Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Mart '07

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
1238
 

Ayrı dünyaların cinsiyetleriyiz

Ayrı dünyaların cinsiyetleriyiz
 

"Bir türlü anlaşamıyoruz "sözcükleri, her münakaşadan sonra beynimizde neden yankılanır?
"Benim ak dediğime kara, kara dediğime ak demek zorunda mı?
"Bir kere de anlayışlı olsun, uyumlu olsun bana hak versin" der dururuz olmayacağını bildiğimiz halde. 

Uyuşamamazlık günümüz kadın ve erkeğinin en önemli sorunlarındandır. Her zaman kendi gözlerimizle gördüğümüz dünyada yaşamasını isteriz eşimizin(veya sevgilimizin). Aynı tepkileri vermeli, aynı keyifleri almalı, aynı sorunları mesele etmeli. 

Mücadelemiz karşımızdakini kendimiz haline getirme çabasıdır. Kendim gibi bir sevgili. Aynı ben bir eş. Oysa ne kadar afaki bir aldanıştır bu. Boşuna zaman kaybı, emek harcayışı.
Farkında değiliz ayrı dünyaların cinsiyetleri olduğumuzun.
Ya da farkındayız da inanmak istemeyiz, kabullenmeyiz gerçeği. 

Birlikteliklerin ilk yılları; asaletli ilgi duymalar, ciddi tanıma arzusu, fedakar önem vermelerle geçer. Amacımız, karşımızdaki insana cezbedici bir portre çizip başarılı bir izlenim yarattıktan sonra etkilemek ve vazgeçilmez olmayı başarmaktır. Yaptıklarımız hep bu doğrultudadır, başka hiçbir şeyin önemi yoktur. 

"Alışkanlık mı, o da ne?
İki çift laf edemiyor muyuz gündem adına? Önemli değil.
Farklı kafa yapısına mı sahibiz? Değiştiririm" değerlendirmeleri, fiziksel çekim gücünün derinliklerinde etkisiz hale gelmiştir. 

Baştan çıkmanın ve çıkarmanın büyüsüne kapılmış yaşarken, gittikçe özel hayatlarımızın çizgisini aşmaya da başlarız. Yakınlaşma ve mahrem dünyayı paylaşma süreci başladığı andan itibaren beğenilmeye layık olmayan yönler bir bir gün ışığına çıkacaktır. En güzel elbiselerin sergilendiği aşk dolu günlerde her şey, iyidir, güzeldir, fevkaladedir hatta fevkinde fevkindedir! 

Birden sihirli bir el dokunur ve büyü bozulur. Aynı dili konuştuğumuz insanla anlaşamayız, başka diller konuştuğumuzu farkederiz. Dünün anlayışlı kişisi gitmiş yerine anlayışsız, kaba, bencil biri gelmiştir. "Ne oldu" diye dövünmelerimiz boşuna, zaten o hep karşımızdaydı.
Asıl cevap; ben onu yeni gördüm olmalı ve kabullenmeli bir an önce. 

"Görünüşte farklı olabiliriz ama birbirimizi anlayabiliriz. Empati yaparız karşımızdakine onun ne hissettiğini anlayıp, uygun şekilde davranabiliriz" gibi modern insana ait davranış kuramlarının, bir kapıyı çarpıp çıkıp gitmede puf diye sönen balon olduğu kafamıza dank eder.
Çaresizlik, hata yapmanın getirdiği rahatsızlık ve hissettiğimiz korku artık, karşımızdaki insanın duymak istediklerimizi söylemeyeceğinin endişesinden doğar.
Çekim gücü azalmıştır. Herkes sadece kendi olarak ortadadır. Kabul görme, ikna olma, onaylama, kişisel mücadelenin, en can alıcı raundu olmaya başlamıştır.
Zaman ilerledikçe kimliğimiz ayırt edici kalkanlarını devreye sokar. Hiçbir şey koşulsuz kabul edilmeyecektir artık. Kadın kadın olmalı, erkek te erkek. 

Her insanın yaşadığı kendisi için özel ve tektir.
Çevresindeki yargılar, başkalarının değerlendirmeleri, kendi yazgısını yaşadığı zaman hiçbir şey ifade etmeyecektir. Benzer deneyimlerin kahramanları o ve ben olamaz asla.
O yüzden, farklı olduğumuz gerçeğini kabullenmeli.
Eşimizin(veya sevgilimizin) ihtiyaçlarımıza cevap veremeyecek bir egoist veya kendi kulak memesinden başka birşeyle empati kuramayacak biri olduğunu epey vakit kaybettikten sonra öğrenirsek.
Çok kişinin ardından "Ne mal olduğunu anlamak uzun zamanımı aldı" şarkıları söyleriz... 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Verdiğim örneklerden biridir : 2 kuşun kanat kanada verip uçmaya çalışmasını düşünmek... İmkansız... Ama aynı yöne çift kanatla yolculuk yapan 2 kuşunki galiba ilişki oluyor... Sevgiyle...

Barış 
 21.03.2007 23:44
 

Oyun biter, kişiler kendi gibi davranmaya başlar ve taraflar birbirlerini değiştirmek için sayısız taarruzda bulunurlar... Savaşın çıkış noktası... Olduğu gibi kabul etmeden savaş çıkmaması mümkün değil zaten bana göre... Sevgiyle...

Barış 
 02.11.2006 23:11
Cevap :
Barış Bey;Keşke hiç oyun bitmese ne güzel olurdu değil mi?  08.11.2006 1:20
 

İşte tam burada insanoğlu için ''tek eşlilik'' ne kadar doğru sorusu akla geliyor? Değilse nasıl davranmalı? Evlenmek mi lazım, evlenmemek mi? Evlendiysek çocuk için acele etmesek mi, bakalım nasıl yürüyecek derken çocuk veya çocuklar doğar. Sonra anlattığınız durumlar başlar ama bozsan bir türlü bozmasan bir türlü. Kendin bir tarafta, aile, ana-baba, çocuklar, çevre diğer tarafta. Bu arada belki de çocuklar için fedakarlık edip iş yaşamını da bıraktınız? Fransız şöyle demiş; Se la vie yani hayat böyledir!

memom 
 01.11.2006 16:21
Cevap :
Memom;Hayat nasıl yaşamak isterseniz öyledir ve tamamen sizin tercihiniz doğrultusunda gider.Böyledir deyip tüm sorumluluğu onun üzerine atmak haksızlık.Üzerinde yaşayanın hiç mi suçu yok?!  08.11.2006 1:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 432
Toplam yorum
: 2300
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 6123
Kayıt tarihi
: 08.10.06
 
 

Med cezir içinde kafasına estiği gibi yaşayan bir havva kızı birazcık kağıt kalem aşinalığı olmas..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster