Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Haziran '10

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
576
 

Aynı dili konuşabilmektir önemli olan!

Aynı dili konuşabilmektir önemli olan!
 

Birkaç yüzyıl önce Papa bütün Yahudilerin Roma’yı terk etmeleri gerektiğine karar verir. Doğal olarak Yahudi toplumundan büyük bir tepki gelir. Bunun üzerine, Papa, Yahudi toplumundan önde gelen birisiyle karşılıklı dini bir müzakere yapmalarını önerir.

Yahudiler kazanırsa kalacaklar, Papa kazanırsa gidecekler. Yahudiler çaresiz kabul eder ve temsilci olarak Moiz’i seçerler. Ancak Moiz’in Papa ile aynı dili konuşamaması nedeniyle müzakere de konuşmak yerine sadece işaret dilinin kullanılmasını teklif ederler.

Papa kabul eder. Müzakere günü geldiğinde iki taraf karşılıklı yerlerini alırlar ve karşılıklı olarak bir süre bakıştıktan sonra Papa elini kaldırarak üç parmağını gösterir. Buna karşılık Moiz tek parmağını kaldırır.

Papa parmaklarını sallayarak başının etrafında çevirir. Moiz ise parmağıyla yeri işaret ederek oturduğu yeri gösterir.

Papa yanındaki çantadan bir parça ekmek ve şarap çıkartınca Moiz de bir elma çıkartır. Bunun üzerine Papa ayağa kalkarak: “Ben pes ediyorum, Yahudiler kalabilirler” der.

Müzakere sonrasında Papa’nın etrafına toplanan kardinaller Papa’ya ne olduğunu sorduklarında, Papa:
- Ben önce 3 parmağımı gösterip Kutsal Üçlüyü işaret ettim. Buna karşılık o bana tek parmağını gösterip her iki dinin de tek Tanrı’yı tanıdığını söyledi. Ben parmaklarımı sallayıp başımın etrafında çevirerek Tanrı’nın bizim etrafımızda olduğunu gösterdiğimde o da oturduğu yeri işaret ederek Tanrı’nın onların durduğu yerde de olduğunu işaret etti. Ben kutsal ekmek ve şarap çıkartıp Tanrı’nın bizim günahlarımızı bağışladığını göstermek istediğim zaman da hemen bir elma çıkartıp bana ilk günahı hatırlattı. Herifin her şeye bir cevabı var. Ne yapabilirdim ki?

Aynı sırada Yahudi cemaati de Moiz’in etrafını sarmış ona nasıl başardığını soruyorlardı. Moiz:
- Önce bana 3 parmağını gösterip 3 gün içinde burayı terk etmemizi istedi. Ben de ona bir tekimizin bile ayrılmayacağımızı söyledim. Sonra bütün şehrin Yahudilerden temizleneceğini söyledi. Ben de, hiç bir yere gitmeyip olduğumuz yerde kalacağımızı söyledim. ‘Sonra ne oldu’ diye kalabalık heyecanla sordu.

- Valla, sonrasını ben de pek anlamadım. Adam biraz hiddetlendi ve öğle yemeğini çıkarttı. Bunun üzerine ben de benimkini çıkarttım. Hepsi bu!..

Bu yazdığımı tabii ki hayal ürünü bir fıkra. Belki önceden duydunuz ya da ilk defa okudunuz. Önemli olan bu değil tabii. Dünyada ve ülkemizde yaşananlara bakınca, bunu yazma ihtiyacı hissettim. Hayatta önemli olanın, bizim neyi anlatmak istediğimizin değil de karşımızdakinin sözlerimizi nasıl anlayıp yorumladığı olduğunu, göstermekti amacım! Bu kısır döngüde ortaya çıkan neticenin kimin hayrına olduğu her zaman tartışma konusu olacakken, insanların neden aynı dili konuşmamakta ısrarcı olduklarını da asla anlayabilmiş değilim. Bir kesim, Gazze’de mahrumiyet içinde yaşayanlara yardım götürmek için canını ortaya koyarken, karşısındakiler de ‘teröristlere yardım için hareket edildiğini’ öne sürüp silahsız insanlara saldırmakta sakınca görmüyor. Kimileri gemide hayatını kaybedenlere ağıtlar yakıp olayı protesto ederken, kimileri de sınır ötesinden, hakkında fikir sahibi olmadığı yardım kuruluşunu eleştirip kaybedilen canları ve Gazze’deki mağdurları görmezden gelebiliyor. Aklıma Ahmet Kaya’nın dizeleri geliyor ister istemez: Ne varsa güzellikten yana… Bölüştüm, büyümüştüm. Bu ne yaman çelişki anne… Kurtlar sofrasına düştüm…

Kurtlar sofrasından uzak, herkesin kendi azığıyla yetinip barış içinde yaşayacağı bir düzen arzulamak hayalcilik mi acaba? Kim bilir, belki bir gün ‘ben’ demekte diretenler de ‘her canlının ölümü tadacağını’ hatırlayıp aynı dili konuşmaya başlarlar! Kim bilir, olmaz ya, belki kurtlar da kuzuların parçalanırken duyduğu acıyı hissedip, kuzulaşırlar… Kim bilir, belki insanlar ‘Babil’in Kulesi’nden inmeye karar verirler de herkes birbirinin meramını anlar… Kim bilir!..

Anibal Güleroğlu

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Cezaevleri aynı dili konuşan insanlarla dolu.

Necdet  
 08.06.2010 15:56
Cevap :
İnsanlar aynı dili, yani iyiliğin ve paylaşımın dilini, konuşsalardı emin olun cezaevine de gerek kalmazdı!  08.06.2010 16:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1189
Toplam yorum
: 259
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1558
Kayıt tarihi
: 10.04.10
 
 

İstanbul'da başlayan yaşamım, eski İstanbullu ailemden edindiğim kültürle gelişti. Birinciliklerl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster