Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mart '10

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
1350
 

Ayşe Kulin'e "Veda" romanıyla veda ettim...

Ayşe Kulin'e "Veda" romanıyla veda ettim...
 

...




Ayşe Kulin’in umurunda olur mu bilmem ama bu karar “benim için küçük gözükse de büyük bi adım.” Büyük bi adım derken, elimden romanları düşmüyor değil ama, onun romanlarını sırf biyografiye duyduğum ilgiden dolayı okuyordum.

Ama artık her romanında tekrarın tekrarı konulardan sıkıldım. Romancıların tarzı vardır, anlarım; macera, korku, biyografi, kadın sorunları, üzerine filan yazarlar.
Ayşe Kulin’in romanlarındaki asaletin insanın kanında olduğunu iddia etmesinden, konaklarda yaşayan kadınların, naif, kırılgan fakat yeri geldiğinde şaşırtıcı bi şekilde güçlü kadın olmalarından fena halde sıkıldım. Aynı konaklardaki, erkek karakterlerin yüzde yüz kahraman, yurtsever başrollerde olmaları da rahatsızlık verici boyutlarda.

Sarışın kadını mutlak güzel olarak kabul etmesinden… Eğitimli ve kibar olmalarından, konakta çalışan yardımcılarınsa kaba, her türlü sahtekârlığı yapmaya yatkın, eğitimsiz olarak ifade etmesi ise, Ayşe Kulin’in aldığı eğitimin ne kadar eğitim olduğunu insana düşündürüyor.Eğitim insana bunları veriyorsa, böyle eğitimi reddediyorum. Bazı insanlar farklı yazılar yazsalar da aslında hep aynı yazıyı tekrarlarlar. Dağarcıklarında farklı bişey yoktur çünkü. Takıntı olmuştur, bu konular onlarda. Fikri sabit boyutunda…

İnsanlar doğdukları ülkeleri, etnik kökenlerini, ailelerini, seçme şansına sahip değildir. Bu onlara verilmiştir. Bu yüzden de, kimse kimseden ne üstündür, ne de aşağıda.

İnsanın asaletini yaptıkları, söyledikleri, kısacası hayattaki duruşu belirler.

Ve bazı insanlar diğerlerine göre şanslı doğarlar. Nedir bu şans? Gelişmiş bi ülkede dünyaya gelmek, kişiyi seven, köklü, zengin ve iyi eğitim alabileceği bi aileye sahip olmak, akıllı ve güzel olmak filan gibi. Gerçi güzel olmak bence bi bakıma şans da değildir. Kendine aşık olma gibi, bi narsisliği içerir ki, insanın kişiliğini kötü bi şekilde etkileyebilir. Ya da kendisini çok güzel sanması da öyle. Sürekli şekliyle ilgilenir, herkesin kendisine aşık olduğunu filan düşünmeye başlayabilir. Kendine odaklandığından, herkesin etrafında pervane olacağını düşünür. İçerik varmış gibi görünse de yoktur.

Tüm bu özellikler, kişiye verilmiştir. Bunun için o kişi hiç bi çaba sarf etmemiştir. Verilmiş olan şeylerle insan nasıl bu kadar övünebilir?

Senin hayattaki duruşun bu mudur? Aldığın eğitim seni bu kadar takıntılı yapıyor ve insanları bu şekilde mi tanımlıyorsun?

Ayşe Kulin’in son okuduğum romanı 386 sayfa ve bu 386 sayfadan sadece bi paragrafı onayladım.

… Ahmet Reşat, orada Mahir’le baş başa kaldıklarında, “Saraylıhanım zamana ayak uyduramıyor, azizim,” diye dert yandı teyzesinden, “değişikliklere direniyor ve hırsını kızlardan çıkarıyor. Halbuki bizler zamanında değişmeyi ve asrileşmeyi becerebilseydik, başımıza bütün bu belalar gelmeyebilirdi. Her şeye karşı direndik.
Asrımıza ayak uyduramadık. İnkişafımızı kendimiz yapamadığımız için, bizi değişmeye borç almak zorunda kaldığımız memleketler zorladı. Eh, zorlamayla da ancak bu kadar olur… Olmaz yani.”


386 sayfadan bana kalan budur! Sadece akıcı anlatıma sahip bi roman, geri kalan hep aynı takıntılı ve faşist ruhtan süzülen düşünceler…

Şu anda ise elimde J.D. Salinger’in “Çavdar Tarlasında Çocuklar” isimli romanı var. Dili nefis. Hiç betimleme filan yapmadan, o kadar yalın anlatıyor ki, sanki yazarla sohbet ediyorsunuz.

“Hayat kurallara göre oynanması gereken bir oyundur.” diyor ve ekliyor yazar, “Tüm asların bulunduğu takımdaysan, oyun o zaman, tamam; kabul ederim. Ya ÖTEKİ takımdaysan, as oyuncu filan yoksa, oyunla ilgisi kalır mı bunun? Hiç yani. Yok oyun moyun.

Bir diğer paragrafta ise şöyle diyor: Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence geçekten çok iyidir.

Ben bu duyguyu Sait Faik’de duyarım. Ne zaman canım sıkılsa, biriyle konuşma ihtiyacı duysam ve o anda kimseyi bulamasam, onun defalarca okuduğum hikâye kitaplarından birini okurum. Onun için Haldun Taner şöyle der: Sait’in hayattaki bileti lüks mevki bileti idi. Ama o da tıpkı Barba gibi lüks mevkiden, birinciden, ikinciden hoşlanmıyor, soluğu hep üçüncüde, personel koğuşunda alıyordu.

Vedat Günyol ise şöyle diyor: Sait Faik bir sevgi peygamberiydi. Kırk sekiz yıllık, içine en ufak bir haksızlık karıştırmamış, tertemiz bir ömrün akışında içimize insan sevgisinin o ılık, o tatlı, o aziz büyüsünü en asli tarafıyla bir o salabildi: Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey.”

Her zaman Sait Faik’le keşke aynı çağda yaşasaydım da, arkadaşı olabilseydim, onunla bi kez olsun konuşabilseydim diye düşünmüşümdür. Belki bi çoğunuza bu düşünce saçma gelebilir. Gelsin. Beni ilgilendirmiyor. Size saçma gelmesi yani. Hiçbir insanı, etnik kökeni, ayırt etmeyen tam tersine; burjuvadan, sonradan görme zenginlerden, insanları sömürenlerden nefret edip; hikâyelerinde gerçek insanlara yer verip, onları her türlü kusurlarıyla seven, en çok da çocukları, hayvanları, doğayı seven böylesi güzel bi insan nasıl sevilmez? Nasıl onunla arkadaş olmak istenmez?

Ya peki kendisini herkesin üstünde gören böylesi yazarlara ne demeli? Tepeden bakanlara…
Asalet böyle mi oluyor?
Yoksa itici olup, ayrıca komik durumlara mı düşülüyor, orası tartışılmaz bile, bence.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Henüz kendi romanım yayımlanmadı. Adı Aylin'den sonra bir romanını daha okuduğumda, belki saçma ama içimden isyan ettim "ben deli gibi yayınevi aşındırıyorum ve benim yazdıklarım daha iyi!" demeden edemedim. Biyografi yazmakla ilgisi yok bunun, duyguyu okura veremeyişiyle ilgili. Samimi gelmedi hiçbir zaman. Hatta Remzi Kitabevi'ne verdiğim roman teksim geri çevrildiğinde, nedenini sordum, "yayınevi etiğimize aykırı bir yazım tarzınız var" dendi. "ya öyle mi? Ayşe Kulin yayın etiğinize hitap ediyor ama? Komik bir gerekçe keşke daha sağlam bir bahane bulsaydınız" dedim ve çıktım. Ama böyle! Ayşe Kulin'in umrunda olsun olmasın... Kendini tekrarlıyor, sürekli aynı romanı okuduğum hissi veriyor ve ama satıyor! Onu mu yoksa bu kadar okuyucu kitlesine sahip olmasını mı tartışmalıyız acaba? ;) Teşekkür ediyorum size Nilüfer, bu konuda yalnız olmadığıma sevindim :)

elif eser 
 22.03.2010 15:28
Cevap :
Bence bu kapitalist sistemin pazarlama tekniğiyle ilgili biraz da. Yazarlık kursuna gidiyorum ve dün bu konudan bahsettik. Best seller yazarın romanı daha piyasaya sürülmeden kültür sanat programlarında, gazetelerde, dergilerde tanıtılıyor. Bazı yazarlar da bunu gerçekten çok güzelmiş gibi yazınca da -okudukları da şüpheli!- kitleleri harekete geçiriyorlar. Sonuçta yayınevi de kâr amacıyla hareket ediyor. Para kazanma amacıyla var. Sanatı bi yere kadar düşünüyor ki, ayakta kalamaz. Yazdığınız romandan dolayı tebrik ederim ama moralinizi bozmayın bence. Biçok yayınevinin kapısını çalın.Kimlerin ne romanlarını görünce, insan "bu mudur?" demekten kendini alamıyor. Ama maalesef düzen böyle. Herşey kâr-zarar tablosu üzerinden işliyor. Siz TV de görünür olsaydınız, eminim yayınevleri romanınızı basmak için kapınızı aşındırırdı. Böyle düzene isyan ediyorum. Herşeye rağmen bunlar bizi yıldırmamalı. Yalnız değiliz sevgili Elif. Ben size teşekkür ediyorum:) Sevgilerimle... Not: Ayşe Kulin'le il  23.03.2010 14:10
 

Anımsıyorum "Veda" romanını okurken nasıl çileden çıktığımı. O kitapta ısrarla şunu söyler: "Anadolu'yu İstanbul kurtarmıştır. İstanbul'dan kaçırılan silahlarla savaş kazanılmıştır," der. Düşünün, İstanbul işgal ediliyor, direniş yok denecek kadar az, İstanbul kurtarılıyor, o günü coşkuyla anmak bile yok. Sanıyorum romandan anladığımız benzeşiyor. Eğer zamanınız olursa romanlarımı okursanız mutlu olurum. Hegel, "Konuş ki seni görebileyim," der. Diyalogları yoğun tuttuğum iki romanım var. İlginizi çeker mi? Yazınız çok güzel ve akıl üretilerek yazılmış. O yüzden seçkime alıyorum. Sağlıcakla kalın.

Hakan Karaduman (Akdenizli) 
 18.03.2010 11:36
Cevap :
Aynı fikirdeyim. Veda romanında "Kemal" karakterinin ne denli bi kahraman olduğundan, Bakırköy'deki çiftlikteki yurtsever insanların biçoğunun "hırsız" olduğunu iddia etmesinden, -böylelikle- silahları kolayca çalmalarından, Kemal'in kaldığı koğuşun soğan, sarımsak kokmasından duyduğu rahatsızlık... Kısacası kendi çevresindeki insanlar yurtsever, eğitimli v.s., diğer insanları gizli de olsa aşağıda görmesi!.. Bi insan eğitimli değilse suç acaba kimde? Kişinin kendisinde mi, yoksa şartların mı önemi var? Sizin "Huğ" romanınızı yakın zamanda yazdığınızı biliyorum. Mutlaka edinip okuyacağım. Bence diyolog romana insanı çekiyor ve yazarla kendinizi sohbet ediyormuşsunuz halinde buluyorsunuz. Yazımı beğenmenizden ve önerilerinize almanızdan mutlu oldum. Çok teşekkür ederim. Selamlarımla...  18.03.2010 13:54
 

Yalnızca konakları anlatmaz. Sadece Veda ve Umut hayat hikayesi olduğundan konaklarda geçer. Veda romanında üç nesil önceden başlar anlatmaya, Umut romanında da anne ve babasının tanışmalarından itibaren yakın zamanı anlatır. Dağarcığının olmadığına katılmıyorum. Her romanı farklı anlatış biçimindedir. Geniş zamanlarda üç farklı öykü vardır. Kitabın sonunda birleşmiştir. Sevdalinka da iki ayrı aşk ve savaş vardır. Kitabın ortasında romanı çözmek ister ve bırakamazsınız. Füreya dünyaca ünlü seramik sanatçısı Füreya Korel'in hayatını kendi ağzından anlatır. F.Korel'in lüks yaşantısı, Atatürk ile sanat hayatına da yer verir. Köprü romanı doğu ilinde yaşanan olumsuz şartları ve bir Valinin yaşamı anlatılmıştır. "Bir Tatlı Huzur" da M.Nurettin Selçuk'un hayatı ve son romanı "Türkan" da Türkan Saylan'ın hayatı. Ayrıca, çocuk masalı kitabıda vardır. Ben sadece "Bir Tatlı Huzur" ile "Türkan" ı okuyamadım. Tüm kitaplarını severek okudum.

Bosnalı 
 18.03.2010 2:23
Cevap :
Tabii ki herkes aynı fikirde olacak diye bi kural yok. Hepimizin beğenisi ve fikri farklıdır. Ve de öyle olması da güzeldir zaten. Ben "Adı Aylin, Sevdalinka, Geniş Zamanlar, Füreya ve Umut" romanlarını okudum. Bi de ""Bir Varmış, Bir Yokmuş" öykü kitabını. Ama yazıda da bahsettiğim gibi bu romanlarda hep bu duyguyu aldım. Kendi dar çevresini ve ailesini, geçmişini anlatan biri. Toplumcu bi yazar olmadığını düşünüyorum. Katılımınız için teşekkür ederim. Sevgilerimle...  18.03.2010 10:25
 

Tıpkı seni övmeyip de eleştiren yorumlara sırtını döndüğün gibi onun da bunun umurunda olmayacağından emin ol:))

Necdet Gürçiftçi- Faşist MB attı 
 17.03.2010 13:10
Cevap :
Ayşe Kulin'i benimle özdeşleştirdiğinize göre, demek ki ben de popüler roman yazarı olma yolunda ilerliyorum:)) Not: Ben "siz" diye hitap ediyorum, lütfen siz de bana bu şekilde hitap ederseniz sevinirim. Üslup diyorum...  18.03.2010 10:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 275
Toplam yorum
: 1429
Toplam mesaj
: 275
Ort. okunma sayısı
: 753
Kayıt tarihi
: 15.02.08
 
 

Şahsi yazılar. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster