Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Temmuz '12

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
320
 

Ayşegül Yeşilnil ile Söyleşi

Ayşegül Yeşilnil ile Söyleşi
 

Ayşegül Yeşilnil ile Kutsal 1001 Gece Hayvanları’ndan, Ayşegül’ün Balıkları’na ve oradan Zen’e açılan kapıya yolculuk…

Bugün artık bazı üniversitelerin resim bölümlerinde “Ayşegül Yeşilnil Tekniği” diye dersler okutulan ressam ve caz sanatçısı Ayşegül Yeşilnil ile son resim sergisinde hem resimleri hem de müziği üzerine söyleştik.

Zeliha Demirel : Öncelikle kutluyorum ve son serginizi görmüş olmaktan çok mutluyum. Siz iki farklı sanat dalını birlikte çoğaltıyorsunuz. Buradan başlasak söyleşiye…

Ayşegül yeşilnil :Profesyonel olarak icra ettiğim her iki sanat dalında da 25 yılı geride bıraktım, her zaman söylediğim gibi onlar benim ikiz çocuklarım. Resim ve caz müziği, beraber büyüdüler ve geliştiler, onları bıkmadan usanmadan tüm zorluklarına rağmen  ( hele hele ülkemizdeki tüm zorluklara rağmen ) bebeklerim gibi özenle büyüttüm. Çok sevdim ve sadece kalbimin sesini dinleyerek bunca yıldır ürettim. Ayrıca birbirlerini her anlamda beslediler. Dünyanın en şanslı insanlarından olduğuma inanıyorum . Çünkü severek yaptım sanatlarımı. Seçtiğim hayatı yaşadım. Elbette çok zor zamanlar yaşandı ancak bu zamanları bile sanatımda üreterek, durmaksızın üreterek üstesinden geldim. Müzisyen olan Ayşegül, hiç ummadığı bir zaman bir sabah aniden işitme duyusunu ve beraberinde konuşma, yürüyebilme gibi bir çok şeyini de kaybettiğinde onu ressam olan Ayşegül elinden tuttu ve bu dayanışma harika sonuçlara ulaştı. Duymadan ve duyabilmenin "Mucize" olacağı söylendiği süreçte "Ayşegül'ün Rüyaları adlı 7 resimden oluşan seri doğdu. Tanı, İç kulak felci idi ve yapabileceğim tek şey resimdi. Sadece sessiz dünyamda içimi seyrettim ve kendimi çizdim, gözlerim kapalı ve başımda şifa, güç, şans ve yeniden doğuşu sembolize eden hayvanları çizdim. İhtiyacım olanı çağırıyordum resimlerimde. Şifayı, yeniden duyabilmeyi, doğabilmeyi. Bitmek tükenmek bilmeyen umudum ile.  Dokuzuncu ayın sonunda ise geri gelen işitme duyum, sonunda okyanus ötesinde "Mucize" başlıklı bir konferans vermeme neden oldu.  Çünkü, yine bir mucize olmuştu. Trajik ve  çok zor dönemimde yaptığım resimlerim, Paris-UNESCO  ve  UNESCO - ARTAC tarafından davet aldı ve beni Meksika-Campeche Bienali’ne taşıdı." Ayşegül'ün Rüyaları", beni  dünyanın bir ucundaki başka bir rüyaya taşıdı.   

Bir Maya tapınağında açılan bu çok önemli uluslararası sanat platformundaki törende "Uluslararası Ustalık Belgesi" takdim edildi. Akşam verilen karşılama yemeğinde büyük bir latin orkestrası çalıyordu. Hem ressam hem de caz şarkıcısı olduğumu bildiklerinden beni nezaketle sahneye davet ettiler. Bunca zaman sonra sessizliğin sona ermesi ve  yeniden duymaya henüz başlamışken  elime ilk mikrofonu orada aldım ve "Brazil" söyledim. Arkamda büyük bir latin orkestrası çalıyordu. Tüm sanatçılar birden ayağa kalktı ve neşeyle dans etmeye başladılar. Özellikle Brezilyalı sanatçılar  hayretler içindeydi, bunlar muhteşem, bunları yaşıyor olmak muhteşem. Kim bilir o büyük zorlukları yaşamış olmasaydım, bu resimleri çizmemiş ve  yaşadığım bu mutluluğu tatmamış olacaktım ve ardından verdiğim konferans sırasında, barkovizyonda tablolarım gösterilirken yaşadığım her şeyi anlattığımda, gözyaşlarını tutamayan sanat otoriteleri ayağa kalkarak alkışladılar. Yaşanılan dönemin trajik bağından dolayı Türk Frida Kahlo diye bağırdılar..İngilizce verdiğim konferansımı Dünya Plastik Sanatlar Derneği Başkanı, Roza Maria Burillo Velasco anında İspanyolcaya çevirdi. ve "Mucize" yada İspanyolca " Milagro" başlıklı konferansımın sonunda hepsi benim bir ricamı yerine getirdiler. Yeniden duymamın, yeniden doğmamın kutlaması için, hepsinin birden bana çok sevdiğim bir şarkıyı hediye etmelerini istedim. Elele tutuşarak ve sağa sola sallanarak, istediğim şarkıyı "Cielito Lindo " yu söylediler. Hep beraber sevindik, hep beraber şarkı söyledik, sanki hep beraber yeniden doğduk. Sanırım şimdiye değin, sonu katılımcıların söylediği şarkıyla biten başka bir konferans yoktur.
Müzik, tüm sanat dallarını birbirine bağlayan en önemli sanat dalı bence. Dillerini bilmediğiniz insanlarla aynı melodiyi mırıldanabiliyorsunuz..
 Zorluklar her meslekte vardır. Ancak yaptıklarınıza inancınız güçlü ise zorlukların üstesinden gelme gücünü de  "hayat" size veriyor. Özellikle ülkemizde sadece sanat yaparak yaşamak zorlayıcı. Ama bu yolu seçtim. Çalışkan olduğumu biliyorum. Ve yeteneklerim ve edindiğim bilgiler dahilinde elimden geleni yapmaya çabalıyorum. Yaptıklarımı paylaşma zamanı ise muhteşem  bir süreç. Tek başına ürettiğim resimlerin insanlarla paylaşma zamanı geldiğinde çok mutlu oluyorum. Yeni bitmiş olan resim sergim bana öylesine iyi geldi ki. Tuzla'da açtığım sergimde özellikle yoğun olarak çocuklarla, gençlerle, resim yapmaya meraklı her yaş grubundan insanla bir araya geldim. Onlara bilmek istediklerini sevgiyle anlattım. Bilgilerimi paylaştım. Çok kişi tarafından gezildi. Gelenler yanına başka insanları alarak bir daha bir daha geldiler. Neredeyse her gün açılış günü gibi kalabalık oldu. Resmi yapan kişiyle tanışmak insanları çok mutlu ediyor. Daha da ilgiyle izliyorlar. Keşke Anadolu’nun bir çok yerine gidebilecek durum olsa ve sanatımı herkesle paylaşmayı sağlasam. Hiç unutmuyorum, Bodrum Sualtı arkeoloji müzesinde açtığım ilk sergime, Bodrumun yerlisi çok yaşlı bir teyze gelmişti. Bu resimleri kim yapıyor evladım? diye sorduğunda  "Hepsini ben yaptım teyzeciğim" demiştim. Gözlerini hayretle  açmış "hepsini mi ?" demişti. Sonra ellerimi kınalı avucuna alıp  "Bu parmaklarla mı canım kızım ? diye parmaklarımı okşamıştı. Hatta elimi öpmek istemişti ama ben onun elini öpmüştüm. Bunları yaşamak çok güzel. Şimdilerde yaşamıyor olduğunu tahmin ettiğim o teyzeciğin içtenliği, sevgisi, bakışlarındaki güzelliği hiç bir zaman unutmadım. Kınalı ellerini de.     

Zeliha Demirel : Sizi zen yolculuğuna çıkaran ne oldu ? Zen resmi üzerine de konuşalım mı?

Ayşegül Yeşilnil :

" Zen bir yaşama sanatıdır."
" Şu anda ve burada olmaktır."
Fakat her şeyden önce Zen, manevi bir yoldur. Yani gerçekliği mistik deneyim sonucu kavramayı amaçlayan bir yöntem. Aynı zamanda bildiğimiz mistik yollardan da oldukça farklıdır."Gerçekliği görmemizi engelleyen tüm şartlanmaları doğrudan doğruya ortadan kaldırmaya çalışarak" insanların gerçekliği dolaysız bir şekilde kavramasını sağlamak. İnsanlara ne bir felsefi teori, ne de bir dini inanç sunmadan, onların fikir ve inançlarına doğrudan müdahale etmeden, teori yerine tamamen pratik çalışmalara yönelerek aydınlanma yolunda rehberlik etmek. İşte bu da Zen Budizmi'nin yoludur. Dolayısıyla bir kimsenin Müslüman, Hristiyan veya ateist oluşu bir Zen öğrencisi olması için bir engel değildir.


"Zen Resmi..
En az çizgi ile biçimin en önemli özelliklerini tek harekette resmetmektir. Bunun içinse çok güçlü bir gözlemciliğe,detaycılığa ve en önemlisi çok güçlü bir bileğe sahip olmak gerekir. Zen,yapılması en zor olan resim stilidir. Az çizgi ile anlatımdaki güç , az kelime ile bilge cümleler kurmak gibidir. Öze ulaşmaktır ."
Ressam fırçasının hızını çok iyi ayarlamalıdır. Hızla, yani içinden o anda geldiği gibi anlık ilhamla resmini çizmelidir. Tıpkı hayatta hataların düzeltilemeyişi gibi, zen resminde silme, geri dönüp müdahale etme yoktur. Tek hareketle son söz söylenir. 
Zen bir düşünce şeklidir. İnsanın özüne,erdemine ve iç temizliğine inanır. Gerçeğin ise sadece içimizde saklı olduğunu  basit, karmaşık olmayan ve içten şekilde söylemeye çalışır. Gerçeğin sade ve eksiksiz aktarılmasıdır. Güzel Sanatlar Fakültesinde, öğrencilik yıllarımda  bölüm başkanımız Zen resmine çok yatkın bir bileğim olduğunu  keşfetti .Detaycıydım ve beynim adeta bir fotoğraf makinesi gibi gördüğümü kaydediyordu . Ve en yalın şekilde biçimi çizebilme yeteneğim ortaya çıktı. Sonra bunun üzerinde çok çalıştım. Bu stil için özel yapılmış olan fırçanın  tutuş şeklinden , bileğin kullanılma tekniğine kadar bir törendi sanki . Çok sözle söyleyerek  değil, en az cümleyle düşüncelerini ifade etmenin resme uyarlanması  Zen resminin temeli oluşuyordu. “Müzisyenler” serimde, “Kutsal 1001 Gece Hayvanları” serimde ve “Ayşegül'ün Balıkları” adlı resim serimde bunları görebiliriz..

Hocam bana şu hikayeyi anlatmıştı..

Bir zamanlar bir Japon imparatoru varmış. Bir gün emir vermiş ve demiş ki bu ülkede yaşayan tüm ressamlara söyleyin, en güzel horoz resmini bana kim yapıp getirecek? Onu ödüllendireceğim! İmparatorun  emri, tüm ressamlara duyurulmuş. Bir süre sonra başlamış ressamlar horoz resimlerini saraya getirmeye. Ancak imparator  hiç birisini beğenemiyormuş. Ülkenin bütün ressamları, boy boy,  renk renk bir çok horoz resmi yapmış getirmiş ama imparatorun istediği resmi yapan çıkmamış. İmparator bu çok gösterişli, bir çok insanın hayranlık duyarak baktığı resimleri beğenmemiş. Saraya gelen çok yaşlı bir bilge, uzak köylerden birinde bir ressamın daha yaşadığını söylemiş. Elçiler gidip o köyü ve ressamı bulmuşlar ve imparatorun istediğini anlatmışlar. Ressam uzun uzun düşünmüş ve demiş ki bana 3 ay süre verin..

Saraya dönen elçiler haberi imparatora iletmişler. Aradan 3 ay geçmiş. İmparator sabırsızlanıyormuş. Getirin artık ressamı demiş. Gitmişler ve ressamı saraya getirmişler.

Ressam imparatorun huzuruna çıkmış. Kolunun altında ise koskocaman bir kağıt rulosu. Aç !  demiş imparator. Ressam, dizlerinin üzerine yere oturmuş ve kağıdı açmış. Ancak kağıt bomboşmuş !!
İmparator hırsından deliler gibi bağırmış. 3 ay süre verdim sana. Koskoca 3 ay boyunca ne yaptın ? Sen benimle alay mı ediyorsun ? ! kesin şunun  başını !!
Ressam gayet sakin bir şekilde İmparatora bakmış. Boynuna astığı çantasından fırçasını ve boyasını çıkarmış ve son derece kararlı bir kaç fırça darbesi ile son derece sade ve muazzam bir horoz çizmiş..
İmparator hayretler içerisindeymiş. Sevinçle ellerini çırpmış ve, İşte ! demiş, İşte !!  İstediğim horoz resmi buydu !! 

Ressama bunun sırrını sormuş. Nasıl demiş nasıl yaptın bu muhteşem horoz resmini?

O ise yine aynı sakinlikte cevaplamış imparatorun sorusunu.

" 3 ay boyunca durmaksızın o horozu seyrettim "


İşte ressamın burada yapmış olduğu zen resminin özünde zen düşüncesi yatmaktadır. O kadar uzun zaman  onu izlemiş en önemli özelliklerini beynine kaydetmiş ve bir anlamda "o" olmuştur ki…En yalın, en şatafattan uzak şekilde "Öz" olanı çizme başarısı en üst seviyede olmuştur.

Zeliha Demirel : Resimlerinizi izlediğimde bende suyun içinden yürüyüp geliveren bir denizkızı imgesi canlanıyor size dair. Su ile ilişkiniz resimlerin arkasında sunulandan daha yoğun olduğunu düşünüyorum, yani şöyle diyebilirim sanki siz suda yaşıyor ve oradan çıkıp aramıza katılıyorsunuz?

Ayşegül Yeşilnil :Biliyor musunuz en çok aldığım soru "Balık" burcu musunuz ? :)  Suyu çok seviyorum . Suyun altında olanları da, su canlılarını da, gizemli, estetik ve rengarenk ve dingin... Masumiyeti var . İnsanoğlunun fazla müdahale edemediği bir alan. Denizkızlarının olduğunu düşünmek hoşuma gidiyor.  Onları çizmek, balıkları çizmek. Bu arada, balık burcu değilim:) ama balığı seviyor olmak için ille de  o burçtan olmak gerekmiyor değil mi ? :)    Yaramaz bir bebek değilmişim ama biraz huysuzlanma anımda annem hemen küvetime oturturmuş ve ben aniden gülmeye,ellerimi çırpmaya başlarmışım.. Su bana hep neşe vermiştir, sakinleştirmiştir. Suyu seyretmeyi çok severim. Biraz gergin olsam hemen deniz kenarına giderim. Yağmur, fırtına bile olsa bunu yaparım. Bir süre denizi seyretmem beni kendime getirir. Yüzmeyi de çok severim. Mümkün olsa suda uyusam derim. Sanırım  reenkarne olmuş bir denizkızıyım :) Denizin olduğu şehirde büyüdüm. İzmir’de deniz kenarında otururduk. Balıkçıları seyrederdim, pancar motorun çıkardığı o pat pat sesiyle denize açılan balıkçıları. 2 sıra halinde sahilde ağ çeken balıkçıları.  Yosun kokusunu içime çekerdim. Denizatlarını, deniz kaplumbağalarını seyrederdim. Yine çocukken sabahtan akşama kadar denizde kalırdım. Çıkma zamanı geldiğinde üzülürdüm. Tıpkı caz söylerken son şarkıyı söyleme zamanı geldiğinde üzüldüğüm gibi. Aslında dalgıç olabilmeyi isterdim  o zaman kim bilir ne sihirli görüntülerle karşılaşabilirdim?

Zeliha Demirel : İki farklı sanat dalını aynı başarıyla yan yana götürebilen ender sanatçılardansınız. Mutlaka bu iki farklı dal birbirini besliyor ve tetikliyor düşüncesindeyim. Resminizin müziğe, müziğinizin resme etkisi üzerine neler söylersiniz?

Ayşegül Yeşilnil :Müziğin doğrudan içinde olduğum için resimlerimin konusunu etkilediler. Çok fazla gece yaşamı, müzisyen, enstrüman çizdim. Hep yaşadıklarımı ya da olmasını hayal ettiklerimi çizdim. Sahnedeyken modellerim karşımda oturan dinleyicilerim oldular yada sahneyi paylaştığım müzisyen arkadaşlarım. Renkli, heyecanlı, duygu yüklü zamanlar bunlar. Ve o duygu yoğunluğu resimlerimde renk ve biçim olarak ortaya çıkıyor. Müzik dinleyerek resim yapıyorum. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan. Garip bir trans hali resim yapma süreci. Aynısı müziğim için de geçerli  sahnede  zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Ayrıca, yaptığım resimler gibi şarkı söylediğim zamanlar kendimi iyi hissediyorum :)  Doğaçlama (Scat) yapmayı çok seviyorum. Caz müziği özgürlüklerin müziğidir ve doğaçlama anım şarkının içinde kendimi en iyi ifade ettiğim zaman dilimidir. İşte o doğaçlama anı, şarkının resmini yaptığım andır diyebilirim.

Ayrıca yazılar yazıyorum. Bazı web sitelerinde köşe yazılarım çıkıyor. Albümümdeki şarkı sözlerinin tümünü yazdım. Tekstil tasarımı ile ilgim devam ediyor. Eğitimini almış olduğum alandan uzak kalamam ki ? Yani bir çok insan nasıl olur diye şaşırıyor ve  ben bunu anlayamıyorum. Sanatçı bir bütündür; okur, yazar, çizer, söyler, tasarlar, bunların hepsini bir arada da yapabilir. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu şiir de yazdığı için kim yargılama hakkına sahiptir? İlham adı verilen yaratıcı his bazı insanlara  bir çok alanda gelebilir. Bizler sadece iletken madde gibi "geleni" aktarıyoruz. Hepsi aslında var olanın farklı yorumları. Yaptıklarım, sadece yeteneklerim, hayal gücüm ve eğitimle edinmiş olduğum bilgi birikimiyle hayata vermekten mutluluk duyduğum cümleler, renkler, sesler, biçimlerden ibaret.    

Umuttan yanayım, sevgi, barış ve varedicilikten yanayım. Hayattan yanayım. Bilgiden, eğitimden, kültürden ve paylaşımcılıktan  yanayım. Bunların tam tersini yapan o kadar çok insan var ki. Bu anlamda çok daha çalışkan olmamız gerektiğine inanıyorum..

Ve dünya üzerinde sanatın çok daha fazla üretildiği, kabul gördüğü, desteklendiği bir yaşam biçiminin olmasını diliyorum. 

Zeliha Demirel : Sanatçı olarak kadın olmak ?

Ayşegül Yeşilnil :İşte bu zor. Kadın sanat ile uğraşıyorsa daha güçlü olması ya da olmaya çabalaması söz konusu. Erkeğin egemenliğinde  bir dünyada yaşıyoruz. Elbette kadın iş yaşamının bir çok dalında varoldu. Ancak doğası gereği doğurganlık, anne olma durumu, yaşamın içerisindeki rolünün ağırlığı, sanattan zaman zaman bazen de tamamen uzak kalmasını sağladı. Tanıdığım bir çok kişi var.  Sanatını bir kenara koyup "adanmış" bambaşka bir hayata, boyuta geçen öylesine çok yetenekli kadın var ki ? Bu yüzden sanat tarihi kitaplarında kadınları daha az görürüz. Sanat yolculuğuna  çıkmış kadınların  bu konuda biraz daha duyarlı olmalarını istiyor gönlüm. Aşkları, karşılıksız aşkları, çocukları, ev  sorumluluğu, hayat sorumluluğu derken kadın sanatını arka plana itme durumunda kalmıştır. Erkek sanatçı, kadın sanatçı diye ayırım yapmıyorum. Sanatı üreten insan aslında konu. Ancak bu noktada kadının omzunda daha fazla yük var ve ben bu noktaya dikkat çekmek istiyorum. Etrafında yaşamını bir çok anlamda kolaylaştıran başka insanlar varsa o zaman daha üretken olabiliyor. Ama kaç kadın bu lükse sahip ?

Bir de sanatçı taklidi yapan kadınlar var. Bu da son zamanlarda çok fazla dikkatimi çeken konu. Ana malzemesi olan dişiliği sayesinde, güçlü bir sponsoru olan kadın (ki bu genellikle eşleri yada başka kişiler oluyor) sürekli sanat vitrinlerde. Yurtiçi ve yurtdışı sanat fuarlarındalar, yüklü bedeller ödeyerek katılım imkanları buldukları niteliği tartışılması gereken bienal (!) lerdeler. Önüne gelenin katılabildiği, para tuzağına dönüşmüş bienallerdeler.  Sonuçta sanatsal  yetkinlik  önemli değil. Bedelini  verenler  yurtiçi yada yurtdışındaki en lüks galerilerde sergi açabiliyor. Lüks katalogları, afişleri oluyor. Özgeçmişlerindeki satırları fazlalaşıyor (!)

Zeliha Demirel : Her kavramın içi boşaldığı gibi bir küratör furyası şimdilerde alıp başını gidiyor. Küratör kavramına nasıl bakıyorsunuz?

Ayşegül Yeşilnil :Herkes ressam, herkes küratör (!). Cehalet ve haddini bilmezliğin yarattığı kavram kargaşası.  Bu sanatın her dalında var . Hem de tüm dünyada. Müzik piyasasında durum ne denli farklı olabilir ki ?  Sesi olmayan bir çok insan, stüdyoda yaratılan yapay seslerle albüm sahibi oldu. Ne kadar albümün olursa o kadar sanatçısın (!) .. Tüm TV. kanallarında ortadasın. Sığ zihniyetli program yapımcıları onları tanıtıyor. Ve insanlar iki kelimeyi bir araya getirmekten yoksun, kendilerini "Sanatçı" olarak tanıtan bu canlı türlerini tanıyorlar. Yalan dünyanın yapay sanatçılarını. 

Çok yakın tarihte pek mühim bir mevkii 'de pek mühim bir şahsiyet ile pek mühim bir toplantı yapmıştım. Bu bey olası caz konserim ile ilgili onayı verecek kişi. Bana şunu dedi: "Cazdan hiç anlamam. Peki caz  söylenilebilen bir müzik türü müdür ? İşte  o an beynimin uyuştuğunu hissettim ve " Frank Sinatra adını biliyor musunuz?" dedim. Gayet net bir şekilde  "Hayır" dedi.

Bunun üzerine söylediğim son cümle şu oldu "O halde beni bilmenize hiç imkan yok!".

Zeliha Demirel : İnsan iyileşecek mi umudunuz var mı ?

Ayşegül Yeşilnil : Ben hayatta her zaman umuttan yana oldum. İnsanın iyileşmesi en zor sınav. İnsanoğlu  bunu başarabilirse zaten tekamül de tamamlanmış olacaktır. Ancak hangi asırda tamamlanır onu bilmek gerçekten zor?

En vahşi canlı türü "İnsan" olarak görünüyor. Zira düşünebiliyor ve düşünceleri ile yok eden olmayı seçmesi onu tehlikeli kılıyor. Bu noktada ise dengeleri oluşturmak çok önemli. Birileri "yapma"ya birileri "yok" etmeye geliyor. Asırlardır bitmeyen iyilik ve kötülüğün sürekli karşı karşıya gelmesi gibi. Sanat ve Bilimin önemi çok fazla. Bilginin önemi çok fazla ve bence eğitim her şeyin çekirdeği. Bunca olan bitene rağmen, doğru ile yanlışın, gerçek ile yalanın, çoğu zaman yer değiştirdiğini yaşamamıza rağmen, ilk başta da belirttiğim gibi hala, inatla umuttan yanayım.

Cehaletin ve maddiyatın işgal ettiği kaleleri ancak eğitim ve bilgi yenebilir. Süreç belki çok uzun ama umarım bunu görebiliriz.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel bir söyleşi olmuş emeğinize sağlık...selamlarımla.

Tülay EKER 
 21.07.2012 10:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 66
Toplam yorum
: 41
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 661
Kayıt tarihi
: 05.03.09
 
 

Konya Akşehir doğumluyum. İnşaat Mühendisliği mezunuyum. Yirmi yıldır aktif olarak plastik sanatl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster