Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '13

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
119
 

Az sonra kapımı hangisi çalacak?

Mevsimlerden hangisidir buram buram aşk kokan?

Yaz? Kış? Güz? Nevbahar?

Ne önemi var ki senle olduktan sonra hangi mevsimde olduğumun, demek isterdim…

Oysa her şey ılık bir yaz yağmurunun arkasından gökyüzüne bütün endamıyla kurulan ebemkuşağının altında başlamamış mıydı?

O zaman dinle neyden, bak neler anlatıyor mızrabı vurduğun gönül telim sana.

Güzse eğer gel bir çılgınlık yapıp ıslanalım kırkikindilerin çisiltileri altında seninle el ele. Sırılsıklam olalım her bir damlada yağmurdan değil amma yüreğe katre katre süzülen aşkın büyülü akışında. Ve üşüyelim sevdanın serinlik veren o gül kokulu soluğunda. Yürüyelim hazan rengine bürünmüş gazellerin üzerinde nereye gittiğimizi bilmeden. Öyle koşulsuzca, ayaklarımız nereye götürürse bizi. Hayır, gözlerinden süzülmesin o damlalar. Kıyamam tek damla gözyaşına. Yüreğime düşen her bir damla da içim alev alev yanar ve hiçbir itfaiyecinin gücü yetmez söndürmeye içimdeki harı.

Yazsa… Kavrulalım beraberce aşkın sıcacık harında. Ucu bucağı olmayan sevdanın tozu dumana katmış yollarında -hemhal olurken sahranın can alıcı alazlarıyla tutuşup- alev alev turuncu renkten maviliğe geçişin gizemini yaşarken ve yanarken ve küle dönerken sevdiğin uğruna, senin uğruna… Nasıl şikâyet edebilirim ki başıma gelen en güzel şeyden, senden.  Edemem, edemem sevgili. Gel, sözümü dinle bu kez, arın tereddütlerinden ve tut sana uzattığım elimi. Gelişine dair günlerdir, gecelerdir gördüğüm bin bir gece masallarına taş çıkartacak güzellikteki seraplarla avunmaktan ve usumda yarattığım yalnız ikimize ait olan ütopyamda vuslata erişmekten kurtar beni ne olursun.  Görmüyorsun belki ama halka halka zincire ekleyip saadete ereceğim o anı bir tespih  gibi çekiyorum çok uzun zamandır. Bu serzeniş değil inan bana, sadece çok ama çok yorgunum. Dizlerim dermansız, gözlerimin feri bilmem nereye uçmuş gitmiş. Gel de eriyelim sevginin gücü karşısında ve dönelim iğne ipliğe Hak yolunda. Evet, bu bir çağrıdır, duymasını bilene.

Kışsa yoktur söylenecek çok da fazla bir şey. Zemheri ayazı yalarken sevdanın yüzünü Mart acımasızca baktırır yollara ve gözleri yaşlı bekletir seven yüreği hınzırca. Beyaza bürünmüş sokaklara bakıp da kendini bildin bileli giymeyi hayal ettiğin gelinliği vitrinlerden seyretmek zorunda kalışın nasıl da buz kestirir bedenini ve dönüşüverirsin oracıkta adeta buzdan yapılmış bir heykele. Kurtulmak istesen de kıpırdayamazsın, atamazsın ne bir adım ileri ne de geri. Çakılısındır bir mezar taşı gibi kabrimin başucuna. Bak, ayakucumdaki suluğun başı güvercinlerle, serçelerle dolup taşıyor. Bir sen, sen yoksun günlerdir. Bense burada bile seni bekliyorum. Bir gün geleceksin sen de buralara. Elbet buluşacağız mahşer günü ve işte o zaman… İşte o zaman hesaplaşacağız sevgili. Bana neden ağyar olduğunu anlatmadan sen, emin ol ben hep Araf’ta seni bekleyeceğim.

Nevbahar yüreklere dolunca ve bahar dalları tomurcuklandığında tam da sol tarafında göğsünün arzu çiçekleri açtığında senden mutlusu yoktur elbet. Başında başka âlemlerin sarhoşluğu, ayakların yerden kesilmişçesine düşmüşsündür sevdanın okyanusuna. İşte o zaman arama beni. Ben, ben de değilim. Ben, öyle bir yerdeyim ki… Ne gök de ne yer de. Adını bilmediğim bir coğrafyanın ve hatta kim olduğumu unuttuğum bir büyük boşluğun içinde amaçsızca savruluyorum oradan oraya küçük bir zerre misali.

Neden sordun ki şimdi bunları, umurunda mı sanki hangi mevsimde sensiz nefes aldığım. Ben… Çoktan sukuta büründüm içine düşüp dibe vurduğum Gayya’dan kurtulmayı bir an bile düşünmeden ve ömrümün sonuna kadar orada senin varlığınla temaşa etmeyi görev bildim kendime.

Şimdi karşıma geçmiş “Konuş, hadi konuş. Anlat yüreğinden geçen ne varsa bize dair.” diyorsun. Kolay mı sanıyorsun? Söylesene bu kadar kolay mı? Susmak mıdır zor olan, konuşmak mı? Yoksa zor olan bilip de söyleyememenin yükü müdür haykırmak isterken yüreğinden geçen her ne varsa.

Bugüne kadar sen değil miydin sükût denizinde kulaç atan? Sen değil miydin sessiz gemilere saklanarak yanımdan gelip geçen?

Neden tam da şimdi… Bana bunu yapıyorsun?

Sukuta bürünüp de yüzüme bile bakmaman, görmezden gelmen yanımdan geçip giderken ve briketleri sıralaman üst üste, duvar üzerine duvar örmen… Esirgemen kelimelerini ve tek bir cümle olsun kurmaman yüreğimi ısıtacak. Sen, bu kadar zalim olamazdın lakin nedendi bu tavrının sebebi? Ah bir bilseydim, bilebilseydim.

Gözler yalan söylemez derler fakat marifet o gözlerin neler söylediğini işitebilmekte, görebilmekte değil miydi? Gözlerime bir an olsun bakmadın ki göresin. Kaçırdın bakışlarını tüm yalvarmalarıma, yakarmalarıma aldırmadan,  acıma kulak asmadan… Sen, sen bize ne yaptın mevsimler gibi durmaksızın değişerek, ne yaptın?   Bu sorunun yanıtını, sessizliğini bozup verecek olan sensin, sen. Lakin seni dinleyip dinleyemeyeceğim konusunda kararsızım ve böyle düşündüğüm için beni yargılayamazsın. Sen ki… İletişimi değil, başında seçtin ya susmayı… Artık konuşulmamış bir şey kalmadı aramızda. Buna sessizlik en büyük tanık, yüreğim şahit. Şimdi pişmanlık duymuşsun neye yarar? Kaçan tren gelir mi gersin geri?

Sen, istediğin kadar sukutla hemhal ol, ne çıkar farkında olmayanlar tarafından kuşatıldıysa etrafın. Kolay mıdır insanın içini okumak, öyle bir çağda yaşıyoruz ki insanlar konuşarak bile anlaşamazken, kendisini ifade edemezken hatta ve hatta kendisini, kendine anlatamazken... Ve susarken inatla… Nasıl beklersin benden, seni kayıtsız şartsız anlamamı, özümsememi. Kuru inadın kime ne faydası olmuş ki sana da olsun.

Yağmurlar dindi bugünde gözlerimde. Sen de sil yalancıktan akan yaşları yanağından. Bilirsin gözyaşından nefret ederim ben, hele seninkiler gibi sahtelerini sağa sola kıvrılışından, yol bulup da akışından tanırım.

Sen mevsimler gibi değişkensin sevgili. Bekliyorum tetikte az sonra kapımı hangisi çalacak diye. Yaz? Kış? Güz? Nevbahar?

Söylesene mevsimlerden hangisidir buram buram aşk kokan?

 

18.19/12.2012

 

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Mevsimlerde aşkın evrelerini yansıtıyor sanki. İlkbahar ilk heyecanları, coşkuyu, yaz yüreklerin sonsuz sıcaklığını, güz olgunluğa adımını ve kış olgunluğunu büyüterek korumayı. Ne güzel bütünleştirmişin mevsimlerle. Tebrik ediyorum. Yüreğine sağlık arkadaşım.

SELVA89 
 14.02.2013 10:24
Cevap :
Ben e tam olarak bu duyguları anlatmak istemiştim.Satırlardan okuyucuya aynı duygular ulaştıysa...kim benden daha mutlu olabilir ki?   15.02.2013 9:41
 

Mevsimlerden sonbahardır aşk kokan,hele aylardan eylülse..Aşk;Yağmur mevsimidir lakin, bütün aşk olmayan mevsimler boyunca, içimizde her daim var olandır.Aşkta "sussan olmaz, susmasan olmaz" Hele yürek? O hiç durmaz.Sevgiliyle konuşur gibi konuşur kendiyle.Ne zaman yüreğindeki kelimeleri kanatan susarsa, işte o zaman hain bir mevsim olur sevgili; "susma,konuş benimle der"; der de son söz söylenmiş olur çoktan.Ve ayrılık,yine aynı mevsime rastlar. Tıpkı aşk gibi, ayrılıktır Sonbahar ve ağlayan gözlerin katresidir, karışan yağmurlara...

Berra 
 25.01.2013 15:20
Cevap :
Ne güzel bir paylaşım sevgili Berra.Çok beğendim.Teşekkürler.  28.01.2013 15:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 747
Toplam yorum
: 1755
Toplam mesaj
: 225
Ort. okunma sayısı
: 763
Kayıt tarihi
: 13.06.07
 
 

Ankara'da doğdum. İlk, orta, lise ve üniversite eğitimimi Ankara'da tamamladım. AÜİF iş idaresi b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster