Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ocak '07

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
Okunma Sayısı
485
 

Aynanın arka yüzü

Aynanın arka yüzü
 

Geçtiğimiz Salı günü dünyanın üçüncü yüz transplantasyonu gerçekleştirildi. Bu Fransa’nın ikinci yüz transplantasyonuydu.

Eğer gündemi takip edenleriniz olduysa, gazetelerden ya da haber programlarından, 2005 yılında bir kadına yapılmıştı ilk yüz nakli. 38 yaşındaki kadının yüzü köpeği tarafından parçalanmıştı. Bunun sonucunda da burun, dudak ve çene nakledilmişti.

İkinci yüz nakli ise bunun ardından 2006 yılında Çin’de bir çiftçiye yapıldı. Onun da yüzünü bir ayı parçalamıştı. Beyin ölümü gerçekleşen bir donörden alınan dudak, çene ve burun, otuz yaşındaki Çinli Li Guoxing’e nakledilmişti.

Ve son olarak üçüncü nakil, yine bir erkeğe yapıldı Fransa’da. Yüzündeki tümörler yüzünden şekli bozulan organların yerine burun, ağız ve çene trasplantasyonu yapıldı.

Güzel olan yanları da var bu nakillerin ama benim için önemli olan aynanın arka yüzü.

Bu insanlar gibi daha pek çok insan var dünyada, aynı nedenlerden ya da farklı nedenlerden dolayı acı çeken. İnsanların arasına karışmaktan çekinen, belki hayata lanet okuyup neden benim başıma geldi diye yakınan, aynaların karşısına geçmeye korkan insanlar… Bu nakiller onlar için inanıyorum ki yeni bir ışık, yeni bir umut olacak.

Öbür taraftan bakıldığında yani aynanın arka yüzünde daha farklı çelişkiler var. Öncelikle bu bir doku nakli olduğu için vücut, yeni dokuyu kabul etmeyebilir. Yeni sinirler, nakil yapılan yüzde çalışmayabilir. Bunlara operasyondan önce hastanın çok iyi hazırlanması gerekir. Olumlu ve olumsuz yönleri hasta iyice sindirmeli.

Örneğin yeni bir yüzü hasta sindirebilecek mi? Yeni bir ağzı, dudağı, çeneyi ya da daha başkasını hasta kendinde görmeye alışabilecek mi? Eskiden bakamadığı aynalara artık bakabilecek mi? İnsanların arasına başı dik karışabilecek mi?

Bu çok zor bir süreç. Bu süreç belki de uzun yıllar alacak. Bu konuda sağlık ekiplerine, hastanın ailesine, arkadaşlarına ve hatta olayı dışarıdan seyreden bizlere bile çok önemli görevler düşecek.

Her zaman böyle insanların yanında olmalıyız, maddi yönünden çok manevi yönüyle. İnsan olmanın güzelliğini aşılayabilmeliyiz onlara. Yaşamanın ne kadar da güzel olduğunu gösterebilmeliyiz. Evet, başka insanların gözleriyle bakacaklar hayata, başkalarının yanaklarına doğru süzülecek belki de gözyaşları, kendilerine baktıklarında başkalarını görecekler, tanıyamayacaklar belki de ama ruh ölmedi ki! O bedenin içindeki ruh, ne kadar darbe alsa da ne kadar yaralansa da aynı ruh değil mi?

Benim tek dileğim, bu insanların, organlarını yitirmiş olsalar da sadece ve sadece ruhlarını yitirmemeleri.

resim: www.yenisafak.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Emel Hanım Merhaba yine önemli bir konu.yazınızda soru da cevabını bulmuş kısmen .insanoglu arayışlarını sürekli canlı tutmada ve araştırmada.samimi ve iyi niyetli her çaba ve dua cevap bulur.kendisi ile barışmak en önemlisi.birde en kötü olaydan kendimize mutlu yan çıkarmada gizli gibi.bedenimiz bizim giysimiz.asıl olan ve çare aranması gereken ruh halimiz.maddi ihtiyaçlarımız için çare arayan ve çırpınan insanoglu bunu kısmen başarmış.gelin ruhlara bakınız yalnız biçare ve perişan ve darmadagın.ikisi de önemli işin sırrı giyside degil iç te gizli kısa zamanda ulaşabilmek dilegiyle başarılar

ZEYBEK 
 27.01.2007 2:25
Cevap :
Değerli yorumlarınızla yine katkıda bulunduğunuz için gerçekten teşekkür ederim.Ruhlarımızın yalnız ve biçare olduğu görüşünüze sonuna dek katılıyorum.işin sırrına ulaşabilmek dileğiyle...  28.01.2007 16:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 77
Toplam yorum
: 284
Toplam mesaj
: 56
Ort. okunma sayısı
: 806
Kayıt tarihi
: 13.01.07
 
 

1979 Giresun doğumluyum. Kendimi bildim bileli kalabalığı sevmem. İnsanlara karşı mesafeliyimdir. He..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster