Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ağustos '10

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
787
 

Azade ile Hacer nasıl kurtulur?

Azade ile Hacer nasıl kurtulur?
 

Sizleri bıktırdığımı biliyorum.

Tam dört aydır Azade ile Hacer’ i anlatıyorum.

Bir blog yazanının yapabileceği en büyük hatayı yaptım. Sıkıcı, sinir bozucu bir öyküyü dört ayda anlattım.

Ama bu hatayı bilerek yaptım. Sinirinizi de bozsam, sıksam da bu konuyu hep gündemde tutmak istedim.

Çünkü alacağım yorumlar, tıklar vs... hiç bir şey Azadelerle Hacerlerin, Selmalarla Hüsniyelerin , Haticelerle Ünzilelerin hayatından daha değerli değil...

 

Bilmiyorum bu sıkıcı diziyi siz de okudunuz mu? Okumadıysanız boş bir zaman bulduğunuzda okuyun derim. Bunu kızlarımız için, çocuklarımız için istiyorum Çünkü anlatılan öyküler yaşanmamış öyküler değildir.

 

Yıllardır bana anlatılanları, basından izlediklerimi karıştırarak iki yaşam öyküsü haline getirdim.

Bu acı olayları yaşayanların isimleri, yaşadıkları bölgeler ve yaşanılanlar bire-bir aynı değildir. Ama anlatılanlar yaşanılmış olaylardır.

 

Azade’ nin ahırda intihar ettirilmesi bu topraklar üzerinde yaşanmış olaydır.

Hacer’ in tecavüzcüsü tarafından “namus temizlemek” adına vurulması bu topraklarda yaşanmıştır...

 

Bu iki olayın basında yer almış halini okumak isterseniz buraya tıklayın.

 

Yaşanılanları teatral bir dille anlatmaya çabaladım. Bunun nedeni ilgili kişilere esin kaynağı olmak isteyişimdi.

 

Evet, esin kaynağı olmak istedim.

Gazetecilere, sinemacılara, dizi film yapanlara, radyoculara, tiyatroculara... Bir de blog yazarlarına...

Yani kitlesel iletişimin anahtarını ellerinde tutan herkese esin kaynağı olmak istedim.

Her ne kadar kendisi söylemese de bir gazeteciye esin kaynağı olduğumu biliyorum. Biri MB yazarlarından olmak üzere bir-kaç tiyatrocuya esin kaynağı olduğumu da biliyorum.

 

Ben Azadelerin, Hacerlerin, Selmaların, Haticelerin hayatları konu edilsin istiyorum.

Toplum bu acı gerçekle kitlesel iletişim vasıtasıyla yüzleşsin istiyorum.

Tiyatrolar kasaba-kasaba gezip bu öyküyü anlatsın istiyorum...

Televizyonlar, radyolar her gün bu konuyu sapkınlık olarak işlesin istiyorum...

Din adamları küçük kadınlar yaratmanın günah olduğunu anlatsın istiyorum...

Gazeteler bu konuları büyük puntolarla “ahlaksızlık” olarak işlesin istiyorum...

Esir çocuklara çözüm yolları anlatılsın istiyorum...

 

Bunun için de esinlenmiş olan herkese bu konuda elimden gelen tüm desteği de vermek istiyorum. Eğer olanağım olsa bu çığlıkları her kanaldan, herkese ulaştırmak isterim.

 

Bizler bu sessiz çığlıkları duymasak da, görmesek de bu olayların yaşandığını ve artık durdurulması gerektiğini bilmeliyiz.

 

Kızlarımız 10-12 yaşlarında evlendiriliyorlar.

 

Ne yazık ki... Ne yazık ki... Bu sapıklıklara bu toplumda herkes göz yumuyor.

Haberim yok diyemezsiniz!

Bunu siz de biliyorsunuz...

Olayların yaşandığı köylerdeki öğretmenlerim biliyorlar...

Muhtarlar, ağalar, imamlar, karakollar, kaymakamlar biliyorlar...

 

Bilmiyorum diyemez hiç kimse.

Öğretmen köyde yapılan düğünü bilmez mi? Davet edilmez mi? Soruşturmaz mı?

Bilir de ne diye ihbar etmez? Korkar çünkü...

 

Nikahı kıyan(!) imam bir çocuğa kıyıldığını bilmez mi? Bilir elbet! Ama ne diye kıyar? Korkar çünkü...

Geçim kaynağıdır bu rezalet; çocuğa kıyar, paraya kıyamaz çünkü...

 

Uçan kuştan haberi olan karakol kimin nikahının kıyıldığını bilmez mi? Bal gibi bilir... Havaya sıkılan silahları duymaz mı? Duyar elbet...

Peki duyar da ne diye müdahale etmez? Ne diye o çocuğu sapıkların elinden çekip almaz? Korkar mı?

Hiç zannetmiyorum...Bunun yanıtını bilen varsa söylesin, ben bilmiyorum...

 

Köylerinde olan-biten herşeyden haberi olması gereken kaymakam bu sapıklıktan neden haberdar değildir? Söylemezler mi?

Haydi söylemediler diyelim, kaymakam sorumlulardan hesap sormaz mı?

O da mı korkar? O da mı çekinir? Neden ? Kimden ?

 

Ya muhtar? O da mı bilmez kaç yaşındaki kızın kaç yaşındaki herifle evlendirildiğini? Neden göz yumar? Neden görevini yapmaz? İşine mi gelmez?

 

Haydi hiç kimse görmedi diyelim...

Kız doğum için hastaneye götürüldüğünde “tüm görev savsakçılarının işini” doktor yüklenir... Doğumu yaptırtır ve polise haber verir. Çünkü orada her şey kayıt altındadır. Haber vermezse “görevi ihmal” suçlamasıyla hesap verecektir.

 

İşe bakın. Tüm görevli mekanizmalar tutukluk yapmış, bir tek doktor görevini yapmak zorunda...

Bu rezalet ortaya çıktığında ne olur dersiniz? Rutin soruşturma başlar, kocası, babası, anası göz altına alınır, bir-iki kırtasiye işi yapılır ve kız çocuğu resmi bir şekilde “karılık yapmaya” devam eder.

 

Gazetelere iki satır haber olur. Bizler haberi okur cık-cık-cık deriz...

 

Kız kötü talihini yaşamaya devam ederken biz gündelik meşgalelerimize döner, olayı unutur gideriz...

 

Sonra biri çıkar bunu gözümüze sokar. Kızarız ona...

Baydı deriz...

Sıktı deriz...

Sana ne deriz...

 

Kafamızı kuma sokar bu kızların sessiz çığlıklarını duymazdan geliriz...

 

Doktor “rezilliği” ihbar ettikten sonra valilik ne yapar? Bilmiyorum...

Bu nedenle, kızın evlendirildiği tarihte görevde olanların ve nikahı kıydığını söyleyen imam hakkında soruşturma açlılır mı?

Hayır açılmaz!

Unutulur gider. Kız kirlenmiştir(!) bir kere... Onu kim ne yapsın? En iyisi, minik bedeniyle karılık yapmaya devam etsin. Üstelik de “yasal” olarak...

 

Peh...

Bu mu insanlık!

Bu mu devlet?

 

Evet ben “baydığımı, sıktığımı” biliyorum.

Ya siz!

Tepki vermeyerek, kamuoyu oluşmasına destek vermeyerek ne yaptığınızı biliyor musunuz?

 

Ne yapabilirim derseniz; oturduğunuz yerden bile bir şeyler yapabilirsiniz. Ayda 40 liraya bir kızmızı okutabilirsiniz...

Onu “bekleyen talihinin” elinden kurtarabilirsiniz...

 

Unutmayın, basit destekler güçlü çözümler getirebilir...

 

Ben hepinizden sizlere bir vicdan yükü yüklediğim için özür diliyorum.

Ama bütün bu yaşanılanlar suçsa (haberimiz olsa da, olmasa da) hepimiz suçluyuz!

Neden mi?

 

Onu sonra anlatayım...

 

Not: Blog kategorisini böyle bir konuyla meşgul ettiğim için özür dilerim.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tek tek, satır satır atlamadan okudum Haluk bey. Boğazım düğümlendi, gözyaşlarım aktı... nasıl bir vahşet, nasıl bir cehalet... nasıl bir kaderdir bu! "küçük kadınlar" olmak zorunda bırakılan, olmak zorunda kalan kızlarımıza artık bir destek diyoruz ama halen devam ediyor... sağolun, ışık oldunuz aydınlattınız eşsiz güzellikteki anlatımınızla. sevgiler, selamlar...

sema öztürk 
 30.06.2011 20:56
Cevap :
Evet sevgili dost, bu nasıl bir vahşettir, bu nasıl bir cehalettir anlamak çok zor... Ama bir başka şey daha var anlamamızın zor olduğu: Toplum bu konuya çok duyarsız... Devlet duyarsız... İşin kötüsü kadınlarımız bile duyarsız... İşte bunları hiç ama hiç anlayamıyorum... Sesimize ses verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Sevgi ve saygılarımla...  30.06.2011 23:54
 

Bıkmak, sıkılmak ne demek??? Konuyu bir yazı dizisiyle çarpıcı bir şekilde işlediniz, üzülerek, kızarak okuduk. Şimdi bu yazıyla da en basit haliyle ne yapılabileceğinin yolunu gösteriyorsunuz. Bu sorun bir tek eğitimle giderilir. Ayda 40 lira, ilerde anne olacak bir kızın eğitimine gitse, gün geldiğinde o anne çocuklarıyla sağlıklı ilişkiler kurabilse... Büyük işler küçük adımlarla başarılır (Bu özlü sözü biri benden önce söylemiş midir acaba? Bana sanki ben buldum gibi geliyor da) :)) Ellerinize sağlık Haluk hocam. Sevgi ve saygılarımla

Nilgün Akad 
 27.08.2010 1:41
Cevap :
Belki sıkılan olmuştur diye düşünmüştüm sevgii Akad. :-) Evet en basit haliyle, Milliyet gazetesinin yıllardır sürdürdüğü kampanyaya destek vererek bu sorunun çözümünde küçük adımlar atmaya başlayabiliriz. Biliyor musunuz en kzıdığım yaşam tarzı "şikayetçi yaşamdır." Herşeyden şikayet edip hiç bir şey yapmamak kadar kızdığım bir şey yoktur. Bir insan bir konudan şikayetçiyse ve çözüm için hiç bir şey yapmıyorsa sadece egosunu besliyordur. Elinden bir şey gelmeyebilir insanın, ama mutlaka bir çözüm düşünmelidir ve bunu paylaşmalıdır. Ben elimden ne geliyorsa yapmaya çalışıyorum, bulabildiğim çözümü de mutlaka paylaşıyorum. Küçücük yardımlar gün gelir devasa sonuçlar verir, tıpkı küçücük ihmallerin devasa boyutlara ulaşması gibi... Özlü sözünüzü daha önce hiç duymamıştım efendim, sanırım ilk söyleyen sizsiniz. :-) Sizlerin de gözlerinize sağlık, sesimize -en başından bu yana- verdiğiniz ses için teşekkür ediyor sevgi ve saygılar sunuyorum...  27.08.2010 9:00
 

Türkülerimiz bile 14 /15 yaşındaki kızlarımız için yakılmışsa geriye söyleyebilecek bir şey kalmıyor sayın Seki. Her birine ayrı yorum yapmasam da baştan sona okudum ve elbette bıkmadım. Ama utandım! insanlığımdan,kadınlığımdan,olaylara seyirci kalmaktan... Aslında muhtar,imam,öğretmen işbirliği ile bu iş önemli ölçüde çözülür. Yeter ki bu üçü biraraya gelip aynı duyguları paylaşsın. Konu üzerine gösterdiğiniz hassasiyet ve çaba için çok teşekkürler. Selam ve saygıyla...

Melek Koç 
 26.08.2010 22:48
Cevap :
Doğru söze ne denir sevgili Çoruh... Türküler bile bu ilkelliği çağrıştırırken insan çaresiz kalıyor... Sorun köyün üç "ileri geleni" ile (kısmen) çözülür, çözülür ama taşımalı eğitimle köylerde öğretmen kalmadı. Muhtarlar artık "hizmet" amaçlı değil, imamlar ise bildiğiniz gibi işte... Yani sorunu çözecek kişiler de "beyaz atlarına binip çekip gittiler" diyebiliriz... Köyler, köy çocuklarımız kırık kanadımız artık... Bu devirde bile cehalet, hurafe ve yargı köy yollarında (özellikle de bazı bölgelerde) kol geziyor... Umutsuz değilim, ama çok çalışmamız lazım çok!!! Ben de sesimize ses verdiğiniz için teşekkür ediyor sevgi ve saygılarımı iletiyorum...  27.08.2010 0:04
 

Sevgili Seki, siz bu yazıyı yazdıktan sonra da iki kızımız töreye kurban gitti ne yazık ki. Birini dün televizyonda seyrettim ve aklıma yazılarınız geldi. Henüz 15 yaşındaymış öldürülen kız:( www.milliyet.com.tr/15-yasinda-toreye-kurban-gitti/turkiye/sondakika/24.08.2010/1280319/default.htm Lütfen bu linkteki yazıyı okuyun sevgili Seki. Bizi bıktırdığınızı yazmışsınız. Bıkmak ne kelime, ben kendi adıma alkışladım sizi. Bıkan varsa lütfen bu linke göz atsın. Sizin yazdıklarınız hafif bile kalır bu linkte yazanların yanında. Merak ediyorum, acaba ne ceza alacak bu suçu işleyen. Emeğinize sağlık. Sevgi ve selamlarımla...

Tülin Aksoy 
 26.08.2010 16:16
Cevap :
Okudum sevgili Aksoy, ne yazık ki okudum... Yayınlandığı gün okumuştum ve içim paramparça olmuştu... Bu olaylar her gün yaşanıyor, o kadar çok haber var ki arşivimde... İşte bu kızcağızın çığlıklarını da duyamadık, sahip çıkamadık... Yazdıklarım gerçekten hafif kalır, çünkü elimden geldiğince hafifleterek yazdım. Tüm duyguları -duygu sömürüsü gibi olmasın diye- aktarmadım. Bu acı gerçekler her gün, abartmıyorum her gün yaşanıyor... Ne yazık ki böyle işte... Öldüren ceza alsa ne olacak, giden gitti... Sesimize verdiğiniz ses için çok teşekkür ediyor sevgi ve selamlarımı gönderiyorum...  26.08.2010 16:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 90
Toplam yorum
: 1679
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2047
Kayıt tarihi
: 27.05.07
 
 

Yaşayacağım yıllar yaşadıklarımdan daha az... Öyleyse "adam gibi yaşamalı" diye düşünüyorum. Kola..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster