Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Nisan '11

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
922
 

B beyli bala bula da bamburleydi bap bup! (Tut kelin perçeminden)

 

Efendim “blooooog”, İngilizce “weblog” kelimesinin kısa ve yaygınlaştırılmış adı oluuuup, kısaca “internet günlüğü/ e- günlük” olarak ifade edilebilecek, teknik bilgi ve donanım gerektirmeyennnnnn, kullanımı ve yönetimi kolayyyy…

İyi misiniz, Sayın Culduz? Yoksa bugün saçmalama gününüz mü?

Valla ne yapayım Ferhunde Hanım; ekran bana, ben ekrana bakışıp duruyoruz işte. Malumunuz üç aydır yazı falan yazdığımız yok!

İyi de; üyeliğinizin 5. senesinde bula bula bu kokuşmuş konuyu mu buldunuz?

Siteye yeni üye olan, üye olur olmaz da “blog kategorisine” balıklama dalan arkadaşlarımıza özendim diyelim. Ne var bunda?

Yazıya imalı imalı girdiğinize göre sitede yolunda gitmeyen bir şeyler var galiba?

Tam aksi düşüncedeyim… Bence her şey yolunda gidiyor ve su akarak yatağını buluyor. Malzeme bu, kapasite bu! Beşinci senesini geride bırakan ve bir hayli zengin arşivi olan bir sitede hâlâ “Blog nasıl yazılır?”, “Neden blog yazıyorum?”, “Blog nedir?” türü yazılar yazılıyorsa “battı balık yan gider” demek icap eder. Kınamıyorum elbette… Arkadaş yeni üye olmuş. Falanca siteden Milliyet Blog’a gelmiş… O sitede daha önce yayınladığı yazıları (arkasından kovalayan varmış gibi) üçer beşer yayına vermesi elbette normal. Öyle ya; “Amma da doğurgan yazar haaa! Günde üç yazı yayına veriyor…” demeleri az buz bir şey mi?

Ne zararı var ki?

Elbette bir zararı yok; eski üyeleri fıtık etmekten başka! Ama öte yandan yapacak fazla bir şey de yok. Bizde “yazılı anlatım tarihi” öyle pek eskilere dayanmaz. Hanımefendi yarım sayfada anlatılacak bir konuyu “destan” haline getirip 6 sayfaya yaymış ve de bununla gurur duyuyor. Ele aldığı konu (Blog nedir?) daha önce en ince ayrıntısına kadar ele alınmış mı, alınmamış mı umurunda bile değil! “Amerika’yı ben buldum” diyor, başka da bir şey demiyor. “Kolomb yumurtası” dır ki bu, ne tavası olur, ne de rafadanı.

Sitede bir durgunluk var sanki… Siz sık sık “bu site hop oturup hop kalkmalı” derdiniz…

Ne kadar da naif bir söylem… Bu herzeyi neye dayanarak söylemişim, ben de merak ettim şimdi. Üyelerinin yarıdan fazlası memur ve memur emeklilerinden oluşan bir sitenin “hop oturup, hop kalkmayacağını” en iyi benim bilmem lazımken ettiğim kelama bakın hele.

Siz bir de “Milliyet Blog bana ülkemi bire bir yansıtıyor” derdiniz ama?

E ben de insanım Ferhunde Hanım; demek ki saçmalama hakkımı kullanmışım. En faal zamanı sabah 8, akşam 5 olan bir site sonuçta… Yansıtsa yansıtsa…

Taktınız siz de memurlara yani… Lafı döndürüp dolaştırıp memurlara getiriyorsunuz.

Valla ne bileyim; memurların yazı yazması bana biraz acayip geliyor. Memur dediğin tavla, okey oynar, hafta sonları balığa gider; mesai saatinde amirini çekiştirir; milli piyango bileti alır, bayramlarda eşe dosta tebrik kartı yollar ve tabii ki aybaşını gözler. (Memur çocuğu olduğumdan iyi bilirim) Daha doğrusu eskiden böyleydi. Şu gözü kör olası internet tüm devlet dairelerine girdiğinden beri memur taifesinin huyu suyu da değişti. İnternette sanal çiftliği olmayan bir memur var mıdır bilmem. Kırk yılın başı internette okey oynayayım diyorum( ki acayip oynarım) ama tüm okey salonları ful dolu. Daha masalarına oturur oturmaz giriyorlar okey salonlarına. Bekle ki akşam 5 olsun, mesai bitsin de evlerine gitsinler.

E peki; memurların yazı yazması niye acayibinize gidiyor?

Diyelim ki üye arkadaş bankada memur veya bankadan emekli… Neden bilmem okuru “mudi” gibi görüyor… Eğitimciyse okurlar da öğrenci oluyor. Asker emeklisi üyeler okurlarından “tekmil” istemiyorlar ama yazılarından “zart zurt” hiç eksik olmuyor. Allah’tan özelde çalışan memurlar biraz daha esnek. Yani insanları mesleklerinden soyutlayamıyorsunuz sonuçta. Memur; yani büro insanı belirli bir disipline tabii… Çalışırken de öyle, özel hayatında da… (Böyle de olması gerekir zaten) Yaşamında belirgin zikzaklar yok. Tekdüze bir mesainin ürünü… Öyle “hop oturup, hop kaldıracak” söylemleri memurlar için geçerli değil. Ama ne var ki “yazı uğraşı” da “tekdüzeliği” kaldırmaz. Yazmak için çizgi dışı bir hırçınlık şart! Sizin sorduğunuz “durgunluk” (Benim tabirimle, sitenin üzerine serpilmiş ölü toprağı) bu yüzden.

Sitede önemli sayıda öğrenci de var ama?

Açık ve net olarak söyleyeyim ki, üye olurken en çok öğrencilerden çekinmiştim. Genç, hırslı, birikimli ve klavyesi sert öğrencilerle nasıl başa çıkacağımı kara kara düşünüyordum ama yanılmışım. Çıka çıka karşıma ülke gerçeklerinden kopuk, anadiline özensiz, iki sözcüğü bir araya getiremeyen apolitik bir kitle çıktı. Üzgünüm ama durum (bir iki istisna dışında) maalesef böyle.

Blog yazarı mı, köşe yazarı mı, dersek?

Böyle dersek elmalarla armutları karıştırmış oluruz. Yine birkaç istisna dışında blog yazarlarının yazı rotası hep aynı yönde… En önemli yazı kaynakları tabii ki gazete haberleri… Oturup bu haberlerle ilgili yorum/yazı yazmak için bu da yeterli değil elbette. Gözlemlediğim kadarıyla her blog üyesinin “idolü” olan bir veya birkaç köşe yazarı var. Yani efendim; kimi Melih Aşık’ın peşine takılmış, kimi Hasan Cemal’in… Emin Çölaşan takipçileri de bir hayli fazla… Örnekleri çoğaltabiliriz. Bu tür idol olmuş köşe yazarları meseleye el atacak ki, (sufle verecek yani)blog yazarı da klavyenin başına çökebilsin. Doğal olarak bir bağımlılık söz konusu…

Bir taklit mi söz konusu sizce?

Taklitten de öte bir durum söz konusu. Siz blog yazarı mı, köşe yazarı mı diye soruyorsunuz. Köşe yazarının yörüngesine girmiş ve onun uydusu olmuş bir blogger… Burada artık o mu, yoksa öteki mi diye bir mukayese yapmak pek yersiz kaçar.

Uzun veya kısa yazmak konusunda tartışmalar yaşandı; ne diyeceksiniz?

Diyeceğimi zamanında demiştim… Önemli olan yazının içini doldurmaktır. Dolduramadıktan sonra uzun veya kısa yazmanızın bir önemi yoktur. Kaldı ki kısa yazılardaki saçmalıklar daha fazla. Bu sitede hakkını vererek “makale” yazabilenlerin sayısı bir elin parmak sayısını geçmez. (Celal, Bibliyofil ve Beran Hocam ilk aklıma gelenler) Zaten “makale” yazmak her babayiğidin harcı değildir. Çoğu arkadaş makale kıvamında yazmak istiyor ve sözcükleri yerli yersiz ve de bol keseden kullanıyor. Bir yazı uzadıkça makale olmuyor tabii.

Siz makalelere de karşıydınız ama?

Hayır, efendim, niye karşı olayım? Makale türü yazıların genellikle dergilere uygun olduğunu söylemiştim sadece.

Sitedeki seviyenin düştüğünü iddia edenler var, siz ne diyorsunuz?

Seviye dediğiniz öyle bir düşüp bir yükselmez, neyse odur. Sanal dünyada ve ortalık sütlimanken seviye ölçümleri pek doğruyu yansıtmaz. İnsan kendini saklayabilen bir canlı türüdür. Haa, öyle olağan dışı zamanlar olur ki, insan hem kendini hem de seviyesini belli eder. Bu da siteyi değil, sadece kişileri bağlar.

Editörlerin pek pasif kaldığı söyleniyor, katılıyor musunuz?

Bir kere şu “Editörlerrr”(çoğul) söylemi çok yanlış. Bu sitede işler bir, bilemediniz iki kişinin üzerinden yürüyor. Ayrıca zırt pırt editörleri göreve çağırmak veya onlara görev icat etmek de pek doğru değil. Gerekli gördükleri yerde devreye giriyorlar zaten. Kaldı ki sitenin yaş ortalaması 50’ye merdiven dayamış durumda. E insaf yani!

Peki; toparlayalım o zaman…

Blog, yeni bir kavram… Yavaş yavaş taşlar yerine oturuyor işte. Havuza bir taraftan su dolarken, öteki taraftan da boşalıyor. Gittiği yere kadar gidecek ve bir gün kendi asıl şeklini bulacak blog yazarlığı. Bu süreçte önemli olan iyi veya kötü yazmak değil, yazı uğraşına ilgi duymaktır. Çünkü toplum olarak biz henüz o aşamadayız. Başta da belirttiğim gibi “yazılı anlatım tarihimiz” pek eskilere dayanmıyor bizim. Tartışa tartışa bir şeyler yerine oturacak. Az yazan ama çok okuyan bir üye olarak Milliyet Blog’tan memnunum ben.

Teşekkürler Sayın Culduz…

Ben teşekkür ederim efendim.

Murat HACIOĞLU bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bütün yorumlarınızı yayınlıyorum sn.culduz..Yalan ve yanılgıdan vazgeçmeye çalışınız. Evet hemde istisnasız yayınladım şu ana kadar, zira çok önemliler çünkü hem insanda yanılgıyı yanılan açısından da gözler önüne sermiş oluyorlar, hem de bana, yanılgıyı insanlara daha bir izah etmek üzere farklı yollar da sunmuş ve bu yolda müthiş yardımcı olmuş ve kolaylık sağlamış oluyorlar. Dolayısıyla, gelen yorumlarınıza cvplarım ve yazdığım her yazı, ayrıca sizin de aralarında bulunduğunuz yanılanlara ve yanılgıdan sakınmak ve kurtulmak üzere tüm insanlara da destekleyici ve yardımcı olabilmiş bir mahiyete ve ulviyete de kavuşmuş oluyorlar. Çoğu gerçeği yabana attığınız gibi, bu gerçeği de yabana atmayınız ve yazdıklarımdan sizin de yanılgılardan kurtulmanızı sağlayacak ayrınıtları farketmeye çalışınız. Zira sadece gerçekler faydalıdır insana. Ve de doğrular tabiki. Yalanlar, yanlışlar ve yanılgılar değil!! Hele yalanda, yanlışta ve yanılgıda ısrar hiç değil!!!!

Filiz Alev 
 15.04.2011 20:53
Cevap :
Eh, bu kadar didişme yeter sanırım. Sizin de eliniz armut toplamadı sonuçta. Konuyla ilgili ne varsa yazıp içinizi döktünüz. Doğru veya yanlış, siteye sizin gibi lafını sakınmayan üyeler de gerekli. Ama yazıda olan da yazıda kalır malumunuz. Hadi gelin şimdi barışalım da olayı tatlıya bağlayalım, ne dersiniz? Selamlar:)  22.04.2011 13:18
 

abartmam.Abartan sizsiniz ki asıl, yaptığınızın ne olduğundan dahi haberiniz olmayacak kadar yanılgılar ve yanlışlar içindesiniz.Bu bilmemektir ve bir psikolojik rahatsızlıktır,öğrenin ve bir psikoloğa görünün.Zira insan en azından kendini inkar etmez. Direk kişiliğime,niyetlerime dair,hatta özel hayatımla ilgili kendi kişisel yanlış,ironik ve saygısız cümleleriniz, benimle ilgili her yazı ve yorumunuzda zaten kanıtlı ve sabit.Ama buna rağmen siz hala diyebiliyorsunuz ki, ben kişilerle ilgilenmem..iyi ki yani:)) Ve..bir yorum ve eleştiri yapmanın da bir adabı usulü vardır,öğrenin! Bilmeyene de yol göstermek hakkımdır.Yazılarıma gelecek yorum veya eleştiriler de ancak adap ve usule uygunsa bir işime yarar,yoksa ne olduğu kendinden menkul sağlıksız yorumlar gelmemesi daha evladır.Şükür farkedilmek gibi bir sorunum da yoktur zaten,hep farkedilirim.Ama asıl sizin herkese yaptığınız şu yorumlar ve yazılarınıza bakılırsa,böyle bir açlığınız olduğu hemen farkediliyor.

Filiz Alev 
 11.04.2011 19:14
Cevap :
Kendinize güveniniz yok! Sizi zor durumda bırakacak yorumları yayınlamıyorsunuz. Güçsüzlük belirtisidir bu. Elbette bundan sonra benden yorum alamayacaksınız. O şansınızı yitirdiniz zira. Yolunuz açık olsun Filiz Hanım.  15.04.2011 18:17
 

salt kendi kanaatlerinizi ve yorumlarınızı, sanki gerçekmiş gibi bana mal etmenizden men ederim sn. culduz. Kişi herkesi kendi gibi sanırmış, ya da fikrin neyse zikrin o dur hesabına, yazınızda hakkımda gerçekle alakası olmayan namukbul bir davranış ve niyet figüründan bahis var. Ben ilk kez burada blog yazmaya başladım, bundan önce herhangi bir yerde blog yazmışlığım yoktur. Burdaki yazılarımın hepsi de burada ve altında yer alan tarihte yazılmış ve ilk olarak sunulmaktadır. Hatta bazılarını aynı gün yollamayıp beklettim bile.. “Mor koyun”u mesela. Aynı gün içinde yolladığım da sadece “Anlatmak” ve “Kalabalık” başlıklı yazılarımdır. Zaten çok kısa olduklarından çok da kolay yazılmışlardır. Aynı anda düşünce dağarcığımdan çıktılar yolladım. Siz söyleyene kadar hiç farkında değildim, demek ki gerçekten çok üretken bir yazarmışım. Ama benim sizin gibi böyle açlıklarım ve kaygılarım zaten yoktur. Siz derdinize yanın, ben napayım.

Filiz Alev 
 05.04.2011 15:54
Cevap :
Yazımda payınıza düşen bölümü biraz abartmışsınız Filiz Hanım. Kişilere yönelik yazı yazacak kadar zamanım yok benim. Bu yönden müsterih olun lütfen. Sizi değil, "yazı tarzınız"ı eleştirdim ben. Kendinizi üzmeyin ve yıpratmayın lütfen. Şöyle düşünün bence... Yazılarınıza tek bir yorum gelmeseydi daha mı iyi olurdu? Fena mı işte farkedildiniz. Şöyle veya böyle siz doğru bildiğiniz tarzda yazmaya devam edeceksiniz. Hayat devam edecek yani. Selam ve saygılarımla efendim.  09.04.2011 14:09
 

Fakat ayrı kasalara koymak lazım!! Manavdan elma ve armut tarttırırken "Abi bir poşete koysam olur mu?" diye sorduğunda " Niye olmasın kardeşim? Hepsini ben taşıyorum sonuçta!" diyorum!! Bizim manav arada çürüklerini de koymasa patlar!! Bu da konunun bir başka yüzü!!!!

Ahmet Balcı 
 04.04.2011 17:03
Cevap :
Evet; gerçekten de konunun henüz bakir kalmış tarafını da şaapmış oldunuz böylelikle. Bir de tüy dikebilseydiniz, çok iyi olacaktı ama neyse.  04.04.2011 17:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 312
Toplam yorum
: 4634
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1570
Kayıt tarihi
: 10.02.07
 
 

Önceleri konuşurdu insanlar, "yazmak", sonraların işi... Duygu ve düşüncelerimizin yanı sıra gözl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster