Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ağustos '12

 
Kategori
Yurtiçi Tatil
Okunma Sayısı
4100
 

Ayvalık'ta bir hafta

Ayvalık'ta bir hafta
 

badavut koyundan görünüm


Görmediğimiz bir yer görmek adına Ayvalık'ta yaptık tatilimizi bu yaz. Aslında 35 sene kadar önce ben çocukken Ayvalık'a gelmişiz ve tek hatırladığım detay, "şeytan sofrası".

Tatilimize İstanbul Moda'dan da tanıdığım Artür Bey'in bu yaz hizmete açtığı Kuyulu  Bahçe'de başladık. Eski bir Rum Evi'ni restore etmiş Artür Bey ve gerçekten konaklaması zevkli bir hale getirmiş. Ayvalık çarşısına yürüme mesafesindeki Konukevi'nde 4 oda var ve hepsi farklı dekore edilmiş. Burada konaklamanın en büyük zevki, kendinizi evinizde hissetmeniz ve eski Rum evleri dokusunun çok da merkezinde bir yerde bulunuyor olmanız. Ayvalık'ta hergün farklı bir yere gitmek ve farklı biryerden denize girmek keyifli, bu bakımdan denize yakın bir yerde olmanın çok da ilave bir avantajı yok. Bu bakımdan arabalıysanız ve geceleri kalabalığa yakın olmak istemiyorsanız, Kuyulu Bahçe iyi bir seçim olacaktır. Fransız ve İtalyanlar da buranın kıymetini anlamış olacak ki, kaldığımız süre boyunca her iki milletten insanlara rastladık.

Daha sonra Sarmısaklı'daki Türkevi Butik Otel'de devam ettik tatilimize. Buranın sahibi Ender Bey, Ayvalık'ın yerlisiymiş. Daha önceleri bar olarak işlettikleri avlulu evi son beş senedir otel olarak işletiyorlar. Sloganlarında Ayvalık'ın ilk butik oteli olmak var ve broşürlerinde amatör ruhla hizmet vermeyi benimsediklerini belirtmişler. Genel olarak memnun kaldığımız otelde hizmetin amatör olduğuna ben de katılıyorum. Aslında, Ayvalık'ın genelinde hizmetin çok da profesyonelleşmediği yönünde hissiyatım var. Buralarda turizm ihtiyacı karşılıyor ve beklentilerin üzerine çıkmak gerekmiyor. Ya da zaten gelenler beklentilerini yüksek tutmuyor. Bu arada Ender Bey çok sıcak ve müşterisiyle birebir ilgilenen birisi; hatta talep edilirse zeytin ve yağının da iyisini buluyor müşterilerine.

Resepsiyonlarında yabancı birkaç ülke bayrağı ve yine bazı ülkelerde saatin kaç olduğunu görebildiğiniz oteller ise herşey dahil sisteminde hizmet veriyor ve fiyatları da buna göre artıyor. Bu otellerde havuz veya su parkları da mevcut ama Ayvalık gibi denizi çok güzel bir yerde havuza mahkum kalmak bence hoş olmaz. Çocukluysanız bile çocuğunuzla hergün sorun yaşamamak adına böyle havuzlu yerleri tercih etmeyin bence.

Sarmısaklı'da denize girmek bize güzel geldi. Temiz bir deniz, alabildiğine uzun ve ferah bir kumsal. Ama Ramazan ayı etkisini unutmamak lazım. Yazlık sahibi bir beyefendi, normal zamanlarda şemsiye koyacak biryer bulmanın mümkün olmadığını söyledi.

Badavut, Sarmısaklı ile Ayvalık arasında Sarmısaklı'ya yakın bir belde. Buranın koyu da çok temiz. Özak Otel'in ve Yazevi apart Otel'in önlerindeki kumsallardan denize girmeyi tercih ettik 3 gün boyunca. Sarmısaklı'ya göre daha sakin ve tabi ki daha küçük bir koy. Yine de daralacak kadar bir kalabalık yoktu ki bu da Ramazan ayı etkisi olsa gerek. Buralarda da hizmetin aksadığını söylemem gerek. Ayrıca Ayvalık'ta iyi çay içmeye de hasret kaldık. Sadece Cunda'da Balıkesir Kafe diye bir yerde taze çay içebildik..

Bir başka gün Patriçe koyundan girdik denize. Ne yalan söyleyeyim, ben fazla beğenmedim burayı. Oldukça salaş ve elektrik dahi yok. Bir kaç barakada hizmet veren birkaç yerli aile. Zaten ulaşımı da tozlu topraklı bir koydan yapılıyor. Tek avantajı denizinin bölgeye göre çok daha sıcak olması. Çocukluların rahatça ve keyif alarak denize girebilecekleri bir koy. Söz açılmışken belirteyim, deniz Ayvalık genelinde oldukça soğuk.

Patriçe'ye giden yol üzerinde Sabancı'ların restore ettiği Ayışığı Manastırı'nın girişi de var ama restorasyon bitmediği için ziyarete açık değil henüz. Cunda adasında da bir kiliseyi Koç Vakfı ele almış. Yine yakınında eski bir yeldeğirmenini kafe ve kitap okunacak bir alan, balkon manzaralı bir yer olarak hizmete açmış Koç'lar. Bugünlerde okuduğumuz bir magazin haberi de Boynerler'in gelininin Ayvalık'ta yaşayacağına dairdi. Hülya Avşar'ın magazinleştiremediği bölgeyi, aceba Türkiye'nin zenginleri mi canlandıracak? Aslına bakarsanız burada Alaçatı'nın potansiyelini gördük biz. Eski Rum evlerinin restore edilmesi ve turizme açılması, bambaşka bir  yol açar bu beldeye.

Cunda Adası bizi hayal kırıklığına uğrattı. Yıllardır adını duyduğumuz adanın hiçbir özelliği olduğunu düşünmüyorum. Çarşısında birkaç tostçu, sahilde 20ye yakın balıkçı ve lokmacı. Özellikle sahildeki bu işletmeler deniz görüntüsünü kapatmış ve ancak birşeyler içip yerseniz ki deniz kenarındaki masalarda yer kalmışsa denizi görebiliyorsunuz. Uzun saçlı bir adamın lokma tatlısını methetti birkaç kişi. Bulduk ve girdik deniz kenarına yakın bir masaya. Toplasanız 8-10 kişinin bulunduğu mekanda 10 dakika boyunca kime sipariş almaya gelmeyince kalktık hemen. Doğu blokundan bugüne ulaşan ülkelerde hizmetin böyle aksadığını duyarız zaman zaman. Neticede bu bölgede genel olarak yeme içme sektörü çok profesyonel değil.

İyiler de yok değil. Mesela Sarmısaklı girişinde Zeytinyağlı Ev Yemekleri adlı bir yer var. (Kamil Koç ofisi yanında) Yemekleri gerçekten başarılı. Servis de istekli ve hızlı. Özellikle işkembe güveçi tavsiye ederim. Beyin salatası ve çorbasını denemedim ama bu türleri sevenler için başarılı bir yer. Tabi ki diğer etli ve tavuklu yemekler de var, ve çorbalar. Sloganları: Tek rakibimiz anneniz..Velakin benim anneme rakip olacak kadar iyi değiller.

Ayvalık çarşı içinde Caramel kafenin sahibi Yasemin Hanım'ın elinden çıkan Türk kahvesini kesinlikle tavsiye ederim. Kendisinin bölgeyle ilgili bilgi içeren sıcak sohbeti de yol gösterici oluyor. Şekilli pastalar da yapan Yasemin Hanım'ın konaklama tavsiyeleri Artür Bey'in Kuyulu Bahçesi ve yine çarşı içindeki İstanbul Pansiyon oldu.

Kuyulu Bahçe'ye çok yakın bir meydanda, yüzyıllık akkavak altında bir kahve var: Şeytan Kahvesi. Koruk suyu ve Türk kahvesi içtiğimiz kahvede kitaplarla dolu kütüphane ve duvarında eski resimler var. Bir duvarı boylu boyunca kaplayan resim, mübadelenin son gününde o sokakta yaşayan kişilerin son kez çektirdikleri fotoğraf da var. Genç Mustafa Bey de sorularımıza sabır ve içtenlikle yanıt verdi. Mustafa Bey'in söylediğine göre o zamanlar buralarda yaşayan Rumlar, "nasıl olsa döneriz" düşüncesiyle ocakta yemeklerini, çaydanlıklarını bırakmışlar. Şimdi bazıları gelip dedelerinin, nenelerinin yaşadığı evleri görüp konuk oluyorlarmış şimdiki ev sahiplerine.

Ayvalık'ın esnafı için de birşey söylemek istiyorum. Ara sokak bakkalları, küçük marketleri, çarşı esnafı, lokantalar, tostçular; istisnasız güleryüzlü ve ilgililer. Yani başından beri yazdığım amatörlükle, ilgisizlik karıştırılmasın. Herkes size hizmet vermek için can atıyor aslında. Uzun saçlı lokmacıda da gözden kaçtık herhalde:)

Buranın bir klasiği olan Şeytan Sofrası, tüm bölgeyi yüksekten görebileceğiniz ve fotoğraflar çekebileceğiniz bir yer olmaktan öte değil. Yine de güneşin batışını seyretmek zevkli buradan.

Genel olarak biz burayı sevdik. İstanbul'a yakın olması da güzel. Yalova'dan itibaren 500km yol yapıyorsunuz ki normal bir seyirle 5-6 saatte ulaşılır. Bir tavsiye: Tekne turunuzu son güne bırakmayın. Biz öyle yaptık ve hava biraz kapalı ve bulutlu olduğu için tur iptal oldu. Bu sene için tur şansımız kalmadı. Buranın tekne turları da arabayla gidilemeyen çok güzel koylara ulaşmak adına önemliymiş. Kısmetse bir dahaki sefere..

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 33
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 2538
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

MBA değil ama HBA (Herşeyi Bilen Adam) yapmış birisiyim. Hemen her konuda fikrim var ama hiç fikr..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster