Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Aralık '15

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
105
 

Azraile çalım

Ahmet; kalp damar cerrahisi odasında çırılçıplak soyulmuş, bir hasta taşıma sedyesine konulmuş, üzeri beyaz bir çarşafla örtülmüş olarak by pass ameliyatı olacağı ameliyathaneye taşınıyordu. Sırtüstü yattığından, tavandaki ışıkları görüyordu. Sedyenin ayakları ameliyathanenin koridor kapısına çarptığında ışıklar söndü, her yer derin bir sessizliğe gömüldü.

Sonra, kendisini bir tünelde buldu Ahmet. İzmir’in geniş caddelerine, atık sular çevreleme kuşağı projesinde çapı iki metreyi aşan beton künkler koymuşlardı. Onun gibi bir borular sisteminin içinde koşuyordu.

Uzun bir tüneldi koştuğu. Arada geriye bakıyor, kapkaranlık bir ortam görüyordu .Oysa; ileri baktığında bir ışık görüyordu. Tünelin ucunda giderek bir floresan lambası ışığına benzer beyaz bir ışık. Yaklaştıkça, daha da beyazlaşıyor; göz kamaştıran bir nura dönüşüyordu.

Birden, arkasından bağıran birisine ait bir ses duydu. ”Ahmet beyyy…Ahmet bey…” Ses çok derinden geliyordu. Onu çağırıyordu. Ne yapmalıydı? Işığa  mı koşmalıydı? Geri dönüp kendisini çağıran sese mi koşmalıydı?

Sese koşmağa karar verdi ve geri dönüp koşmağa başladı. Ses giderek daha güçleniyordu “Ahmet beyyy…Ahmet beyy…”Kararını vermişti, daha öteki yana gitmek taraftarı değildi. Belki de nura doğru koşmalıydı. Bu ikilem hep sürüp gidecekti.

Gözlerini açtığında, üzerine eğilmiş beyaz gömlekli, şişmanca doktoru gördü. "Hah..Başardık..Geri döndü..Bundan sonrası size ait”. Böyle deyip Ahmet’in sırtüstü yattığı hasta yatağından uzaklaştı.

Ahmet ,çevresinde birkaç hemşire gördü. Aletlerle uğraşıyorlardı. Yatağın iki yanında, çeşitli makineler vardı ve bunlardan gelen borular ve uzantılar; Ahmet’in orasına burasına uzanıyordu. Boğazından akciğerine bir boru uzatılmıştı. Akciğerlerinin altında, göğüs kafesinin bittiği yerde bedenine iki delik açmışlar ve buradan bedenine plastik hortumlar sokmuşlardı. Biyonik adamlara benziyordu!

Biraz sonra ,muayeneler sırasında tanıdığı İran kökenli bir doktor geldi ve onun gözetiminde, bedenindeki boruları yerlerinden çıkardılar.

Ahmet, aynı zamanda astım hastasıydı. Borular çıkarılınca güçlükle nefes almağa başladı. Konuşamıyordu.

Sağ elinin işaret parmağı ile, havaya yazı yazmağa başladı. ”Astım” yazıyordu. Durmadan yazıyordu. Başucunda kalmış genç hemşire bu işaretlerden bir şey anlamıyor, telaşlanıyordu. Sonunda, koşarak gitti ve baş hemşireyi çağırdı.

Ahmet, havaya astım yazmayı sürdürüyordu. Sonunda, baş hemşire anladı. ”Aaa..Adam astımlıymış. Buna astım ilacı vermemiz gerek.”dedi. Hemşire ”Burada astım ilacımız yok ki” dedi. Başhemşire Ahmet beye sordu.”Yukarıda ilacınız var mı?”

Ahmet, duymuyordu ama, dudak devinimlerinden söylenenleri anlıyordu. ”Var” yazdı havaya. Hemen yukarıya, odasına telefon et, astım ilacını getirsinler” dedi ve ayrıldı. Genç hemşire de gitti..

Güçlükle nefes alarak bir süre geçti .Bu kez, ameliyatı yapan ekibin başkanı profesör doktor geldi. ”Ooo.Ahmet bey..Bizi hayli yordunuz. Ama, görüyorum ki kurtulmuşsunuz. Geçmiş olsun” dedi.

Ahmet havaya “astım” yazmayı sürdürüyordu. Doktor durumu anladı. ”Aaa..Bu hastanın astımı vardı yahu. Çabuk ,bir astım ilacı bulun” dedi. Genç hemşire koşarak ayrıldı ve elinde o olmadığını söylediği astım ilacıyla, bir fısfıs ilaç kutusuyla döndü. Başını kaldırıp ilaç kutusunu ağzına soktular. Ahmet de ciğerlerinin tüm gücüyle ilacı ciğerlerine çekti .Bir doz daha verdiler..Şimdi oldukça rahatlamış olarak nefes alabiliyordu.

Doktor gitti, Ahmet bey de hasta yatağında uzanmayı sürdürdü. O sırada, yoğun bakım ünitesinde alarmlar çaldı. Tüm hemşireler, bir yatağa doğru koştular..Hemşirelerden birisi ”Ameliyatlı bebek öldü” dedi. Başhemşire ”Yukarıda bekleyen yakınlarına haber verin” dedi. Sonra yine, yoğun bakım ünitesi sessizliği çöktü ortaya. Bebeği bir sedyeyle morga götürdüler. Az sonra yoğun bakımın kapısından  ağlaya dövüne giren bir genç kadını ve yanındakileri morga yolladılar.

Bebekte de yürek sayrılığımı olumuş diye düşündü. Sonra,anasının sözlerini anımsadı. Çocuklar ölünce söylerdi."Allah, sevgili kullarını yanına çabuk alırmış"derdi.

Yarım saat kadar sonra, yine bir gürültü oldu. Sanki, bir hasta yatağı devrilmişti. Ameliyatlı bir hasta, yattığı yataktan yere düşmüş. Yine alarmlar çalmış ,hemşireler gürültünün olduğu yere koşuşturmuşlardı. Oradaki hasta da ölmüştü. Onu da sedyeye koyup morga yolladılar.O da allahın sevgili kuluymuş diye düşündü Ahmet.

Sonunda, erkek hasta bakıcılar gelip Ahmet’in sedyesini yoğun bakımdan çıkarıp yatacağı servisteki odasına götürdüler. Ahmet, yoğun bakımdan canlı olarak çıkmayı başarmıştı.

Sonradan öğrendi Ahmet. O gece, yirmi beş kişi olan yoğun bakımdaki hastaların beşi eks olmuştu. Yan ölmüşlerdi. Ahmet ”İyi sıyırmışım vallahi” diye düşündü.Bir de "bu alemde daha çekeceklerim var"demek ki diye de  düşündü.

Yaşamı boyunca Ahmet, Azraile birkaç kez çalım atmıştı ve ölümden kurtulmuştu.

Askerken yanı başında kısa kalan bir seksen birlik havan mermisi düşmüş, patlamadığı için ölümden dönmüştü.

 Burada da o ölüp de dirilenlerin anlattığı nuru görmüş, ona koşmuş, doktorun çağrısına uyarak geri dönmüş ve Azraile bir çalım daha atmıştı.

Astım ilacına ulaşamasaydı da yine ölecekti belki de. Orada da Azraile ufak bir çalım atmış sayılırdı. Kişilerin yaşamı, doktorların elinde; hemşirelerin dilindeydi. O yaşamını geri almıştı.

Serviste kendisini ziyarete gelen profesör doktora ”Doktor, siz benim kurtarıcı meleğimsiniz. Beni Azrailin elinden kurtardınız. Size ne kadar teşekkür etsem azdır” derken, Ahmet bey ikinci yaşamına başlıyordu.

Bugün de, yeni yaşamındaki sekizinci yılını(yaşını)kutluyordu.

Ağabeyi ölmeden önce ona sorardı.”Ahmet, ölmüş anamız ve babamız düşlerine giriyor mu?”diye. Onları hiç düşünde görmezdi. Hatta, Ahmet düş görmezdi. ”Hayır” demişti. Ağabeyi ”Bana gözüküyorlar. Beni yanlarına çağırıyorlar. Ben de"daha erken gelmem" diyorum." Sana da görünürlerse, seni de çağırırlarsa sen de öyle yap” demişti.

O da öyle yapmış;onların yanına gitmemişti.Nura gitmeyi seçmemişti.İyi bir seçim mi yapmıştı!

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 455
Kayıt tarihi
: 04.09.13
 
 

1940 yılında İzmir'de doğdum İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdim 1961 yılında Mülkiye(Siyasa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster