Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ekim '20

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
64
 

Azrail'in güzelliği!

Azrail ölüm anında nasıl görünür? Rahmetli Onk. Dr. Haluk Nurbaki’den gerçek bir hatıra:

Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan sayısız olayla

karşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek

özel bir arşiv yaptım. Bunlardan 1976 yılında yaşanmış bir olayı size nakletmek istiyorum.

Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam

vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına

gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkanı

bulamamıştı. Serap’ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım.

Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm. Ancak Serap’ın da bütün

diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi

gerekiyordu. Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra 1 ihale için

İzmir’e gitmek istedi. Kış aylarında olduğumuz için uçakla gitmesi

şartıyla kabul ettim.

Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış.

Dönüşünden kısa bir süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap

bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken,

hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen

cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza

yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu. Evine gittiğim gün, yine

güçlükle konuşarak:

-Doktor Bey, dedi. Ben size…dargınım. Niçin? diye sordum.

-Siz… dindar bir insanmışsınız. Niçin bana da Allah‘ı, ölümü,

ahireti anlatmıyorsunuz?

Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında

oldukça şaşırdım. O’nu üzmemeye çalışarak:

-Doktora ulaşmak kolaydır, dedim. Parayı bastırdın mı istediğine

tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın…

Konuşmaya mecali olmadığından “Ben o isteği duyuyorum” manasında başını

salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve

saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler

“Hızlandırılmalı öğretime” dönmüştü. Anlattığım iman hakikatlarını bütün

ruhuyla mezcediyor ve arada bir soru soruyordu. Vefatına bir hafta

kala:

-Doktor Bey, dedi. Ben ölürken ne söylemeliyim?

-Senin durumun çok özel, dedim. Kelime -i Şehadet sana uzun gelir. O

anı fark edince Muhammed (sav) demen sana yeter.

O haliyle tebessüm ederek yine başını salladı. Çok ıstırabı olduğu için

Serap’a sürekli morfin yapıyor ve O’nu uyutmaya çalışıyorduk. Ben, bir

iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim. Dönüşümde annesi

telefon ederek:

-Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor, dedi. Sabahlara kadar

inliyor ve çok ıstırap çekiyor. Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının

sebebini sordum. Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkça

ürperiyorum. “Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son

nefeste Muhammed” diyemezsem?

İşte Serap, böyle bir hanımdı. Bu arada benden istihareye yatmamı ve

eğer birkaç gün daha ömrü varsa, son günü uyanık kalacak şekilde

morfin yaptırılmasını rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde cuma

gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap’ın acizliği hürmetine

sandığım salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret sezdim.

Ertesi gün O’na:

-Hiç korkma! dedim. İğneyi vurdurabilirsin...

Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da

sordu:

-Doktor Bey… Azrail bana nasıl görünecek?

-Kızım, dedim. O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklı

bir prens gibi gelecektir.

Salı günü Serap’ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim. Ancak

vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece

kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni

görünce yanıma gelerek:

-Doktor Bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!

dedi ve devam etti:

-Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve “yataktan kalkması

imkansız” denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat  namaz

kıldı. Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve kelime-i Şehadet

getirerek vefat etmeden biraz önce de:

-Doktor Bey’e söyleyin, dedi. Azrail, O’nun söylediğinden de güzelmiş!..

***

Dr. Atanur'un notu: Bu olay 1976 yılında, yani bundan 44 yıl önce yaşanmıştır. Göğüs kanseri hakkında birçok gelişmeler olduğu gibi artık böyle duyarlı doktor ve hastalar da neredeyse kalmadı. Bu nedenle bugünkü gençler bu yaşanmış mucizevi olayı bugün anlamakta güçlük çekebilirler. Normaldir. 

***

(Kaynak: islamsitesi) 

ali açıköz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 525
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 258
Kayıt tarihi
: 24.01.09
 
 

Tıp doktoru.  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster