Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Temmuz '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
431
 

Az kullanılmış çarşaflara gelesin

Az kullanılmış çarşaflara gelesin
 

by suret (Okuma yazma bilmeyenlerin bile telaşlı bir sevinç içerisinde sarılmak istedikleri adamdan)


Bugün öğleye doğru, “Attığın taş ürküttüğün kurbağaya değsin” diye bir laf duydum, çok fena oldum. Kurbağa seven biri filan değilim ama durup duruken de kurbağaların ürkütülme noktasında daşlanmasına karşıyım arkadaş. Hem siğil-miğil atar okuda okuda bi hal olursun. (Not: Modern tıpta siğil tedavisi tamamen başarısızdır. Yegane tedavi; siğilli insanın parmaklarını yarım kilo aşurelik buğday ile birlikte, Allah katında sözü geçen hatırı sayılır bir alaylı hocaya okutmaktır.) 

Yazılarımın girizgahı noktasında, ıkınma derecesinde sıkıntı çektiğim oradan da (okuyan arkadaşın bulunduğu mekandan temsil:evinin mutfağı) belli oluyor mu bilmiyorum ama aklı başında bir cümleyle yazıya başlamak için 2 ay beklediğim oluyor. Evet, 2 ayın sonunda bulabildiğim cümle yukarıdaki gibi. 

Sayın Başbakanımız ne kadar çok “… noktasında…” diyor, nerdeyse her cümlesinde bu kelimeyi bağlaç olarak kullanıyor. Hayır kullansın kullanmaya da hitabet noktasında bir yavanlık oluyor. 

İtalya görmüş arkadaşım olduğu için çok mutluyum. Ne bileyim Almanya görmüş arkadaşım da var ama Almanya görmüş arkadaş, İtalya görmüş arkadaş kadar keyif vermiyor, bence İtalya görmüş arkadaş en şahanesi. Ha bunların içinde zirvesi en yüksek mertebelisi hangisidir dersen; Yeni Zelanda görmüş olanıdır derim. Yeni Zelanda görmüş arkadaşı olan insanın, toplum içinde kendine has bir duruşu saygın bir itibarı vardır. Yeni Zelanda görmüş arkadaşı olan insan, gelsin beni bulsun Facebook’a arkadaş eklesin. Ben onu her şeyiyle beğenmezsem, yüzüme tükürsün. 

Konuşurken kaşı gözü oynayan insandan azcık da olsa çekindiğimi belirtmek isterim. Onun kafası küçük, poposu büyük, kemikleri irice olduğunu söylememe gerek yok. Teni esmer ruhu sevişmikşi kokulu. (Edit not: Sevişmikşi kokusu ne kuzum? G....ünüzden yeni kavram mı uydurdunuz?) 

İnsan öldüğünde en çok da izleyemediği filmlere, okuyamadığı kitaplara, dinleyemediği şarkılara, gezemediği diyarlara üzülecek. İşte o zaman üzüntüsünden kahrından bir defa daha ölecek. Bu cins insana ex-duhul yerine ex-dabıl denmesi caizdir kanısındayım. 

Bazı kadın var: yüzü, edası, sesi huzur verici. O kadın 3XL ebadında temiz bir ruha sahip, battal boy dinginliğiyle istediği insanın içine şefkatle dolar. Onunla karşılaştığında şehvetle bakamazsın, memelerini ve bacaklarını merak etmezsin, aklından pis pis şeyler geçiremezsin. Pis pis şeyler derken cinsel hususları diyorum. Cinsel hususlar niye pis olsun o da var. Cinsel hususlar çok pis değil bence, az pis. (Edit Not: Suretim, Rabbim tüm hatunları senin gözünde huzur veren cinsinden eylesin inşallah.) Derseniz ki bunun adam cinsi yok mudur? Vardır elbet ama seyrektir, ben şahsen bahsi geçen bu tarife iki yaklaşık sonuçla uymaktayım velakin inandırıcılığım eksiktir. 

Son olarak mühim bir hususu belirtmek isterim ki: kendisinin yanağından ansızın ve apansızın hatta kansızın makas alındığında 2 gün uyuyamayan insan gördüm, Allah belamı versin ki gördüm fakat henüz kameralı telefonum olmadığından fotoğrafını çekemedim. 

Eroir 

Bir otelin çamaşırhanesinde yaşardık. 

İşimiz çarşaflarları yıkayıp kurutmaktan ibaretti, hayatımızın canımızı sıkıp, bedenimizi kurutmaktan ibaret olduğu gibi. 

Sabaha karşı buluştuğumuz sokak ahbaplarını saymazsak, pek dostumuz yoktu. 

Tahtası kıçımızı düzleştiren bankları saymazsak, bilindik bir mekanımız da yoktu. 

Alkolik bedenlerimiz, hararetli anlam arayışlarında titrerdi, oysa çöl sesleri eserdi kurumuş belediye parkından. 

O saatlerde çorbacıdan dönen ekip otosu selamlardı bizi. 

Birbirimize pis kokmazdık belki, ama bir kadın kokusunu da duyumsayamayacak kadar bakımsızdık. 

Az öteden mezarlık zambaklarının kokusu gelirdi burnumuza. Heves edip gidemezdik havuzlu yeşilliğe. 

Boyumuzu aşardı belli bir kalıp-sabit bir düzen içinde yaşayanlara yanaşmak. Uzaktan seyrederdik. Bilmem kaçıncı odanın sevişmeye dalıp perdeleri açık bıraktığıydı bahsimiz. 

En çok da sarhoş kızların gece denize girmeleriyle avunurduk. Gala sayılırdı bitkin ruhumuza sarhoş kız kahkahaları. 

En büyüğümüz bininci defa anlatırdı, yirmi yıl önce becerdiği Polonyalı turisti. 

-“O zaman yabancı dil filan yok tabii” diye başlardı, sanki şimdi dili dahil tüm organlarının yabancılaştığını ima eder gibi. 

Ekip otosu döner gelirdi önümüze tepe lambalarını söndürüp, birer sigara verirdi şişman polis bize, ispiyonsuz sadece sohbetimize. 

Ağlardı genç olan aynasız, yarım votkalı sodasını içtikten sonra. “-Şu hayatta en kötüsü evliye aşık olmak” derdi bilmezdi daha kötüsünün hiç kimseye aşık olamamak olduğunu. 

Bir otelin çamaşırhanesinde yaşardık, her zaman kullanılmış çarşaf kokardık. 

Ben buldum. 

Özlü Laf: En çok da yetenekleri ve kapasitesi itibariyle, elde edebildiği yaşam sevinci ve mutluluğu arasında tutarsızlık bulunan adama acırım. O daha iyisini nasıl yaşayabileceğini bildiği halde, sırf üşengeçliği ve tırsaklığı yüzünden çok vasat bir hayata razı gelmiştir. Korkaktır, suskundur, kaçaktır, boş vermiştir. 

Ben buldum. 

Bağrı yanık dostlara merhaba. 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yeni Zelanda fikrine katılıyorum. Bence de daha muteberdir. Ne de olsa almanya ve İtalya burnumuzun dibi, aha şurası. Onun için herkes gidebilir, pek muteber sayılmaz. :)) Kara deliklere dikkat et. Daha da kararacakmış hava. Ekonomi bakanımız öle dedi. Gara güne galırsın sonra. Sağlıcakla

Ayrıntıda gezinmek 
 23.07.2011 23:39
Cevap :
Yeni Zelanda en merak ettiğim, yaşamayı isteyebileceğim ülke (yüzüklerin efendisinden biliyom ben orayı:)..Bi de nerde bir "yeni zellanda" diye çift -L- ile vurgu yapan insan var, kim ne derse desin orda bir tertemiz kalpli büyüğümüz var, ben onun elini öperim ki...tşkler..  24.07.2011 13:05
 

Özlemişim…okumaya. Gerçek dünyada zaten yeterince geriliyoruz, hiç olmazsa burada, sanal dünyada…biraz tebessüm. İtiraf ediyorum ki tebessümden öte, kahkahalarla güldürdünüz beni, yine…Kaleminize, sağlık. Selamlarımla…

Gül AYAN 
 23.07.2011 12:25
Cevap :
Gül(ü)cüğüm yaz sezonu nedeniyle blogda boşluk varmış, "gel yaz üç beş nafakanı çıkar" dediler geldik...Tşkler.  23.07.2011 18:27
 

2 ayda 1 de olsa güzel giriş ve özlü lafla mükemmel son. Siz bulduğunuz için çok beğendim.

Seyran Aksoy 
 21.07.2011 11:47
Cevap :
ben fakir fukaranın ve dahi garip gur(a)banın blogcusuyum o yüzden sebep dokunaklı bir girişle gurbaları anmadan geçemedim..tşkler..  22.07.2011 10:12
 

güzel.düşünce dünyanız tam bir düşünce karadeliği(burdaki karadelik büyüklüğü dolayısıyla söz konusudur).=) devamını merak ederim. kolay gelsin.

dengbej 
 20.07.2011 22:18
Cevap :
karadelik denince hep kredi kartı borcu aklıma geliyo, aşırı üzülüyorum...Tşkler.  21.07.2011 9:34
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 41
Toplam yorum
: 291
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 792
Kayıt tarihi
: 27.01.10
 
 

En güzel hikayesini henüz yazmamış olan, Smyrna'da yaşayan, henüz yolun yarısında bulunan, kamu g..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster