dalar; kendi ile korkusuzca hesaplaşır. Gelişmeye ve olgunlaşmaya, bağlarından kurtulmaya başlar ve en önemlisi düşünmeye başlar. Düşüncelerinin tutsağı değil, düşünce sahibi olan birey için erdem, insanın kendini aşma gücüdür.

İnsanoğlu, çevresinde olup bitenlere bir adım geri atarak daha geniş çerçeveden bakmalıdır. Görmekteyiz ki, her şey birbirine zıt fakat aynı oranda da birinden ayrılmayan ve birbirini tamamlayan bir ikili düzen üzerine kurulmuştur. Gerçekleri oluşturan kavramların her biri karşıtını kendi içinde taşır. Her şey sürekli bir oluş ve yok oluş sürecindedir. Sıcak ve soğuk aynı şeylerdir, sadece titreşimin bir oranı, çeşidi ve biçimidir. Isının iki kutbudur. Madde ve ruhta aynı şeyin iki kutbundan başka bir şey değildir.

Birey bilmelidir ki, onun için bu yüce evrende kötü denilecek hiçbir şey yoktur. “Hayatın herhangi bir tersliği, bunu nasıl kullanacağını bildiği takdirde, onun gelişimine yönelik basamak oluşturur” . Bu dünyadan gitmek zorunda kalacağımız gün, arkamızda daha iyi bir dünya bırakmak, iyi insan olmuş olmaktan daha önemli olacaktır.

Kişi önce kendisine karşı dürüst olmalı aynada gördüğü eserinden memnun olup onu geliştirmeye, evrensel iyi, doğru ve güzele ulaşmada katkı yapmaya devam etmelidir. Yüzeyi kirli ve tozlu bir aynaya bakan kişi, kendi net ve berrak görüntüsünü görebilmek maksadıyla nasıl ki aynayı temizleyip, arındırması gerekiyorsa, insanoğlu da, kendi benliğini ve iç dünyasını arındırmada; özgür düşüncesiyle kendi dünyasındaki derinliklerine, aklı rehber edinen sezgilerimizin de yardımıyla inip, o gizli taşı ve cevheri bularak, kâmil insan olma yönünde ilerlemek mecburiyetindedir.

Aynada kendi ile objektif hesaplaşabilen birey, olduğundan fazlası gibi görünmeyecek, kendi olmuşluğunun bilincine varacaktır. Model, örnek kopyalamayacaktır. Gerçekten olmuşsa olacaktır. Kendinde olmayanları var göstermeyecektir. Başkalarının duymak istediklerini değil kendi hür fikrini söyleyecektir. O kendini fark eder ve varlığının kontrolünü eline geçirir. Böylece kendini bulan ve seçen insan “kendi gibi”, bunu başaramayan kitleler ise “herkes gibi” olur.

Birey kendi özüne indikçe gerçek benliğine kavuşur ve evrimini tamamlamak için devamlı değişim ve gelişim için uğraş verir. Düşünmek gerçeği aramak için birinci koşuldur. Düşünmek, bizi bilgiye götürecektir. Konfüçyüs’ün dediği gibi “Düşünmeden öğrenmek emek kaybıdır”.

Kendini keşfetme süreci yalnızca bir gerçekleşme ya da tamamlanma hali değil, aynı zamanda sürekli bir değişme ve gelişme durumudur. Gelişimde bir nokta yoktur, bir noktalı virgül bile hiçbir yerde yoktur... Devam eder ve devam eder, üretir ve ürettiğini paylaşır. Tüm bağımlılıklarının ötesine geçmiştir. Yaratmayı ve yarattıklarını paylaşmayı ister.

Evren ağacının parçalarına bakarsak kendisini göremeyiz; hâlbuki çekirdek evreni yansıtır. İlgilendiğimiz her nesne bir aynadır ve kişiyi yansıtır. Aziz Pavlus : “Kişi kendisini buzlu camlı bir aynada görüyor, yani etraftaki baskılar, kişilerin etkisi, kendisini yorumsuz görmesini engelliyor” der. Nasıl ki aynaya baktığımız zaman karşımızdan resmin göz bebeğinde kendi aksimizi görüyorsak bunun gibi şeklen Tanrı insanda aksetmiştir. Tanrı bu surette insanoğullarına görünüyor ve Tanrı’yı bilmek için insanın kendini bilmesi gerekiyor...

Ölüp Tanrı katına çıktığımızda, Yaratıcımız bize “Neden Mesih olmadın?” diye sormayacaktır. Tek soru: “Neden kendin olmadın?” olacaktır. İnsanların yaşamı tesadüfler sonucu oluşmaz; insanların yaşamı, onların davranışlarının yansımasından başka bir şey değildir. İnsanoğlu gözlerini açarken zihnini de açmalıdır.

Hz. Muhammed’e bir gün Ebubekir bakar bakar sonra dayanamayıp “ Ne güzel insansın ” der. Hz. Muhammed cevap olarak “ Haklısın ” der. Bir süre sonra biri öfkesini dile getirir, “ Ya Muhammed ne kadar itici ve çirkin bir insansın ” der. Hz. Muhammed ona da “ Haklısın ” der. Ebubekir bunun üzerine sorar; “ İkimiz iki zıt şey söyledik ama ikimize de haklısın dedin bu ne demek oluyor ?” Hz. Muhammed “ Ebubekir ben bir aynayım, herkes bana bakar ve kendinde olanı görür. Sen bende sende olan güzelliği gördün, o da kendinde olanı gördü ” der.

Nitsche der ki “ Kendini yenebildin mi? İsteklerine hâkim misin? Faziletlerinin efendisi misin? ” sorularına evet diyebilirsen gerçek bir insansın.

Zen Öğretisinde de öğretilmeye çalışılan şey çevremize, olaylara, olgulara, bütün alışkanlıkların, koşullanmaların, ön yargıların ve art niyetlerin üzerinden sanki ilk defa görüyormuş, ilk defa rastlıyormuşuz gibi heyecanla, şaşarak, yeni doğmuş bir çocuğun koşullanmamış bakışlarıyla... Hatta bu bile değil, Budistlerin sık sık kullandıkları bir deyimle söyleyecek olursak “doğmamış zihnimizle” bakmayı, görmeyi öğrenmek. Görenle görülen ikiliğinin ötesine geçerek gerçeği görmekle de yetinmeyip, gerçeği yaşamayı öğrenmek... Bu, aynı zamanda çok ihtiyacımız olan kıvancı da taşıyan bir yaşamı algılama şeklidir.

Bizi dünyanın en zor savaşı beklemekte, bu savaş içimizde. Gözümüzü içimize çevirdik, bilmeyi olmaya dönüştürüyoruz. Güç, bize gücün iki tarafının da bizde, kendimizde olduğunu idrak etme gücünü de vererek gönlümüzde, bizimle olsun.

Berk Yüksel

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İnsan insanı yalnızca insanda tanıyor... Sevgi ve Saygılarımla

H Hülya Tercan 
 24.08.2007 17:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 241
Toplam yorum
: 421
Toplam mesaj
: 122
Ort. okunma sayısı
: 31866
Kayıt tarihi
: 09.03.07
 
 

21 Aralık 1973, Ankara doğumludur. Lisans ve yüksek lisansını “İşletme” alanında yapmıştır. Araşt..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster