Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Temmuz '09

 
Kategori
Basın Yayın / Medya
Okunma Sayısı
1007
 

Ayşe Arman'ın diyalektiği

Ayşe Arman'ın diyalektiği
 

Ayşe Arman geçen ay kamera karşısına geçerek çıplaklığını sergiledi. Çıplaklığının bende iz bırakmasını çok isterdim. Ya fotoğrafları çeken kişiden ya kendisinden olacak benim hafızama kazınacak bir kare kalmadı. Altını çizmek istediğim detay burada gizli. Ünlü biri soyunuyorsa öyle bir poz vermeli ki o fotoğraf tekrar tekrar bakılma arzusu yaratsın. Belki başkalarının gözüne hitap etmiş olabilir ancak ben o duyguyu alamadım kendisinden.

Bu konuda kendi düşüncelerime uygun küçük bir örnek de vermek istiyorum... Karşılaştırma biraz orantısız olabilir; çünkü biri gazeteci diğeri bu işin profesyoneli ancak Arşe Arman'ın fotoğraflarını çeken kişinin ismi hatırladığında bu belki de tolere edilebilir hale gelebilir.

Cansu Dere...

<ımg src="http://www.hossohbet.net/wp-content/uploads/2009/06/cansu-dere.jpg">

Bu fotoğraftaki çıplaklık bana fazlasıyla dengeli ve kusursuz geliyor...

Neyse, asıl konumuz bu değildi. Fazla magazin yazmadığım için belki fazla detaya kaçıyorum...

Ayşe Arman'ın Temmuz ayı bombası karşı mahalle baskısı üzerine. Bu gazetecilikte ve yazarlıkta çok fazla kullanılan bir yöntem. Osmanlı'da padişahlar da tebdili kıyafet giyip halkın arasına girip kamuoyunun nabzını yoklamayı çok severlermiş ya... Ayşe Arman kim bilir belki de bilinçaltında "bir gün Türkiye'de kapanmam gerekirse neler hissederim" sorusunu karşılığını da bulmak için tebdili kıyafet yapmış; ne ile karşılaştığını da yazmış.

Ayşe Arman'ın yazı dizisini okurken daha çok onun neler hissettiğinin ön plana çıktığını fark ediyorsunuz. Daha sonra da diğerleriyle olan ilişkileri detaylanıyor.

Türkiye'de formüle göre en çok demokrat insanın yaşadığı Nişantaşı’nda test ediyor tebdilini. Benim adını bile ilk defa duyduğum (kuşkusuz cehaletim bu) mekânlara nasıl sorun yaşamadan girip çıktığını öğreniyoruz. Tek bir istisna Reina'da yaşanıyor. Görevliler kapalı iki bayanı içeri almak istemiyorlar. Onun dışındaki bütün detaylar olması gerektiği gibi gerçekleşiyor.
<ımg alt="/_np/7916/8387916.jpg" align="right" src="http://www.hurriyet.com.tr/_np/7916/8387916.jpg">

Sonra Fatih’e Çarşamba’ya bu sefer kendi giysileriyle gidiyor.

İnsanlar kendi inançlarına ve düşüncelerine yakın kişilerle bir arada olmak ve yaşamamak isterler. Aslında tarihte mahalle kavramının karşılığı da buradan gelir. Osmanlı’nın İstanbul’undaki mahallelerin böyle şekillendiğini öğrenirsiniz.

Ayşe Arman’ın tesettürü ile Nişantaşı’nda dolaşmasını anlamak bir dereceye kadar mümkün de; aksi olmuyor.

Çünkü; Nişantaşı’nın diyalektiği ile Çarşamba’nın diyalektiği aynı şeyler değil. Yani biz burada karşıtların birliğini göremeyiz. Ayşe Arman da Çarşamba’dan sadece geçebiliyor; orada yaşayamıyor, alışveriş yapamıyor. Çünkü birini liberalizm yaratmış, diğerini inanç. Liberalizm size koşulsuz bir özgürlük veriyor. Yapmanız gereken tek şey var; piyasanın istediği alış verişi yapmak, karşılığını ödemek. Diğerinde ilişkiye girebilmeniz için koşullar var. O koşulları yerine getirmediğinizde orada istenmeyen oluyorsunuz. Ayrıca esas Ayşe Arman’ın tesettürü Nişantaşı’na uygun ancak Çarşamba’ya o da yetmez.

Ayşe Arman kuşkusuz İsrail’de Hasidiklerin yaşadığı bir mahalleden sağlam da çıkamayabilirdi. Bence bunu sorgulamak “acaba ne olacak?” merakının cevabını aramak da çok mantıklı değil.

<ımg border="0" hspace="2" alt="Maruz kaldığım zulmün adı: HAŞEMA" vspace="6" align="right" src="http://www.hurriyet.com.tr/_np/4505/8394505.jpg">

Ayşe Arman içine girdiği giysi ile hiç rahat değil. Terliyor, sıkılıyor, duyamıyor. Deniz kıyafetinden çok daha rahatsız. Keşke bu kadar açık konuşmasa. Çünkü yaptığı gazetecilik burada bitiyor.

“Bunun içinde nasıl duruyorlar?” sorusunu sormanın bir başka yolu gibi.

Bu soruyu sormak yine kitaba uymuyor. Çünkü tesettür nesnel bir şeye dönüşmüş durumda ve bunu anlamanın yolu sadece tebdili kıyafet değil. Daha birkaç hafta önce boy boy çıplak fotoğrafları çıkmış ve çıplak yaşayan bir kişi nasıl olur da örtünerek rahat edebilir ki?

Şu bir gerçek ki Türkiye kendi burjuvazisini yaratıyor. Türkiye’nin burjuvazisi yok muydu da yaratıyor sorusunun cevabını arayabiliriz. Kuşkusuz bu da önemli bir soru. Ancak Ayşe Arman’ın Nişantaşı’nda yaşadığı diyalektik ilk cümlemle ilgili. Türkiye’de bir taraftan piyasa ekonomisinin kuralları yerleşirken, diğer taraftan bu kuralların aktörleri de saflaşıyor. Ortodoks İslam’dan Protestan’a bir dönüşüm var. Bence bu da kitapta yazılanlara çok uygun bir dönüşüm.

Tesettür ile inanç arasındaki ilişki de aslında bizim algımızdaki gibi değil artık.

Ayşe Arman kendine göre bir açılım yapmış. Ben bu maceranın içinden almam gerekenleri alıyorum. Kuşkusuz bacağındaki tüyleri nasıl aldırdığı ile ilgili “ağdalı” yazılarından çok daha okunur benim için.

Türkiye’nin büyük bir çatışma ve parçalanma yaşanan bir ülkeymiş gibi tartışmaktan çok değişim yaşayan büyük bir deneymiş ve bizlerin de bu deneyin hem bir parçası hem de bir izleyicisiymiş gibi görmek çok daha yapıcı olacaktır diye düşünüyorum.

Uzay Gökerman


Örtünme ile ilgili bir başka yazım:
Sn. Baykal'ın gündemi ile "şekilsel" örtünmenin siyasi yozlaşması üzerine...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1882
Toplam yorum
: 2000
Toplam mesaj
: 77
Ort. okunma sayısı
: 1349
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster