Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Eylül '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
137
 

Azalıyoruz!

Azalıyoruz!
 

Nedeni olmayan bir telaşa gerildi günlerimiz...

Yetişemiyoruz hiçbir şeye...

Biri bitiyor biri başlıyor isteklerin yahut dertlerin.

Tepeleri dağ sayıyoruz. Kendimizi yormaktan gayrı yaptığımız bir şey yok aslında.

Oysaki her şeye kolay ulaşılıyor. O oranda da kıymeti yok denecek kadar az.

İpler dışında düğüm atılamıyor. Bağlanmak yoksunluk, bayağılık sayılıyor.

Özgürlüğün tutsaklığında ahali.

Ben ve sen çok büyük bir zafere imza attı biz karşısında.

Şaibe bulaştı yakınlıklara. Bırak elalemi kan bağı olanlar bile sipere yattılar menfaat cephelerinde.

Herkesin yüzünde içiyle alakası olmayan bir suret ve tebessümden eser yok.

Karşılıksızlık ilkesi bütün gönül anlaşmalarından çıkarıldı. Ne ekersen onu biçersin felsefesi toprağa değil insana uygulanır oldu.

Gerçeğin nesli tükenmek üzere.

Ahir zaman olası bunlar diyerek avutuyoruz birbirimizi sanal sohbetlerde.

Paranın satın alamadığı şeyler var diyen Yeşilçam filmlerini bile arar olduk.

Dizi dizi dizildiler gözlerimizin önüne diziler. Her birinden kan, nefret, intikam, ihtiras, şehvet damlıyor.

Vefa semt, bayram arkadaş isminde kalmıştı;  güvense senetlere, çeklere atılan imzalarda, noter huzurunda yapılan akitlerde bile geçerliliğini kaybetti.

Yeryüzünün her bir noktası ve kalplerin merkezi vatan oldu yalana.

Bölüşse yeryüzünü insanlık herkese yetecekken, yetinmeyenler yüzünden ölüyor hiçbir şeyden haberi olmayan bebekler.

Cisimler arası mesafe azaldı ama ruhlar öyle ıraklaştı ki. Herkes selamını sanal ortamdan verirken kutlamalarını hazır mesajlarla hallediyor.

Dokunuşlar ekranlarda değerli. Tokalaşmak, sarılmak, can diyebilmek, saçları sıvazlamak yani bunları yaparken dokunmak, dokunuştaki şefkat, sevgi duygularını ulaştırmak tarih oldu.

Herkesin herkese yalan söylediği dünyaya açıyoruz her sabah gözlerimizi.

Ne kadar yalnızız. Bir türkünün omuzlarına yaslayıp başımızı sözlerinde iç geçirirken müziğiyle gözyaşları döküyoruz. Döktüğümüz yaşlar ayıp sayıldığı için onu da saklı yapıyoruz. Hani ağlayan kişi merhametli ve merhametli kullarını çok sevmezmi rab. Unutuldu galiba.

Yediğimiz içtiğimiz hiçbir şey gerçek değil. Elma gibi domatesler, kabak gibi karpuzlar, dalından koparıldıktan sonra büyüyen biberler, kokusu olmasa tanıyamayacağımız kafamız kadar çilekler. Yediklerimizin içtiklerimizin tadıyla gitti ruhumuza iyi gelen her şeyin tadı.

Çakmak çakmak bakan çocukları yok ediyor insan diye geçinenler.Ve bunu seyrettiriyoruz çocuklarımıza ekranlardan.

Oysa ki

Küçük bir çocuğun gözlerinde sönmüşse ışıklar asla mutlu olamayacaktı büyükler.

Ve değiliz mutlu.

Çokları yaradılışının gayesine sırt dönmüşken, yüzünü hakka çeviren azlar sabrını yitirmek üzereyken, hep kendine eden yaratılmışların en şereflisi bir  an önce yok saydıklarına, unuttuklarına, unutturulduklarına yeniden yer açmalı kalplerinde.

Ve aşk onarmalı ne kadar kırığı ve döküğü varsa duygularımızın...

 

www.denizhanburhan.org

facebook//denizhanburhanileyansıma

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aklı öğütürcesine yaprak döken kelimeler...Yürüyen cesetler gibiyiz. Her kelimesine üzünçlüğümle katılıyorum. Gözlerini dili niyetine kullansın dilerim tüm çocuklar.saygımla...

Hazal karadağ 
 27.09.2013 10:05
Cevap :
saygılar benden..teşekkürler...  05.12.2013 18:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 131
Kayıt tarihi
: 19.02.13
 
 

Basın Danışmanı. Medya tanıtım uzmanı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster