Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Psikolojik Danışman Yusuf BAYALAN

http://blog.milliyet.com.tr/yusufbayalan

16 Ekim '10

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
749
 

Ayrılınca kim ağlar?

Ne zor şey ilişkiler üzerine düşünmek, yazmak. Yoksa genel olarak düşünmek mi yazmak mı zor? Zihnime düşen bir sorunun cevabını tam buldum derken başka bir soruyla karşı karşıya kalıyorum. Bu yeni soru önceki soruyu geçersiz kılıyor bazen. Belki yanlış sorular soruyorum, belki de mükemmel cevaplara ulaşmak istiyorum diye oluyor bunlar.

Neyse. Her doğan, başlayan şey gibi ilişkiler de ölüme, bitime doğru yol alır. Bu, hayatın en temel hakikatlerinden biri olmasına rağmen hangimiz bunu kolaylıkla kabullenebiliyoruz? Hayatımız bir anlamda bu hakikati kabullenme sürecinde yapıp etmelerimizin toplamı değil midir? Tüm ilişkiler biter! Öyle ya da böyle.

Bu yazının konusu, öteki (partner, sevgili, eş vb.) nin ilişkiyi bitirme isteğine gösterilen tepkilerden biridir: Danışan(D): Ayrılma sinyalleri veriyor şu sıralar. Uzak davranıyor, hiç vermediği tepkiler veriyor. Eskisi gibi arayıp sormuyor mesela. Terapist(T): Arkadaşının ilişkinizi bitirme isteği hakkında ne düşünüyorsun? D: Valla o kaybeder. Herkes tercihlerinin sonucunu yaşar. Benim için hayat devam eder. T: Arkadaşın ilişkinizi bitirirse ne hissedersin? D: Üzülmemi kastediyorsun galiba. Ne yalan söyleyeyim çok üzülmem. Belki pişmanlık duyabilirim; neden bu adamla vakit kaybettim diye…

Bu mini Terapötik diyalogda yazıyı bağlayan nokta ilişkinin bitmesi durumunda kaybeden olarak “öteki”nin algılanmasıdır. “İlişkinizin bitmesine rağmen kaybetmiş hissetmemek!” Bir şeyin kaybolması/elinizden gitmesi için öncelikle o şeyi elinizde, size ait hissetmeniz gerekir. Var olmalı ki yok olsun, başlamalı ki bitsin, doğmalı ki ölsün! Gerçek bir kayıp durumunda ne hisseder insan? Bir çocuğun oyuncağını kaybettiğini düşünün, bir annenin çocuğunu kaybedişine bakın! Ortalığı kaplayan havanın adına ne dersiniz? Benim cevabım: acı! Acı tahammülü en zor duygulardan biridir. Dolayısıyla kaybetmenin yakıcı acısından kaçmak için yapılabilecek şeylerden biridir sahip olmamak, sahip hissetmemek. Ölümden korkup yaşamdan kaçmaktır diğer bir deyişle. O kadar hızlı yaşayıp o kadar çok tüketiyoruz ki her şeyi, hissetmeye zamanımız kalmıyor. Acılar mezarlığının üstüne umarsızlık inşa ediyoruz. Ne mi yapmalıyız? Durmalı ve acılarımızı hissetmeliyiz, içimizdeki annesiz çocuğa şefkat göstermeliyiz…

Psikoterapist Yusuf BAYALAN http://yusufbayalan.blogspot.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Her şeyi kullanıp atıyoruz,ilişkilerimizi de...bir tek acıyı kullanıp tüketmiyoruz,çok zararlıymış gibi paketini bile açmadan çöpe atma eğilimindeyiz.Böyle olunca da duyarlılığımızı yitiriyoruz. Sevgilerimle.

Leylim. 
 19.10.2010 23:46
 

Kolay sahip olunan şeyler çok çabuk tüketiliyor. Emek verilmediğinden vazgeçmesi de kolay oluyor tabii. Oysa sevgi emek ister. Günümüzde bir gecelik ilişkilere bile "aşk" denirken danışanınızın sözleri beni hiç şaşırtmadı. İçinizdeki çocuğa iyi bakın ama asla büyütmeyin. Selam ve sağlıcakla.

Melek Koç 
 17.10.2010 0:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 954
Kayıt tarihi
: 08.01.10
 
 

Merhaba. Ben Psikolojik Danışman Yusuf BAYALAN. 1979 Trabzon doğumluyum. 2003 yılında KTÜ Psi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster