Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Şubat '08

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
298
 

Ayrılığın adı ölüm olunca...

Hayat; yaşam boyu, tecrübelerden ders alma süreciymiş meğer... Ben henüz dersin başındaydım; zil çalıverdi; paydos!...Ne çok öğreneceğim ders, dinleyeceğim öğüt varmış oysa...Dedim ya “ erken çaldı paydos zili”. Alfabenin başlarındaymışım daha; yeni fark ettim...Ve ben elli senedir hep kısa kesmeye çalıştım bu ders saatlerini... Oysa ne kadar da isterdi bana hayatı öğretmeyi...Ne çok severdi öğütler vermeyi ama; o öğütler ancak şimdi altın oldu...
Kırılan fincanın parçalarını süpürüp çöpe atmayı marifet sanırdım; oysa kırık fincan parçalarını teker teker birleştirip, yepyeni ve daha değerli fincan yapmayı öğretmeye çalışmış bana!...

Bana nezaketi öğretirken; insanlara karşı saygılı davranmam gereğinin; yoksul zengin, küçük büyük, bilgili cahil, deli ya da akıllı fark etmediğini söylerdi. Oysa ben insanın öncelikle kendisine saygılı olmasının, yeteceğini sanırdım!...
Zarafet denildiğinde; saçımın telinden, ayak parmağımın ucuna kadar zarif olmayı öğretmeye çalışırdı bana. Oysa ben; o dersin daha başında sınıfta kalmışım, çünkü; karanlıkta esnerken ağzımı elimle kapatmaktan ibaret değilmiş zarafet!...
Bereket; yemeği bol sulu yapmak, malzemesini bol katmakla sağlanmazmış. Bir tas çorbayı, bir dilim ekmeği paylaşmakmış bereketin sırrı. Onun bitmez tükenmez bereketinin sırrını, komşularından dinledikçe ancak öğrenebildim!...
Hoşgörü; “sana taş atana sen ekmek atacaksın” sözüne uymak değilmiş sadece. Seni düşman belleyen, iftira atanlara da hayır duaları etmekmiş hoşgörü!...
Zenginlik; ne takılan mücevherler, ne de giyilen kürkler kaftanlar değilmiş yalnızca. Gerçek zenginlik; yüreklere ektiğin sevgi tohumlarının yediveren gülleri gibi açmasıymış ömrünce!...

Kayalar; yumuşatabilirsen toprak olurmuş; yumuşamazsa taş!...Toprağı yağmur suları sürükleyip götürürmüş de, taş çoğu zaman kalırmış yerinde. Bunun için mi hep derdin ki; “taş yerinde ağırdır kızım!...”

Ne hüznün grisi, ne mutluluğun pembesi, ne de huzurun yeşili; alaca karanlık olurmuş meğer ölümün rengi. Ve insan hangi yaşta olursa olsun, annesi öldüğünde öksüz kalırmış. Bana en son bunları öğrettin ve ben bu son derse de geç kaldım be anne!...

Her doğan günün aydınlığında senin gülümseyen yüzün; gözlerinin bulanık grisinde anılarım olacak...Seni hepimiz şimdiden çok özledik anne çok!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 161
Toplam yorum
: 91
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 709
Kayıt tarihi
: 26.01.08
 
 

1955 yılının, aydınlık Nisan sabahlarından birinde; 22 Nisan sabahı duyulmuş ilk avazlarım… Üsküdar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster