Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

sufi-su /Emel Yeşilkayalı

http://blog.milliyet.com.tr/sufi-su

11 Eylül '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
2219
 

Ayşe Arman'a açık mektup

Ayşe Arman'a açık mektup
 

Bu mektup, Ayşe ARMAN'ın günlerdir kamuoyunu meşgul eden ve tamamen tek taraflı olarak ele aldığı, koruyucu aile hizmetini yanlış tanıtan, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'nu acımasız ve haksız bir şekilde hizmet ettiği kesime duyarsızlıkla ithama yönelik, koruyucu aile hizmetini baltalayan kamuoyu oluşturma çabalarına cevap olarak yazılmıştır. Söz konusu haber başlığı "Tinay ile Nur'un Savaşı" olup ilgili yazı ve devam eden haberlerin linki yazının sonunda verilmiştir. Aşağıdaki mektup, olaylar devam ederken Ayşe ARMAN'a da iletilmiş ancak yok sayılmıştır. 

Bu açıklamanın ilgili Kurumun yetkilileri ya da ilgili Bakanlıkça yapılmasını çok isterdim. Amacım, "Tinay ve Nur" özelinde konuyu ele almak olmayıp; koruyucu aile hizmetini doğru tanıtmak ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'nun bir takım kuralları yıllar içindeki deneyimleri sonucunda "çocuğun yüksek yararı"nı gözeterek oluşturduğunu anlatabilmektedir. 

Sayın Arman,  

Köşenize taşıdığınız "Tinay ile Nur'un Savaşı"nı, konuyla ilgili gelen, sayfanızda yer verdiğiniz mailleri ilgi ve üzüntü ile takip ediyorum. İlgim ve üzüntüm, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'nda yıllarca profesyonel koruyucu aile hizmetinin tanıtılması ve yaygınlaştırılması için çalışmış bir sosyal hizmet uzmanı olmamdan ve bu mesleğin bakış açısı ile olaylara bakarak;"çocuk yararını" her şeyden önde tutmamdan kaynaklanmaktadır. Sizinle ve bu konuya duyarlılık gösteren kişilerle paylaşmak istediğim bilgi ve görüşlerin, konuyla ilgili meslek elemanlarının çoğu tarafından paylaşılacağını zannediyorum. 

Öncelikle, -benim dikkatimden kaçmış ya da siz bilgi almak istemiş olmanıza rağmen, Kurum tarafından bilgilendirilmemiş olabilirsiniz, ancak- olayın diğer tarafından alınmış, kurumsal bilgi ve bakış açısını yansıtan bir satıra yazınızda rastlayamamış olmamın beni şaşırttığını belirtmeliyim. 

Sayın Arman, koruyucu aile hizmeti ve evlat edinme hizmeti bildiğiniz gibi birbirinden farklı hizmetlerdir. Kurum olarak, "çocuğun yüksek yararını" gözeterek, hukuksal olarak uygun olması halinde çocukların evlat edindirilmesi öncelikli tercihimizdir. Bir çocuğun hukuksal olarak uygun olması işlemleri ise, çocuk terk ya da buluntu olmadığı sürece oldukça uzun süren işlemlerdir. Bu işlemlerin uzunluğu çoğu zaman kurumdan değil yasal sistemden kaynaklanmaktadır. Özellikle çocuğun uzun süre aranmamış olması durumunda sürecin izlenmesi, nedenleri hakkında belgelerin toplanması (akıl ve ruh sağlıklarının yerinde olup olmadığı, hürriyetinin kısıtlanmış olup olmadığı, ciddi sağlık gerekçelerinin olup olmadığı gibi) gerekmektedir. Çünkü Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde de belirtildiği gibi "çocuğun yüksek yararı" göz önünde bulundurulduğunda, kendi ailesinin yanında bakılıp büyütülmesi evlat edindirilmesi ya da koruyucu aile yanında bakımının sağlanmasından da önde gelir. Dolayısı ile tüm bu öncelikler göz önünde bulundurulduğunda, devlet korunmasındaki çocuğun yararlandığı hizmet modeli değişebilir. İşte koruyucu aile hizmeti de bu noktada devreye girer. 

Koruyucu aileleğin özünde, korunmaya muhtaç bir çocuğun, kendisi ve ailesi travma dönemini atlatana, yaşamını düzenleyene kadar; ya da çocuk için uygun hizmet modeli belirlenene, hukuksal işlemleri sonuçlanana Kadar, geçici süre ile kuruluşta (yuvada) kalması yerine, aile ortamında ve sıcaklığında bakılıp korunması vardır. Bu hizmet sürekli bir hizmet değildir, olmaması gerekmektedir. Bu nedenle zaten yurt dışında "koruyucu aile" değil, "kadrolu aile" terimi kullanılmaktadır. İstenen ihtiyacı olan bir çocuğu, durumu netleşene kadar eğitim almış, bu işin karşılığında ücretini de alan uygun özelliklerdeki aile yanına yerleştirmektir. O çocuğun ihtiyacı kalmadığında ya da sorunu çözüldüğünde, daha uygun bir hizmet modeli belirlendiğinde ise, "kadrolu aile"den alınıp aynı aile yanına başka ihtiyacı olan çocuk yerleştirilmektedir. 

Ülkemizdeki istenen ve yasalarla belirlenmiş uygulama da böyledir. Ve bu durum, koruyucu aile ile kurum arasında yapılan bir sözleşme ile imza altına alınır ve koruyucu aile olan kişiye belirli bir miktar bakım ücreti ödenir. Çocuğun tüm sağlık ve eğitim giderleri kurum tarafından karşılanır. Bu bilgilerin hepsi koruyucu ailenin de imzaladığı sözleşmede yer almaktadır. Dolayısı ile koruyucu ailenin bu konuda yetersiz bilgilendirilmiş olması halinde dahi kendisine de verilen sözleşmeyi okumuş ve bilgilenmiş, şartları kabul etmiş olması gerekir, beklenir. Bu demek değildir ki kurum açıklama yapmak zorunda değildir. Ancak her meslek de olduğu gibi bizim mesleğimizde ya da kurumumuzda da yetersiz kişiler olabilmektedir. 

Öte yandan "Ayşe ile Emir" başlığı ile vermiş olduğunuz mailde belirtilen öneri benzer şekilde zaten uygulanmaktadır. Ama bu uygulamadan koruyucu aile olma talebi ile gelenler bilinçli olarak haberdar edilmemektedir. Bunun nedeni ise, koruyucu aile hizmetinin evlat edinmeye basamak olarak kullanılmasını engellemektir. Daha fazla açıklama yapmak gerekirse, evlat edinmek isteyen kişinin koruyucu aile olmak istiyorum deyip istediği çocuğu seçtikten sonra, yıllarca evlat edinmek için sıra beklemiş olan ailelerin önüne geçmesine engel olmaktır. Çünkü başta da belirttiğim gibi, koruyucu aile hizmeti çocuk için daha uygun olan bir hizmet modeli belirleninceye kadar çocuğun koruyucu aile bakılmasını gerektirir ve çocuk bazı illerde 15-20 günde bile koruyucu aile yanına yerleştirilebilirken evlat edinmek için aileler 3-4 yıl sıra bekleyebilmektedir. Ne yazık ki bazen bazı aileler bunu kendileri araştırarak öğrenirler ve "Kesinlikle amacım evlat edinmek değil. Gerektiğinde çocuğun benden alınarak başka hizmetten yararlandırılmasını kabul ediyorum" deyip koruyucu olurlar. Çocuk kendisinden alınacağında ise kıyameti koparırlar. Bu arada yasal prosedürler, vs derken aylar bazen yıllar geçmiş olur ve gerçekten (bizim için aile değil çocuk yararı ön plandadır) bu çirkin, suistimal edilmiş ard niyetli savaşta çocuğa da yazık olur. Çünkü asıl niyeti evlat edinmek olan aile, koruyucu aile olmaya uygun olduğu halde, evlat edinmeye uygunluk kriterlerini her zaman taşımayabilir. 

İşte daha önce de benzer bir davada aile yanından alındığı belirtilen çocuğun koruyucu ailesi de, evlat edinmeye uygunluk kriterlerini taşımayan bir aile idi. Ancak evlat edinme değil gerçek koruyucu aile olma niyeti ile kuruma başvurduktan sonra çocuğun evlat edinmeye uygun hale gelmesi ile çocuğu evlat edinmiş koruyucu aileler de bulunmaktadır. Hem de hiç bir hukuk savaşı ya da çirkinlik olmadan ve kurumun meslek elemanlarının da desteği ile olmuştur bu uygulamalar. 

Sanırım bu konuda genel olarak asıl sorun olan, uygulamanın suistimallere açık kapı bırakması ve gerçekten suiistimal edilmesidir. Bu suistimale ne yazık ki bazen gerçekten iyi niyetle kurumun meslek elemanları da alet olmakta ya da yol açmaktadır. Ailenin gerçek niyetini fark ettiği halde, aileye duyduğu sempati nedeni ile sonradan evlat edinmeye dönebileceği aşikar olan ve hukuksal süreci devam eden ya da izlemede olan bir çocuğu koruyucu aile yanına yerleştirebilemektedir. Ancak böyle durumlarda Genel Müdürlüğün de onayı alınması gerekmektedir. Bu durumlarda bazen tabiri caizse "kurunun yanında yaş da yanmakta" ve Genel Müdürlük bir suistimale izin vermemek için onay vermeyebilmektedir. 

Tinay ve Nur'un durumunda olayın nasıl geliştiğini bilmem mümkün değil. Ancak yaşanan sorun nedeni ile daha önceden benzer sorunların da yaşanmış olduğunu bilerek, konuya bir ışık tutmak ve başka açıdan da bakılmasını sağlamak istedim. Amacım, kurumun bir takım kuralları yıllarca edindiği deneyimler sonucu oluşturmuş olduğunu ve sanıldığı gibi acımasız ya da çocuk yararını göz önünde bulundurmayan bir uygulamayı benimsemiş olmadığını da gösterebilmekti. 

Tinay ve Nur'un durumuna gösterdiğiniz duyarlılığı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'na duyulan güvenin haksız olarak sarsılmasına engel olmakta da göstermenizi diliyorum. 

Sevgi ve sağlıcakla kalınız... 

Emel YEŞİLKAYALI 

hurriyet

Nev bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sosyal dıyarlılığı yüksek, sorumlulunun bilincinde olan bu yaklaşıma saygıyla eğilirim. Her çocuk melektir. Bazılarını esirgeme kurumunda kalmak zorunda olmaları, onların melekliklerini gölgelemez.

Ahmets 
 25.01.2012 15:57
 

Sosyal içeriği derin ve duyalı bu çabanız için kutlarım. Her şeyi yönetecek ve şekillendirecek olan insan unsurudur. Umarım duyarlı ve bilinçli insanlar ehil oldukları yerlere gelir de yazarken, yönetirken, uygularken, değerlendirirken kurumlar zarar görmez, gerçekler iyiye doğru yüceltilir. saygılarımla.

Ahmets 
 10.01.2012 13:56
 

Bir büyük ve onulmaz yaramız... Hiç ilgi duymadığım zaman zaman dudak büktüğümüz toplumsal önemli bir meselemizi Ayşe ARMANA hitaben yazdığınız mektuptan öğreniyoruz... EMeğinize sağlık. Allah zihin açıklığınızı daim etsin... saygılarımla...

Metin TOPÇU 
 14.09.2011 11:12
Cevap :
Çok teşekkür ederim, ilginiz, katkınız ve desteğiniz için. Koruyucu aile hizmetinin doğru anlaşılmasına ve SHÇEK çalışanlarının haksız ithamlara maruz kalmasına engel olmaya katkım olabildiyse ne mutlu bana...  15.09.2011 20:20
 

Emel Hanım, duyarlılığınız, eleştirir ve bilgilendirirkenki anlatımınız için kutlarım. Ben 15 yıl mesleğini etkin bir biçimde yapabilmiş, Ankara Ü. İletişim Fakültesi mezunu gazeteciyim. Temel Gazetecilik Dersi'nde bize ilk öğretilen ilke: "Bir haberin doğruluğunu en az 2 kaynaktan araştırın". Uğur Mumcu'nun "Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz" sözünü de düstur edindim. Genelde yıpratıcı koşullarda çalışan muhabirin haberi yetiştirme, amirlerin baskısı ve tiraj kaygısıyla haberin başka yönünü öne çıkarması ya da yeterince araştırmaması günümüzde çok görülen bir yanlış ve eksiklik. Ancak, Ayşe Arman gibi tepeden inme köşe yazarı olan, hemen her yazısı (özel ve cinsel yaşamına ilişkin olanlar da dahil) yayımlanan ve rahat çalışan biri, böylesine ciddi bir konuyu, daha titiz, ayrıntılı ve çok boyutlu işlemesi gerektiğini bilmeliydi. En azından genel yayın yönetmeni bu konuda gerekli yönlendirme ve uyarıyı yapmalıydı. Magazinsel ve toplumsal olaylar aynı şekilde ele alınamaz.

Gülçin Erşen 
 14.09.2011 10:30
Cevap :
Değerli blogdaşım, mesleğinizin gazetecilik olması ve iletişim fakültesi mezunu olmanız nedeniyle, sizin verdiğiniz katkı beni özellikle mutlu etti. Değerli katkınız ve duyarlılığınız için çok teşekkür ediyorum. MB'ye hoşgeldiniz , tanıştığımıza memnun oldum. Sevgi ve saygılar...:)  16.09.2011 10:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 76
Toplam yorum
: 299
Toplam mesaj
: 40
Ort. okunma sayısı
: 1498
Kayıt tarihi
: 28.03.09
 
 

Merhaba, ben sufi-su. Sosyal hizmet uzmanıyım. Yıllarca korunmaya muhtaç çocuk çocuklar, koruyucu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster