Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ocak '19

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1238
 

Azınlık ve Yabancı Okulları -I-

                Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Azınlık ve Yabancı Okulları-I-

 Türk eğitim tarihinin en büyük sorunlarından biri olan, azınlık ve yabancı okullarını inceleyeceğimiz bu yazıda tarihsel süreç içerisinde bu kurumların toplumumuza etkilerini ve günümüze kadar süren olumsuz katkılarını ele alacağız.

Bilindiği üzere eğitim, ferdi ve dolayısıyla toplumu şekillendirme sistemidir. Bu tarife uygun bir eğitim,  ne yazık ki Osmanlı’da yenileşme hareketlerine kadar yoktur.  Osmanlı’da toplumun tamamını okutmak, okuryazar yapmak gibi bir hedef olmadığı gibi, devlet yatırımı ile 19.yüzyıla kadar Enderun dışında okul açmak geleneği de bulunmamaktadır. Bu dönemde okullar, vakıflar tarafından kurulur ve onlar tarafından finanse edilirdi. Kızların eğitimi konusunda herhangi bir gayretin olduğu da söylenemez.(1)

I. Osmanlı’da Rum, Ermeni ve Yahudi azınlık okulları

1.Rumlar: Türkler daha ziyade sözlü kültürden beslenmeleri yüzünden kendi milli kültür ve kimliklerini genç nesillerine doğru dürüst aktaramazken,  hâkimiyetleri altına aldıkları başka kavim ve dinlere karşı son derece müsamahalı davranmış, onların kendi kültürlerini yaşama ve yaşatmalarına karışmamıştır. Fatih Sultan Mehmet 1453 yılında Bizans’ı yıktıktan sonra bir din adamına patriklik izni vererek Ortodoksluğu yok olmaktan kurtardı. Osmanlı sultanları patrikleri yalnız Rum Ortodoksların ruhani lideri olarak tanımakla kalmadı, kendi kılıç hakkıyla aldıkları ülkelerden Sırp, Bulgar, Rumen, Arnavut kiliselerini de Fener Patrikhanesi’ne bağladı. Rum patrikler ekümenlik durumuna Osmanlılar sayesinde kavuştu.

 Osmanlılar ayrıca Hristiyan topluluğun lideri olarak Patriğe cemaatini ilgilendiren konularda Divan’da söz hakkı tanıdı. Fatih 1461’de Trabzon’daki Pontus Devleti’ni de topraklarına kattı ve Bizans’la beraber bu iki devletin Ortodoks ahalisi Osmanlı tebaasına girdi. Fatih ve ondan sonra gelen padişahlar, değil 15.yüzyılda, günümüzde bile hiçbir ülkedeki azınlığın sahip olamadığı hakları Rumlara bahşetti. Rumlar Patrikhane öncülüğünde bağımsız dini bir hayat sürdürürdü. Fener bütün kiliselerine kendi yetiştirdiği personelini atayıp, denetledi. Rumlar kendi mahkemelerine, yerel yönetime, vergi toplama, her türlü eğitim ve öğretim kurumu açma, bu okullara personel atama, müfredatını yapma ve denetleme hakkına sahipti. Askerlikten muaf olan, güven içinde ticaret ve sanat yapan Rumlara Osmanlı’nın verdiği bütün bu haklara bakarak, Rum azınlığa “devlet içinde devlet “ diyebiliriz.

Bütün bu imtiyaz ve haklara rağmen Fener Patrikhanesi ve kiliseler Yunan isyanının merkezleri oldu; Yunan milliyetçiliğinin taşıyıcısı olarak bağımsızlık savaşını yürüttü. İstiklâl Savaşı’nda Türkiye’yi işgal eden Yunan ordusunun en büyük yardımcısı patrikhane ve din adamları oldu.  

2. Ermeniler: Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ermenilere de Rumlara verdiği haklara benzer haklar verdi. “1461’de Bursa’da yaşayan Ermenileri aileleriyle birlikte İstanbul’a getirtmiş ve Bursa Metropolit’i Ovakim’i Patrik ilân ederek, İstanbul’da bir Ermeni Patrikhanesi kurdurtmuştur. Bu gelişme İslâm hukukuna aykırı, İslam dünyasında tarih boyunca çok az görülmüş bir olaydır. Ovakim’in patrik ilân edilmesinden sonra Osmanlı İmparatorluğu içindeki Süryani, Kıpti ve Habeş kiliselerinin sorumluluğu Ermeni Patrikhanesi’ne verildi.(2)

1863 yılında Sultan Aziz tarafından kabul edilen Ermeni Milleti Nizamnamesi ile 140 üyeden oluşan bir meclis, İmparatorluk içindeki Ermenileri yönetme hakkını aldı. Böylece Ermenilere de devlet içinde devletçik olma imkânı verildi. Devlette en önemli görevlere getirilen, askerlikten muaf olan Ermeniler özgür bir şekilde ticaretle uğraşıyordu.

Osmanlı’nın gark ettiği bunca adalet, imtiyaz ve refaha rağmen Ermeniler başka milletlerin emellerinin piyonu olmuş, Türk’ü hançerlemeyi imanlarının borcu bilmişlerdir. Ermeni din adamları başından sonuna kadar Ermeni ayaklanmalarının planlayıcısı ve yöneticisi olmuşlardır.

3.Yahudiler:  Fatih İstanbul’un fethinden sonra diğer dini azınlıklara verdiği hakları Yahudilere de tanımış, ilk hahambaşı olarak Moiz Kapsali’yi atamıştır. Osmanlı topraklarına ilk Yahudi grup 1470 yılında Almanya ve Polonya’dan gelen Eşkanaz cemaatidir. İkinci grup 1492’de İspanya’dan kovulan Yahudilerdir. Osmanlı Devleti bu Sefarad Yahudilerini İstanbul ve Selanik’te iskân etti.

Hidayet  Vahapoğlu, Osmanlıların  gayrimüslim azınlıklara verdiği haklardan en önemlisinin eğitim hakkı olduğunu eserinde şöyle değerlendirmektedir:“ Osmanlının azınlıklara sunduğu lütuflar demeti içinde en önemlisi, kendi okulunu kendin yap, öğretmenini, öğretim programını, metodunu kendin tayin et ve bu okulları devlet adına yine kendin denetle uygulaması olmuştur. Bütün bunlar sosyal varlık olarak taşıman gereken, fakat sahip olmadığın özelliklere ulaşman için ne yapman gerekiyorsa onu yap şekkinde yorumlanabilecek uygulamalardır.” (3)

II. Osmanlı’da yabancı okulları

“Yabancı okul” kavramıyla, Osmanlı Devleti vatandaşı olmayan kişi veya toplulukların Osmanlı toprağında kurdukları ve giderek yabancı devletlerin himayesi altına giren veya doğrudan doğruya yabancı devletlerin açmış oldukları bütün okullar kastedilmektedir.

Türkiye’de kurulan yabancı okullar misyonerlikten ayrı düşünülemez. Hıristiyan kiliselerinin Hristiyan olmayan ülkelerde bu dini yaymak için kurdukları teşkilatlara misyon denir. Bunları idare eden ve faaliyet gösteren din adamlarına misyoner denilmektedir. Misyonerlerin el attıkları faaliyet sahaları okullar, hastaneler, yetimhaneler, yayınevleri vb. gibi kuruluşlar olmuştur.

1.Katolik misyoner okulları:

a. Fransız misyoner okulları: Türkiye’de ilk yabancı okulları Katolik Fransız misyonerleri kurdu.14. Lui zamanında Fransa’ya takınılan müsamahalı tavır nedeniyle, Fransız sefirinin desteği ile Fransız Katolik tarikat misyonerleri Türkiye’de faaliyetler yürüttüler. 1583’de Fransız Katolik Tarikatı Cezvitler İstanbul’da Saint Benoit Okulu’nu, Capucinler 1629’da Saint Georges Okulu’nu,1848’de Saint-Pierre Fransız Okulunu, 1839’da Notre Dame De Sion Kız Lisesini, 1864’de Saint_Joseph Fransız Koleji, Saint Esprit Fransız Okulu, 1894’de İ. Conception Fransız Okulu ve Saint Pulcherie Fransız Okulunu kurdular.

 Katolik tarikatlarının hemen hepsinin arkasında olan Fransa, bunları personel, maddi ve siyasi imkânlarla destekledi.  Fransa Osmanlı Devleti’nden aldığı tek taraflı ticari kapitülasyonlardan din ve eğitim alanında da yararlandı. “Hatta başlangıçta sadece İmparatorlukla Fransa arasında akdedilmiş olan bu antlaşma, daha sonraları bütün güçlü Avrupa devletlerince artık bir imtiyaz değil, tabii bir hak olarak kabullenilmiş ve bunlara dayanılarak İmparatorluğu çökertmenin en hazin tablosu çizilmiştir. İşin garip ve ibret verici yönü, bunlar batılılarca hem iktisadi, hem kültürel, hem de dini açılardan kullanılmıştır. İktisadidir, çünkü bunlarla yabancılara uzun müddet vergi muafiyeti tanınmıştır. Kültüreldir, bu yolla bütün Hristiyan tebaa kendi kültürlerini serbestçe geliştirip ona göre yaşamışlardır. Dinidir, bütün azınlıklar kapitülasyonlar sayesinde Kudüs dâhil, dini vecibelerini hiçbir kısıtlamaya tâbi olmaksızın yerine getirebilmişlerdir.”(4)

b.İtalyan Okulları

Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinde eğitim öğretim kurumları açan ve bugün de halen bu kurumlardan bazılarının faaliyetlerini devam ettiren devletlerden biri de İtalya’dır. İtalyanların 1870’den itibaren İstanbul’da açtığı 14 okulu, bir de Hatay’da İtalyan karma okulu vardır.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 100
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 2033
Kayıt tarihi
: 28.01.12
 
 

1945 Bayburt'ta doğdu. Yüksek öğreniminden sonra çeşitli liselerde öğretmen ve yönetici olarak ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster