Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ağustos '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
595
 

Ayşe Böhürler bir Tuğçe Kazaz olamadı mı?

Ayşe Böhürler bir Tuğçe Kazaz olamadı mı?
 

Bilindiği üzere Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Bursa’daki bayramlaşma töreninde yaptığı kahkaha açıklaması yine büyük yankı buldu.  Kendisi ahlaken geriye gidiş olduğunu vurgulayarak, aşağıdaki şu cümleleri sarf etmişti:

“Utanacağız arkadaşlar. Hayâ duygunuz olacak. İffet çok önemlidir. Sadece bir isim değil. Kadın için de bir süstür, iffet. Erkek içinde bir süstür. İffetli olacak. Erkek de olacak. Zampara olmayacak. Eşine bağlı olacak. Çocuklarını sevecek. Kadın ise o da iffetli olacak. Mahrem-namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak. Bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak, iffetini koruyacaksın. Şimdi bunu birileri söylediği zaman ‘ya bu adam hangi dilden konuşuyor’ diyebilirler. Bu kadar değerlerimize yabancılaştık bugün.”

Doğal olarak kadınların herkesin içersinde kahkaha atmaması gerektiğine dair sözleri, sosyal medyada büyük tepki topladı ve pek çok kadının Twitter hesabından gülerken ve kahkaha atarken çekilmiş fotoğrafını #direnkahkaha hashtag'i ile paylaşmasına neden oldu.

Bülent Arınç’a destek ise hiç beklenmedik şekilde ünlü manken Tuğçe Kazaz’dan geldi. Kendi yaşam tarzından örnek veren Kazaz,  yıllarca vücudunu sergileyerek yanlış bir hayat yaşadığını, Arınç’ın yaptığı açıklamanın ise edep ve inançtan kaynaklandığını belirterek, şu benzetmeyi yapmış:

“Geçmişten günümüze gelen çok güzel bir benzetme vardır. Toprak kutsaldır. Ve bu toprak ne kadar temiz ise yetişen besinler de o kadar kaliteli çıkarlar. İşte kadın da bir tarladır. Bu yüzden kendini çok kirletmemelidir. Peki, yine sadece kendimizi ait hissetmediğimiz bir kesim diye, cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi bunu siyasi bir malzeme haline getirip oy çekmeye çalışmak adına Bülent Arınç'ın söylediği doğruları görmezden gelmek midir doğru olan?"

Doğal olarak sözlerinin muhatabını bu açıklama mest etti. Özellikle de farklı bir yaşam biçimi seçip endamıyla tesettür defilelerini süslese de, sonuçta söz konusu olan yine tipik batılı Beyaz Türk kadınıydı.  (Uygun resim ararken Tuğçe Kazaz’ın koyu renkli gözleri, saçları ve estetiksiz burnuyla karşılaşmak ise benim için ayrı sürpriz oldu.) Böylelerinin desteği de muhafazakâr camiayı her zaman daha bir farklı heyecanlandırmaktadır. İffetli ve tesettürlü olsa da, ilgi ve beğeni aynen laik kesimde olduğu gibi hep batılı görünümlü genç ve güzel kadınlaradır.

Var mı karşı çıkan?

Ancak burada asıl ilginç olan, muhafazakâr veya dindar kesimden gelen eğitimli kadınların genel olarak Tuğçe Kazaz’ın tam karşısında yer alıyor olmalarıdır. Özellikle de erkek odaklı dini yorumlar söz konusu olduğunda. Siyaseten de aktif olan Ayşe Böhürler örneğin, “Allah yüzünüzü güldürsün” adlı yazısında, Peygamberimizin başlıktaki duasını çok sevdiğini belirttikten sonra, şu cümlelere yer vermiş:

“Annem çok gülmeyi 'hangırdamak' tabiri ile kullanırdı. 'Aman kızım, fazla hangırdamayın yanlış anlarlar' sözü Kayseri terbiyesi ile yetişen bir kız evladı olarak çocukluğumdan beri kulaklarımda olsa da isyan ettiğim bir cümleydi. Sonraları erkek güruhunu alabildiğine özgür bırakıp kadınları alabildiğine sınırlandıran, mutsuzluğu erdem ve ciddiyet kabul eden terbiye anlayışını çok eleştirsem de çocukken kulağımıza küpe edilen bu sözlerin kadın-erkek hepimizin bilinçaltını etkilediğine eminim. Belki de bu nedenle 'kahkaha' açıklamasını duyunca yadırgamadım. Bu nereden çıktı da demedim. Sadece malum Anadolu terbiyesi ile yetişen bir erkeğin kadın bakışının dışavurumu olarak düşündüm. Ayrıca muhafazakâr olsun olmasın birçok erkeğin dile getirmese de böyle düşündüğüne eminim. Çok gülmeyi hafiflik sayanlar için TUİK verilerine ihtiyacımız yok. Tamamına yakını desek yanlış olmaz. Sadece kadınları terbiye etmeyi ahlak sayan anlayışa; mutsuzluğu, çileyi, acıyı yücelten bir din anlayışı da eklenince asık suratlılık neredeyse dini bir emre dönüşüyor. Tabii ki hangi din anlayışı sorusu burada da karşımıza çıkıyor. Bu nedenle kadın konusunda toplumsal zihniyeti değiştirmek için önümüzde zaman alacak uzun bir yol olduğunu düşünüyorum.”

Sanırım Ayşe Böhürler’in bu açıklamasının altına dünya ve siyasi görüşünden bağımsız olarak birçok kadın imzasını atar. Her şeyden önemlisi, güzelliği ve dönüşümüyle muhafazakâr kesimin gözbebeği haline gelmekle, bizzat bu kesimin içinden gelerek ve her kesimden önyargılara karşı değerlerini hep savunmak zorunda kalarak dini inancına sahip çıkmak arasında büyük bir fark var.  Erkek egemen bakış açısının, dini bahane ederek hangi din dışı uygulamalara imza attığını en çok bu kesimde yetişen kadınlar biliyor. O yüzden de tepkileri Tuğçe Kazaz’ınkinden çok farklı oluyor. Kaldı ki bu erkek egemen bakışın laik kesimde de hangi defolu ahlak anlayışına yol açtığı hepimizin malumu.

Benim ise konuya yorumum şu twitter mesajı oldu: “Ülkemizde "herkesin içinde" dövülen ve öldürülen kadınların payına kahkaha değil hep gözyaşı düşüyor, Sayın Arınç! Utanılası şekilde çok.”

Kadın-erkek bir yana, zaten fazla kahkahaya yer bırakmayan bu sert coğrafyamızda, beni en çok çocukların feryatları ve çaresizce çırpınışları eşliğinde annelerinin babaları tarafından “herkesin içinde” katledilmesi utandırıyor. Ölesiye utandırıyor. Keşke kardeşlik ve huzurun simgesi olan bayram günlerimizi böylesi sığ siyasi polemiklere kurban edip zehirleyeceğinize, biraz olsun bu yöndeki utanç ve hayâ duygumuzun kuvvetlenmesine yol açacak sözler sarf etseydiniz, Sayın Arınç!

Aynı şekilde IŞİD’in kutsal miraslarımız olan türbeleri birer birer havaya uçurmaları ve kesilmiş insan kafaları önünde zafer işaretleri yapmaları her nedense gereken tepkiyi toplamazken, televizyondaki söyleşide özeleştiri olarak yaptığı bir yorumdan dolayı “o kadın” Müslümanlara anında hakaret etmiş oluyor.

Yazıklar olsun sizin dini değerleri koruma anlayışınıza!

Yazıklar olsun “kadın” sıfatını halen bir hakaret olarak kullanma gayretlerinize!

Her şeyden önce “o kadın” bir insan ve mesleği de gazeteci. Biraz olsun siz de insan olun da, eleştirinizi içerik ve meslek üzerinden yapın. Biraz olsun şu çarpık cinsiyet ve kutsiyet kavramlarınızdan utanın. Biraz olsun dinimizin ve Peygamberimizin en temel ilkelerini hatırlamaya çalışın.

Bülent Arınç’ın yaptığı açıklamayla siyaseten oy çekme meselesine gelince, ben kendi adıma “Acaba kendisi Erdoğan’a karşı mı?” sorusuyla karşılaştım. Zira böylesi açıklamaların kendi tabanından ziyade karşı tarafın safları sıklaştırmasına neden olacağı kanısı hâkim.

Tuğçe Kazaz’a gelince, eğer dindarlığı samimi ve kalıcıysa, mutlaka ki o da er ya da geç erkek egemen bakış açsının çelişkileriyle yüzleşecektir. Eğer dindarlığı samimi ve kalıcıysa, yaşadığı her hayal kırıklığıyla beraber inandığı değerlere daha da sağlam bağlanacaktır. Eğer dindarlığı samimi ve kalıcıysa, hamken pişmeyi öğrenecektir. Hem de her defasında yeniden.

Pazar günkü seçimlerin hepimiz için hayırlı olmasını ve sonuçlar ne olursa olsun, güzel ve doğru olan için çaba sarf etmeye devam etmenizi diliyorum.

Sonuçta yumruk gösterenler değil, el uzatanlar kazanır.

Her daim.  

Zuhal Nakay

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 103
Toplam yorum
: 92
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 552
Kayıt tarihi
: 24.08.13
 
 

Mimar / Blog Yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster