Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ekim '13

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
391
 

Aytaç Şenel: Tik Tik Tararo

Aytaç Şenel: Tik Tik Tararo
 

Kapak tasarım: Hakan Esmergül Editör: Gürol Tonbul. Meşe Kitaplığı 2013


Bir gün uyandığınızda dışarıdan, ‘Tik tik tararo! Tik tik tararo!’ diye bir ses gelse ne yaparsınız?

O sesin bir ara üstüne basa basa, ‘Tik tik tararooo! Çocuklara yarar o!’ diyerek sizi çağıyor olsa nasıl bir duyguya kapılırsınız, değil mi?

Eğer anneniz evde size tatlıca bir şeyler yapamıyor ise siz de birkaç kuruş vererek; incecik bir kamış çubuğa sarılı o renkli macunlardan hiç olmazsa bir tane satın alarak özleminizi gidermek istemez misiniz?

Eğer içinde bulunulan günler yokluk, çarpık, parasızlık, işsizlik ile dopdolu ise, ‘Tik tik tararo! Çocuklara yarar o!’ çağrısı çocukları nasıl etkiler değil mi?

İşte bu gibi durumlar ile bazı çarpıklıkları da öğrenerek sorgulamak isterseniz Adana’nın 1940’lı yıllarına gitmek ister misiniz?

O Adana ki o yıllarda içinde barındırdığı nice yoksunluğa rağmen atalarımızın engin bir sevgi, saygı ve dayanışma ilişkileri ile her türlü olumsuzluğa karşı direnerek o günlerden bugünlere gelmiştir, desem yeridir.

Adana’nın Tepebağ’ından sonra yan yana en eski iki mahallesinden biri olan Kayalıbağ’ında 1936 yılında doğan Aytaç Şenel Tik Tik Tararo adlı anılar demeti ile bizi 1940’larda yaşadıkları ile yüz yüze bırakıyor. O yıllarda Kayalıbağ ile Şenellerin bağ evleri çevresinde olan bitenler yanında toplumun eğlence hayatı, bazı yeniliklerin topluma etkisi ve Adana’daki polis baskınları ile basın yayın hayatının da bazı kesitlerini bulabildiğimiz anılar Aytaç Şenel’in belirttiği gibi nice ‘acı’ durumları yansıtıyor.

Aytaç Şenel bu ölümsüz eserine yazdığı önsözde kulaklara küpe olabilecek şu sözlere yer veriyor:

‘İkinci Dünya Harbi zamanında her ailenin inanılmaz acılarını kendi içlerine gömmesini, ‘Kol kırılır yen içinde kalır’ deyimiyle açıklayabilirim. Bu anlattığım anıların başlangıçları ve sonuçları gerçek olup, bu iki nokta arasındaki gelişmeleri de en uygun anlatımla kaleme alarak anılarımı tamamladım. Kitapta geçen insanların ve mekânların isimlerini, o günleri yaşayıp da bugün hatırlayabilecek olan Adanalılara acı vermesin diye kısmen değiştirdim.’

TRT’nin kuruluşundaki ilk görüntü yönetmeni, gazeteci ve öykü yazarı Aytaç Şenel 1968 yılında görüntü yönetmeni (kameraman) olarak girdiği TRT’de pek çok belgesel ve drama türü eser yanında haber dizilerini gerçekleştirmiş, bir öğretmen olarak onlarca kameraman yetiştirdikten sonra 1998’de emeklilik yıllarına adım atmıştır.

Kendisini 1977’de uzaktan tanıdığım ancak 1978’de TRT'nin ilk yönetmenlerinden Tuncay Öztürk'ün Jack London'dan uyarlayarak yönettiği Ateş Yakmak adlı TV Oyununun görüntü yönetmeni olarak çalışma ekibimize katıldığında tanımış, 1997’ye kadar sık sık görüşmüştük. TRT’nin kurucu yönetiminde kameraman olarak görev alan Aytaç Ağabey şimdi emeklilik yıllarını yaşıyor İzmir’de. Yeri geldiğinde çok azını bize anlattığı anılarını sonunda yoğun bir çaba ile yayınlaması okuyucular için büyük bir kazançtır. Onun toplumsal ve siyasi boyutları bakımından değişik içerikler taşıyan gözlemleri ve düşünceleri sanırım bizi bize anlatabilecek en çarpıcı dizi filmlerden biri olur.

Aytaç Ağabeyimin yaklaşık elli gün önce bana yollamış olduğu bu anılarını Düziçi’nde okurken annemin, ‘Oğlum sen o kitaba âşık oldum galiba’ deyişini ise hiç unutamam. O sıcak günlerde büyük bir ilgi ile okuduğum bu anılar 1950’lerde iki kez 1963’ten sonra ise sık sık gittiğim Adanalıları anlamak bakımından da beni çok etkilemiştir. Tik Tik Tararo’da anlatılan Adana ise bugün yer yer çarpık kentleşmenin yansımalarını taşıyor olsa da her bakımdan gelişmiş bir kentimiz.

Çoğumuzun bildiği gibi yazarlıkta en zor işlerden biri de kişinin kendisini anlatmaya kalkışmasıdır. Bu işi başarabilmek için bazı özelliklerinizi anlatmak kadar anılarınızı anlatabilmek de zor olsa gerek. Kişiliklerimiz ile anılarımız konusunda titizlik göstermemiz yanında içtenlik, gerçekçilik, duygusallık, başkalarına olan sevgi ve saygımız kadar pek çok etkenin varlığı bizi kuşattığı için kendimizi anlatmak gibi birçok yönlülük işine kalkışabilmek en zor çabalardan biridir bence.

1978 Şubat ortasında Ateş Yakmak filmi sırasında Uludağ’daki çekimlerimiz boyunca tanıdığım görüntü yönetmeni Aytaç Şenel kendisini anlatmak konusundaki bu sorunu başarı ile bitirmiş bulunuyor. İzmir’de yaşayan saygıdeğer meslektaşım Aytaç Ağabeyim on ay kadar önce beni aradığımda çocukluk ve gençlik anılarını bitirmek üzere olduğunu söylediğinde ne kadar sevindiğimi anlatamam. Çünkü onun çocukluk, gençlik ve TRT içerikli birbirinden ilginç anılarının bir kaçını, onun özlü anlatımı ile dinlemiş olduğumdan çok önemli yüzlerce anılar demeti ile karşılaşacağıma inanıyordum.

Onun 1940’lar ile 1950’leri içeren Tik Tik Tararo adlı anılarını yenice bitirince bu düşüncemde yanılmamış olduğumu anladım. 1970’lerin o çalkantılı günlerinde Aytaç Ağabey, ‘Bakın çocuklar…’ diyerek geçmiş günlerden olduğu kadar o an karşılaştığımız bazı olayları da değişik açılardan irdeleyerek bizi güldürmeye ve düşündürmeye çalışırdı. Aytaç Ağabeyimin, ‘Acı tatlı anılarımın çok azını bu kitapta anlattım. Biz üzüldük, siz de üzülmeyin diye’ seslenişindeki haklılığı her anısında değilse bile çoğunda kendisini gösteriyor.

TRT emeklisi Aytaç Şenel’in çocukluğunda öğretmen, araştırmacı, gazeteci babası Necmi Bey Adana’da Seyhan Irmağı üzerinde çevredeki tarlaların sulanabilmesi için kurulan regülatörün yapımında teknik ressam olarak çalışmaktadır. Elbistan’dan doğan Seyhan Irmağından aldığı suları kanallar aracılığı ile Çukurova’da önemli bir görevi bugün bile yerine getiren bu regülatör Alman Mühendisleri ile Adanalı işçilerin ve ustaların eseridir.

Şimdi sözü çocukluğunda sarı saçlı olduğu için dedesince Altınbaş olarak çağrılan Aytaç Şenel’e bırakmakta yarar vardır, diye düşünüyorum:

‘’Regülatörün inşası birkaç yıl sürdü. Yaz aylarında ya Yeni İstasyonun arkasındaki dedemlerin bağında kalırdık ya da dedemler yakın bir kira evinde. Bazı günlerde de babamla şantiyeye giderdik. Babamın Alman patronunun evi, şantiyenin yanındaki iki katlı bir binanın üst katıydı. Binanın alt katı teknik çizimlerin yapıldığı ve buna benzer bir takım işlerin yürütüldüğü bürolara ayrılmıştı. Evin bulunduğu yerden regülatör inşaatı apaçık görülüyordu. Zaten o dönemlerde buralar uçsuz bucaksız dümdüz tarlalarla doluydu. Yemek aralarında başta proje başkanı olmak üzere diğer Alman ve Türk personel tepeden inşaatı seyrederken hararetli hararetli konuşurlar, ellerindeki projeyi inceleyip üzerinde bir takım düzeltmeler yaparlardı.

‘Proje başkanının Pepi adında benimle aynı yaşta bir oğlu vardı. Babam, şantiyeye bazen bisikletle gider gelir, bazen de bir kamyonet kendisini alırdı. Kamyonet geldiği günlerde babam, annemi ve beni şantiyeye götürürdü. O yıllarda her taraf tarla ve bağdan geçilmezdi. İn cin top oynuyor, derler ya, aynen öyleydi. Dilberler Sekisi’nde regülatöre çok yakın bir bölgede on üç dönüm kadar bir bağımızın olduğunu yıllar sonra öğrendim. Bağ, Seyhan Barajı için istimlâk edildiğinde, ben on dört yaşlarında idim. Hatırladığıma göre metresi yirmi dört kuruştan istimlâk edilmişti. Şimdilerde bu bölge çok gelişmiş, imara açılmış ve Yeni Adana doğmuş. Modern ve örnek bir Adana.’

Tik Tik Tararo adlı anıların yazarı ak saçlı Aytaç Şenel’e göre, ‘Yıldız tarihi: 2012. Halen değişen bir şey yok. Yine binlerce çocuk savaşlarda kaybediliyor. Dünya ise yine seyirci.’

Başta Pepi olmak üzere yirmi sekiz Almanın sonlarının ne olduğunu ve Aytaç Şenel’in daha nice ilginç anılarını Tik Tik Tarraro’yu tanıtmak istediğim diğer yazılarımda bulacaksınız.

Üç yüz sayfalık eser İzmir'de bulunan Meşe Kitaplığı ile Yakın Kitabevi'nin işbirliği ile Haziran 2013'te yayınlanmıştır.

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu topraklarda toplumsal değişme çok hızlı ve biraz da acımasız oldu galiba.... Çünkü değişme kendi dinamiklerinden uzak bir değişmeydi.

galip uyar 
 22.10.2013 18:44
Cevap :
Galip Bey olaya 'değişme' diyerek sorunu büyüttünüz bence.O yaman değişme;kişiliklerden toplumsal düzenlere, üretimden uzaya kadar tartışılabilecek içerikli 'değişim' başlı başına bir süreç bildiğiniz gibi.Eflatun'dan A. Comte'a, Farabi'den İbni Haldun'a, Koçi Bey’den A. Cevdet Paşa ile N. Kemal’e, Z. Gökalp’ten O.Türkdoğan’a kadar uzanır bu kavga. Onu burada tartışmak uzun sürse de değişim adlı kaçınıl(a)maz içerikli dev oluşumu değişik yönleri ile tartışmalıyız.Bildiğiniz gibi toplumların iç yapılanmaları yanında aydınlarının ‘ileriye gitmek’, ‘alışılmışların dışına çıkmak’, ‘ganimet,sömürü,talan ve rekabet’ yanında ‘denizlerden uzaya kadar ele geçirme’ kavgası da bizi her yanımızdan kuşatmıştır.Önceleri Doğu’nun tekelinde olan değişim 1200’lerden sonra Batı’nın eline geçmiş Osmanlı’nın (400) yıl kadar direnişi ise ‘dâhili ve harici’ etkileşimler sonucu yenilgi ile sonuçlanmış ve çok yönlü saldırılara bağlı bir biçimde batırılmıştır.1940’lardaki Adana’da bu değişimlerden etkilenir.  22.10.2013 22:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 994
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster